<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0" xml:base="http://www.rizgari.com"  xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
 <title>Rizgari Online - Kurdish News</title>
 <link>http://www.rizgari.com</link>
 <description>rggg</description>
 <language>ku</language> 

<item>
<title>PYD, El-Partî´nin 72 üyesini serbest bıraktı! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39979</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rudaw.net/skwidadministration/img.ashx?pageid=7971&phName=Image1><img src=http://rudaw.net/skwidadministration/img.ashx?pageid=7971&phName=Image1 align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Partiya Demokrat ya Kurd li Sûriyê (El-Partî) Başûr sözcüsü Seîd Omer yaptığı açıklamada PYD´nin asayiş güçlerinin tutukladığı parti üyelerinden 72´sinin serbest bırakıldığını duyurdu.Rûdaw Gazetesine açıklama yapan Omer, PYD´nin elinde halen iki parti üyelerinin tutuklu olduğunu kaydetti.Omer, tutukluların Efrîn´den Osman Betal Hesen ile Kobanê´den Hesen Etê olduğunu ifade etti. 
Seîd Omer, şimdiye kadar 72 parti üyesinin serbest bırakıldığını, 2 arkadaşlarının ise halen PYD asayiş güçlerinin elinde tutuklu olduğunu, her ikisinin de Başûr bölgesinden gelenlerden olduğunu, Rojava ile Başûr sınırında tutuklandıklarını, bunların da serbest bırakılmasını istedi.  <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> 
]]></description>
</item>

<item>
<title>Zêdetir li 200 endamên PKK`ê diçin nav rêzên YNK`ê</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39978</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/200-gerillayen-pkk-tevi-ynk-dibin.jpg" width="140" height="87" alt=""/>Berpirsê desteya kargîriya mekteba siyasiya Yeîktiya Niştimanî ya Kurdistanê, pêşwazî li hejmarekî zor yê Kurdên parçeyên din yên Kurdistanê kir ku çûne nav rêzên YNK`ê.Li gor nûçeyekî &#8220;Ensat Merkezî&#8221; ser bi Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê ku roja 17/5/2013`an belavkiriye ku 214 kes li parçeyên din yên Kurdistanê ku pêştir li nav rêzên Partiya Karkerên Kurdistanê PKK`ê de bûn biryara xwe dane ku biçin nava rêzên Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û di çarçoveya wê partiyê de xebata xwe berdewam bikin.<br />
<br />
Amaje bi wê yekê jî hatiye kirin ku berpirsê desteya kargîrî ya mekteba siyasiya Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê Mele Bextiyar di rêûresmekê de ku ji bo pêşwazîkirina wan kesan hatibû rêxistin kirin ragihandiye û gotiye: &#8220;Em dîroka xebata we bilind dinirxînin û rêzê lê digrin, ji berku we li nav Partiya Karkerên Kurdistanê kar kiriye. Em dilxweşin bi ew ezmûna we ya borî hûn birjînin nava robarê Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê, ji ber ku YNK`ê mala mezine û hewl bo hemû aliyekî dide, li vir hûnê bîr û ramanên xwe bi azadî bidin nîşandan.&#8221;<br />
<i>Xendan</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Salih’ten, İran-ABD hattında diplomasi </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39977</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/salih-iran-abd-hattinda-diplomasi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/salih-iran-abd-hattinda-diplomasi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Önceki gün sağlığına kavuştuğuna dair fotoğrafları yayımlanan Federal Irak Cumhurbaşkanı ve YNK Genel Sekreteri Celal Talebani’nin bu görevi devam ettirememesi ihtimali, YNK’nin eski Washington temsilcisi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi eski Başbakanı Behram Salih’i harekete geçirdi. Salih’in İran-ABD arasında Federal Irak´ın yeni cumhurbaşkanı olabilmek için temaslarda bulunduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili Türk medyasında yer verilen haberde şunlar kaydedildi: “Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin 5 aydır süren tedavisinde olumlu ilerleme kaydedilirken, tecrübeli siyasetçinin sağlık sorunları nedeniyle siyasetten çekilmesi durumunda yerini kimin alacağına dair senaryolar üzerinde çalışılmaya devam ediyor. Irak’ta devam eden siyasi gerilimin yanı sıra Kuzey Irak’ta hızla değişen dengeler Talabani’nin yerine kimin geçeceği sorusunu tekrar gündeme getirdi. Hem Irak Cumhurbaşkanlığı için hem de Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) genel sekreterliği için muhtemel adaylar kulis çalışmalarını sürdürüyor. Gözlemciler, ismi cumhurbaşkanlığı için sıkça geçen Kürt siyasetçi Behram Salih’in ABD ve İran nezdinde yürüttüğü çalışmalara dikkat çekiyor.<br />
<br />
ABD Dışişleri’ne yakın kaynaklar, Salih’in geçen sene ağustos ayında Washington’a gelerek, Talabani sonrasında cumhurbaşkanlığı için destek istediğini belirterek, Salih’in hem ABD’yi hem İran’ı ikna etme girişimlerinin altını çiziyor. Dışişleri bakanlığında ve Milli Güvenlik Konseyi’nde resmi yetkililer ile görüşen Salih’in zamanın CIA başkanı David Petraeus ile de bir araya geldiği kulislerde dolaşan bilgiler arasında yer alıyor.<br />
<br />
Geçen hafta başında Irak Başsavcılığı, cumhurbaşkanının belirli bir süre görevinden uzak kalması durumunda yerine görev süresinin sonuna kadar yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesine dair Anayasa’nın 72. maddesinin uygulanmasını istemişti. Şii lider Mukteda el Sadr da bu karara destek vererek, başsavcılığın bir cumhurbaşkanı atayabileceğini ifade etmişti. Önceki gün ise Irak Cumhurbaşkanlığı ve KYB sayfalarında Talabani’nin tedavisinin devam ettiği Almanya’da doktorlarıyla birlikte çekilmiş ve Kürt siyasetçiyi gayet sağlıklı gösteren fotoğraflar yer almıştı.<br />
<br />
1990’lı yıllarda Talabani’nin liderliğindeki KYB’nin Washington temsilciliğini yapan Salih, Amerikan siyasi çevreleri tarafından yakından tanınıyor. ABD’den 2000 yılında ayrılarak Irak’a dönen Salih, Kürt Bölgesel Yönetimi başbakanlığı görevinde de bulundu. Talabani’nin 2007’de rahatsızlanarak Ürdün’de hastaneye kaldırılmasının ardından, Salih’in İranlı yetkililerle görüşmesi Talabani’nin tepkisini çekmişti. Şubat ayında İran’da Kürtçe yayın yapan resmi bir televizyonda Tahran’ın Behram Salih’in cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklediği duyurulmuştu.<br />
<br />
Zaman’a bilgi veren Iraklı gözlemciler, PKK’nın geri çekilmesiyle birlikte Kuzey Irak’ta değişen siyasi dengelerde Talabani’nin yokluğuna dikkat çekiyor. Kuzey Irak yönetiminin iki büyük partisinden biri olan KYB’nin nasıl bir ol oynayacağının büyük ölçüde Talabani’nin durumuna bağlı olması belirsizliği artırıyor. Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi KYB liderliğinin belirlenmesinde de İran’ın aktif bir rol oynadığı ifade ediliyor. Mayıs ayı başında Talabani’nin eşi Hero Talabani liderliğinde bir Iraklı Kürt delegasyonu İran’ın resmi davetlisi olarak Tahran’a önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zozani: Bu bir ilk ve çok önemli</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39976</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/zozani-bu-bir-ilk.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/zozani-bu-bir-ilk.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ‘Kurt’ olan soyadını mahkeme kararıyla ‘Zozani’ olarak değiştiren BDP´nin Colemêrg Milletvekili Adil Zozani, Radikal’e yaptığı açıklamada, “incelendiğinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Kürtçe tanıtımı bir uzmana hazırlattığının anlaşıldığını, yazım konusunda basit gramer hataları olmakla birlikte bunu önemsediklerini söyledi. Zozani, “Kürtçede nesneye göre çoğul veya tekil ifade bulunur, bunlar yükleme göre yapmışlar. Bazı Kürtçe ile uğraşan bilimciler, Türkçedeki gibi çoğulu yükleme yüklüyorlar, burada yükleme yüklemişler. Bu bir hatadır, orada bir problem var. Ama sonucu değiştirecek bir şey değil” diye konuştu. Kürtçe kullanım yüzünden BDP’li belediye başkanlarının görevden alındığını anımsatan Zozani şöyle devam etti: “Doğru mu yanlış mı yazılmış o çok önemli değil. Benim açımdan, bir kamu kurumunun internet sitesinde devletin mevcut yasalarında yasaklı olan Kürt dilinin sembollerinin de kullanılarak bir tanıtım yapılmış olması önemlidir. Bu tek başına Türkiye ’de yasaklayıcı yasaların anlamsızlığını anlatmaya yetiyor. Daha önce, Kürt dilinin yasaklı sembollerinin yasal duruma getirilmesi için Meclis’te bu konuda vermiş olduğumuz yasa teklifinin gündeme alınması yasal zorunluluk haline gelmiştir. Bunun için sadece mevcut alfabe tablosuna Kürt dilinde kullanılan sembollerin eklenmesi suretiyle bu sorunu aşmak mümkündür. Kürt dilinde kullanılan sembollerin tabloya eklenmesi yeterli olacaktır.” <br />
<br />
BDP’li Zozani, internet sitesindeki Kürtçe tanıtımın, Türkçe, İngilizce ve Arapçadan sonra geldiğine de dikkat çekerek, “En son Kürtçeye yer verilmiş. Keşke bu coğrafyada yaygın kullanılan dillerin devamında İngilizce ve Arapçaya yer verilmiş olsa daha mantıklı bir iş yapmış olurlardı” dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu da TC´nin 'ilk Kürdçe tabelası'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39975</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-da-tc-nin-kurdce-tabelasi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/bu-da-tc-nin-kurdce-tabelasi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Kürdçe tabela, Türk mahkemesi kararıyla kaldırılmıştı. 2011 yılında da Êlîh´de BDP li belediyenin dört dilli tabelası sökülmüştü.Radikal´den Rıfat Başaran´nın haberinde şunlara yer verildi:“Kamuoyunda ‘Ombudsman’ olarak bilinen Kamu Denetçiliği Kurumu, ‘anayasal kurum’ olarak bir ilke imza attı. Kurum çalışmalara başlar başlamaz BDP ’li belediyelerin park isimleri koyarken karşılaştığı ‘alfabede yer almayan harf’ yasağını fiili olarak aştı. Vatandaşlara, şikâyetlerini iletmesi için çağrı yapan kurum, Kürtçeye de yer verdi. Kurum, resmi internet sitesinde Türkçe anlamı “Devletimiz kendisine güveniyor ve kendisini milletin denetimine sunuyor” olan slogana yer verirken, bu sloganda Türkçe alfabede yer almayan ‘w, x’ gibi harfler kullanıldı. <br />
<br />
Resmen çalışmaya başlayan kurum, Türkçe, Arapça, İngilizce yanında Kürtçe duyuru da yaparak vatandaşları başvuru yapmaya çağırdı. Kurumun, resmi internet sitesinde Kürtçe duyuru da yer aldı. Duyuruda, “Devletimiz kendisine güveniyor, kendini milletin denetimine sunuyor” yazısı Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe, Arapça ve İngilizce duyuruldu. Kurum bu duyuru sırasında BDP’li belediyelerin sık sık karşılaştığı Kürtçe park ve sokak isimleri ile ilgili yasak kararlarını da fiili olarak aşmış oldu. Kurum çağrı için Kürtçe olarak hazırlanmış sloganlarda, yasak kararlarına neden olan ‘x, w ve q’ gibi harflere yer verdi. <br />
<br />
<b>Şikâyet listesi </b><br />
<br />
Ombudsmanlık (Kamu Denetçiliği) Kurumu’na başvurular 29 Mart itibariyle başladı. Şikâyet konularını, ‘kamu personel rejimi, emeklilik, terfi, idari kadro talebi, imar, ihale iş ve işlemleri, eğitim ve sınav işlemleri, mali konular, vergilendirme, kamulaştırma, sendikal haklar, orman ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması, gümrük, kolluk hizmetleri, sosyal güvenlik işlemleri, mülkiyet hakkıyla’ ilgili konular oluşturdu. <br />
<br />
Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu’nun başkanlığındaki kurumda, kamu denetçisi olarak Zekeriya Aslan, Mehmet Elkatmış, Serpil Çakın, Abdullah Cengiz Makas, Muhittin Mıhçak görev yapıyor.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İnsanlık mezara gömülmüş</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39974</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/insanlik-mezara-gomulmus.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/insanlik-mezara-gomulmus.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> İnsan Hakları Derneği (İHD) Dîyarbekîr Şubesi tarafından “Kayıplar ve Toplu Mezarlar ve Geçmişle Yüzleşme Çalıştayı” başlatıldı. İHD Şube Başkanı Raci Bilici, toplu mezarlara insanlığın gömüldüğünü belirtirken Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nazan Üstündağ, faillerin cezalandırılmadığına dikkat çekti.Taraf gazetesinden Remzi Budancir´in haberi:”İHD öncülüğünde ve Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı’nın desteğiyle iki gün sürecek olan Çalıştay’a, BM Kayıp Kişiler Uluslararası Komisyon Üyesi Matthew Holliday, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, Gazeteci Yazar Ragıp Zarakolu, İnsan Hakları Savunucusu Avukat Eren Keskin, STK temsilcileri, Barış Anneleri İnisiyatifi ve Diyarbakır Barosu katıldı. Çalıştay’ın açılış konuşmasını yapan Raci Bilici, toplu mezarların yaşanan savaşlardan kaynaklandığını söyledi. Toplu mezarların Türkiye’de 1915 yılında Ermeni Soykırımı ile başladığını, 30 yıllık isyan ile devam ettiğini belirten Bilici, “Geçmişle yüzleşilmelidir. Burada insanlık gömülüdür. Gömülü olan insanlığın ortaya çıkarılması gerektiğini söylüyoruz. Dünyanın birçok yerinde herkes nasıl ki kayıplarını arıyorsa bizler de burada kayıplarımızı arıyoruz” dedi. Mahtthew Holliday “İnsanlık böyle bir süreçten geçtiği zaman anneler, cevaplar içerisinde cevap bulmaya çalışırlar ve yalnızlaşırlar. Özellikle cevap bulma noktasına başvuruları hep olumsuzluklarla karşılaşırlar. Ve sessizleşirler. Kayıplar sessizliktir” diye konuştu. Barışı oluşturan dört önemli ayağın olduğunu ifade eden Öğretim Üyesi Nazan Üstündağ da “Birincisi eşitsizliği ortadan kaldıracak anayasal değişiklik. İkincisi silahsızlanma ve gerillanın geri çekilmesi. Üçüncüsü güvenlik reformu asker ve polis sayısını azaltmaktır. Dördüncüsü ise savaştan kaynaklı hak ihlallerini ortaya çıkarmaktır” dedi.<br />
<br />
<b> Failler cezalandırılmıyor</b><br />
<br />
Yapılan soruşturmalarda mağdurların durumlarının aydınlatılmadığı ya da mağdurların durumlarının aydınlatıldığı; ancak faillerinin cezalandırılmadığına dikkat çeken Üstündağ, “Âkil İnsanlar grubu ile yapılan çalışmalarda önemli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Hakikatin ortaya çıkarılması noktasında büyük bir talep var. Bunu hem Kürtler hem de Türkler istemektedir. Türkler tarihi geçmişi bilmemekten Kürt sorununu PKK ile tanımlamaktadır. Bu da tarihsel bir boşluk yaratmaktadır” şeklinde konuştu.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kalkan: Herkes sözünün gereğini yapmalı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39973</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/D.Kalkan05082010.jpg><img src= http://www.rizgari.com/images/D.Kalkan05082010.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan, “demokratik çözüm sürecinin birinci aşamasının, PKK ve Kürtlerin gereklerini yerine getirmeleri ile aslında sonuçlandığını” belirterek, “demokratikleşmeyi içeren 2. aşamaya geçildiğini” söyledi. Kalkan, 2. aşamada herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.ANF´nin geçtiği haberde şunlar kaydedildi:”Nuçe TV’de gazeteci Baki Gül’ün hazırlayıp sunduğu, BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak’ın stüdyo konuğu olarak hazır bulunduğu Gündem programına katılan KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan süreçle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.Gerilla güçlerinin geri çekilmesini değerlendiren Kalkan, çözüm sürecinin birinci aşamasının aslında tamamlandığını, demokratikleşmeyi içeren 2. aşamada herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerdiği, 3’ünün hazırlık çalışmalarının başlatıldığı konferanslara değinen Kalkan, konferansların demokratik siyasi mücadele hamlesinin içeriğini oluşturduğunu belirterek, “Bu hamlenin başlatılma ve geliştirme projesidir” dedi.<br />
<br />
KCK Yürütmek Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Gündem programında yaptığı açıklamalarda, gerillaların ‘demokratik çözüm yürüyüşünü’ olarak adlandırdığı medya Savunma Alanları’na çekilmeye başlamaları ile ilgili şunları söyledi:<br />
<br />
“Öncelikle gerillanın demokratik çözüm yürüyüşünü selamlıyorum. Tüm Kürt halkına ve Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyorum. Önder Apo’nun İmralı’da yürüttüğü görüşmeler ve Newroz’da yaptığı çağrı, başlattığı yeni süreç temelinde gerilla yürüyüşü gerçekleşiyor. Bu temelde yönetimimiz 23 Martta ateşkes ilan etmişti. 25 Nisanda da genel bir açıklama yaptı. Gerillanın çekiliş sürecinin 8 Mayısta başlayacağını kamuoyuna duyurdu. Kamuoyunun bilgisi dâhilinde 13-14-15 Mayıs tarihlerinde ilk gerilla gruplarının Medya Savunma Alanlarına geçişi gerçekleşti. Önder Apo’nun çağrısı ve yönetimimizin kararı çerçevesinde gerillanın çekilme süreci 8 Marttan itibaren başlamıştır. Bu anlamda hareketimiz, yaptığı açıklamaların gereğini yerine getirmiş, verdiği sözü tutmuştur. Sözüne sadık bir hareket olduğunu ortaya koymuştur. Bu temelde şimdiye kadar Kürt tarafının yaptığı çağrıların gereği yerine getirildi, önemli adımlar atıldı.”<br />
Gerillanın yürüyüşünün, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile Kürt halkı için büyük önem arz eden Mayıs ayı içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Kalkan, “Mayıs ayı bizim şehitler ayımızdır. 18 Mayıs şehitler günümüzdür. Hepsi şehitler ayında gerçekleşiyor ve kahraman şehitlerimizin 35-40 yıldır yürüttükleri mücadelenin temeli üzerinde gerçekleşiyor. Gerillanın demokratik çözüm yürüyüşü şehitlere doğru sahip çıkma, amaçlarını başarma yürüyüşü oluyor. Şehitlerimizin izinde yürüyüş oluyor. Özellikle de 2011-2012 devrimci halk savaşı hamlesinin yarattığı birikim üzerinde bu yeni süreç, demokratik çözüm süreci gelişiyor. Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesi tamamen devrimci halk savaşının yarattığı kazanımlara dayalı gelişiyor. Bu vesileyle şehitler günümüzü şehitler ayımızı kutluyorum. 18 Mayıs şehitler gününde büyük şehidimiz Haki Karer şahsında tüm kahraman şehitlerimizi saygıyla minnetle anıyorum.  Onlara verdiğimiz amaçlarını başarma sözümüzü bugün gerilla demokratik çözüm yürüyüşü ile yerine getiriyor. Önder Apo’nun ilan ettiği Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesi şehitlerimizin amaçlarının başarılması hamlesi oluyor” dedi.<br />
<br />
Duran Kalkan, Kürt tarafının her koşulda direndiğini gösterdiği gibi, Kürt halkının direnişçi bir halk, özgürlüğe tutkulu bir halk olduğunu ortaya koyduğu gibi, demokratik siyasi mücadele hamlesinde de başarılı olacağına dair kendine güvenen, bağımsızca karar alıp adım atabilen bir halk olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.<br />
<br />
“Bunların hepsi Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünün açılması içindir” diyen Kalkan aslında çözüm sürecinin ilk aşamasının bittiğini, ikinci aşamasına geçildiğini söyleyerek devamla şu değerlendirmede bulundu: <br />
<br />
“Birçok çevre bu konuda gerillayı engel olarak gösteriyordu. Savaş var çatışma var o nedenle biz bir şey yapamıyoruz diyorlardı. Şimdi önder Apo’nun başlattığı yeni süreç temelinde hareketimizin attığı adımlarla, söz konusu engellerin hiçbirisi kalmamıştır. Çatışma bitmiştir, savaş yok, çatışma ihtimali yok. Bu anlamda Newroz’da ilan edilen sürecin ilk aşaması tamamlanmış oluyor. Her kese verdiği sözün gereğini, yaptığı çağrının gereğini yerine getirmek düşüyor.  Bu bakımdan birçok gücün harekete geçme zamanı.<br />
<br />
PKK, Kürtler verdiği sözü tuttular, gereğini eksiksiz yaptılar. O halde herkes de sözünün gereğini yerine getirmeli. Şimdi yapılması gereken bu, beklenen bu. İkinci aşamada aslında bu sözlerin tutulmasıdır. Öncülüğünü yine Kürtler yaptı, PKK yaptı. Ön açıcı oldu, tek yanlı fedakarlıkta bulundu. Ama elbette bu boşuna değildir. Gerillanın bu yürüyüşü, demokratik çözüm yürüyüşü boşuna değil. Bir amaca bağlı hedefe bağlı, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve halkların kardeşliğinin tesis edilmesi içindir. O halde herkes üzerine düşeni yerine getirmeli. Bütün siyasi güçler, demokratikleşmeden yanayız diyen herkes, gerekli çabayı göstermeli. Özellikle de demokratik güçler, demokratik siyaset yürüten güçler, artık hamle yapmaları için hiçbir engel yok, tersine güçlü dayanağa sahipler. O halde bu dayanağı doğru kullanmalıdırlar. Dayandıkları birikimin hakkını vermeliler, pratikleşmesini sağlamalılar. Büyük bir demokratik siyasi mücadele hamlesini geliştirebilmeli, demokratik çıkış yapabilmeliler. Görev onlara düşüyor, sorumluluk onların üzerindedir. Demokratikleşmeyi sağlayacak yegane güç onlar.<br />
<br />
Tabi iktidarı elinde tutan, gücü elinde bulunduranlara da görev ve sorumluluk düşüyor. Yasal-anayasal düzenlemelerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü temelinde yapılması gerekiyor. Kürt inkarının son bulması lazım. Gerillanın yürüyüşü demokratik çözüm yürüyüşüydü. Kürt inkarının son bulması yürüyüşüydü.  Bunu yönetimimiz açıkça ifade etti, ilan etti. Artık Kürdü inkar eden güçler bu inkar zihniyetinden de, politikasından da vazgeçtiklerini ortaya koymalıdırlar. Bu temelde başta Kürt halkı olmak üzere tüm insanlığı, ilerici güçleri ikna edebilmeliler. Görev sorumluluk onlara düşüyor. Bundan sonra sürecin ikinci aşaması da bu temelde gelişecek. Artık ikinci aşama olarak demokratikleşme, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü, onun için yasal anayasal düzenlemeler ve her alanda demokratikleşme adımlarının atılması. Bu temelde herkesin verdiği sözün gereğini yerine getirmesi, demokratikleşmede üzerine düşen görev ve sorumluluklarını pratikte başarıyla yerine getirmesi gerekli. Bizim çabamız bu temeldedir.  Bakalım, verilen sözler ne kadar yerine getirilecek, gerekli adımlar ne kadar atılacak göreceğiz.”              <br />
Duran Kalkan, demokratik çözümün önemli ayaklarının başında gelen Öcalan’ın önerdiği 4 büyük konferansı da değerlendirdi. 3’ünün hazırlık çalışmaları ile tarihlerinin netleştiği konferanslara ilişkin şunları kaydetti:<br />
<br />
“Önder Apo’nun önerdiği 4 büyük demokratikleşme konferansı aslında Newroz’da ilan ettiği demokratik siyasi mücadele hamlesinin içeriğini oluşturuyor. Bu hamlenin başlatılma ve geliştirme projesidir. Amacı Kürt sorununu ve demokratikleşme sorununu bir elit grubun, bazı siyasi çevrelerin, iktidar sahiplerinin elinden alıp başta Kürt halkının tümü olmak üzere sorunla ilgili tüm halklara, toplumlara, Türkiye toplumuna ve yurtdışındaki Ortadoğulu topluluklara, demokratik insanlığa yaymaktır, taşırmaktır. Onları da sorunun içine çekmek, sorunun çözümünde söz sahibi kılmaktır. Bu demokratik siyasetin gereği oluyor. Demokratik siyaseti harekete geçirmeyi ifade ediyor. Demokratik siyaset bir elit siyaset değildir. Sadece kadroların, ya da partilerin de yürüteceği siyaset de değildir. Kitleye dayalı, halka dayalı siyasettir. Ezilenlerin harekete geçmesini ifade eden siyasettir. Emekçilerin, kadınların, gençlerin, tüm etnik grupların, mezheplerin, dini çevrelerin kendilerini özgün örgütleyerek demokratik katılımlarını sağlamak üzere harekete geçmelerini içeren siyasettir. Konferanslar tüm bu güçleri harekete geçirmeyi hedefliyor. Bu bakımdan siyaseti halka yaymayı, topluma yaymayı, dolayısıyla Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünde, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde kitleleri, halkları, ezilenleri söz sahibi kılmayı, pratikleştirmeyi ifade ediyor. Amacı, hedefi budur.<br />
Türkiye’de ve Avrupa’da yapılmak istenen konferanslar demokratikleşme konferanslarıdır. Ankara konferansı Türkiye'nin Demokratikleşme Konferansı özelliği taşıyor. Avrupa’daki konferans da benzer özelliklere sahiptir. Tüm Türkiye’de yaşayan kesimleri, grupları, siyasi çevreleri, aydınları, demokrasiden yana olan, sorunların demokratik çözümünü isteyen, demokratik bir Türkiye isteyen herkesin katılmasını ifade ediyor, öngörüyor. Herkese açıktır. Çağrı bu temelde yapılmıştır. Adımlar da bu temelde atılıyor. Biz başarılı olacağına inanıyoruz. Ve Türkiye toplumunun Ankara merkezli olarak ve yurtdışı merkezli olarak demokratikleşmedeki iradesini, tutumunu ortaya çıkaracak. Herkesin önüne demokratik Türkiye toplumunun, halkların istediğini, gençlerin istediğini, kadınların istediğini ortaya koyacak. Öyle bazı grupların, bazı kişilerin, bazı partilerin talebi olmadığını, tüm toplumun talebi olduğunu herkese gösterecek. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün çerçevesinin ne olması gerektiğini ortaya çıkartacak. Aslında çözüm projesini demokratikleşme projesini yaratacak konferanslardır.<br />
<br />
Amed ve Hewler’de yapılacak konferanslar ise Kürt konferansı. Ulusal demokratik Kürt güçlerini en geniş biçimde içinde toplayacak konferans oluyor.<br />
Amed’te olan Kuzey Kürdistan’daki tüm halkı, halk kesimlerini birleştirecek ve Kuzey Kürdistan toplumunun iradesini, taleplerini, Kürt sorununun çözümü konusundaki istek ve görüşlerini ortaya çıkaracak. Kuzey Kürdistan halkı, toplumu nasıl yaşamak istiyor, nasıl bir sistemde, ne tür bir örgütlülük içerisinde yaşamı öngörüyor onu ortaya çıkaracak.<br />
<br />
Hewler konferansı ise bunu 4 parça Kürdistan’da yapacak. Yani 40 milyonluk Kürt toplumunun özgür, demokratik iradesini ortaya koyacak. Kürtler Ortadoğu’da Kürt sorununun çözümünü bu süreçte nasıl öngörüyorlar, nasıl bir çözüm talebinde bulunuyorlar. Parçalar arası dayanışma nedir.  Kürt ulusal demokratik stratejisi, programı nelerden oluşuyor, bunları hayata geçirmek için en üstte ulusal demokratik Kürt dayanışması, kurumlaşması nasıl olacak. Zaten bu konferansların adı da Milli Birlik ve Dayanışma Konferansları kondu. Amed’teki de öyledir. Özgürleşme ve demokratikleşme konferansı.<br />
<br />
Hewler’deki de bütün parçalardaki Kürtleri kapsayacak bir Ulusal Birlik ve Dayanışma Konferansıdır. Hem Kürtler arası ilişki ve ittifakı ulusal demokratik çizgide en sağlam hale getirecek hem de Kürtlerin böyle bir süreçte Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünden ne anladıklarını, nasıl bir çözüm istediklerini, dolayısıyla, nasıl bir yaşamı öngördüklerini ortaya koyacak. Bu oldukça önemli bir durumdur. Bazı çevreler diyor çözümü PKK dayatıyor, önder Apo dayatıyor, Kürt sorununu bunlar gündeme getiriyorlar, bazı talepler bunların talepleridir. İşte yasal-anayasal çözümler olsun, demokratik özerklik çözümü geliştirilsin dendiğinde bunları PKK istiyor, önder Apo istiyor. Bir grubun talebidir diyorlar. Şimdi bu konferanslarla bu taleplerin bir grubun değil, kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı 40 milyon Kürdün talepleri olduğu ortaya konulacak. Her kes görecek ki ortada bir halk duruşu var halk talebi var. Dolayısıyla da artık halk iradesine bağlıyız, esas alıyoruz diyenler bu temelde demokrasiyi tanımlayanlar ve kendilerinin demokratik olduğunu söyleyenler de her halde Kürt toplumunun böyle bir irade ortaya koyuşunu da tanımak durumunda kalacaklar. Bunlar gerçekleştiğinde aslında Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünde ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde çok önemli bir aşama kaydedilmiş olacak. Demokrasi programı, demokrasinin güçleri ortaya çıkmış olacak. Büyük bir demokrasi mücadelesi bu temelde gelişebilecek. Biz inanıyoruz, konferanslar başarılı olacak. Şimdiden bu konferanslar için yürütülen bütün çalışmaları selamlıyor, çalışanlara da üstün başarılar diliyorum.”      <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i>            <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>‘Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalı’ </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39972</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/asker-kislaya-korucular-silah-biraksin.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/asker-kislaya-korucular-silah-biraksin.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Dîyarbekîr il Örgütü'nü ziyaret etti. Ziyaret sonrası komisyon adına açıklama yapan İHD Dîyarbekîr Şubesi Başkanı Raci Bilici, "Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalı, TOMA ve akrep tipi zırhlı araçlar şehir içinden çekilmelidir" dedi. ANF´nin haberinde sunlara yer verildi:“Diyarbakır'da aralarında Diyarbakır Barosu, İHD Diyarbakır Şubesi, MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi, KESK Diyarbakır Şubeler Platformu, Diyarbakır Tabip Odası, GÜNSİAD, TİHV Diyarbakır Temsilciliği, TUHAD-FED, MEYA-DER ve Barış Anneleri İnisiyatifi'nin de bulunduğu sivil toplum kuruluşlar, KCK'nin açıklamasıyla birlikte HPG güçlerinin 8 Mayıs'ta başlattığı geri çekilmeye ilişkin kurulan izleme komisyonu kurmuştu. Kurulan komisyonun üyeleri, BDP Diyarbakır İl Örgütü'nü ziyaret etti. BDP PM üyesi İnan Kızılkaya tarafından kabul edilen heyet, görüşmenin ardından basına bilgi verdi. Heyet adına açıklama yapan İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, komisyon olarak Diyarbakır Valisi, AKP ve BDP'nin Diyarbakır il örgütlerini ziyaret etme kararı aldıklarını hatırlatarak, "Biz öteden beridir Kürt sorununun çözümünün diyalog olduğuna inanıyoruz. KCK'nin almış olduğu geri çekilme kararı sonrası süreci izleyecek, gözlemlerimizi yapacağız" dedi. <br />
<br />
Bilici, elinde silah bulunduran asker ve korucuların da çekilmesi gerektiğini söyleyerek, "Asker kışlaya dönmeli, korucular silah bırakmalıdır. Çünkü bu süreç provokasyona açık bir süreçtir. Bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca polis de tavrını ve tutumu değiştirmeli, demokratik bir anlayış içine girmeli, akrep ve TOMA isimli zırhlı araçlar şehir içinden çekmelidir. Aynı şekilde yine Diyarbakır'da her gün uçaklar havalanıyor. Uçakların havalanması sürecin hassasiyetine uygun değil, rahatsız edicidir. Uçakların havalanmasına son verilmelidir" diye konuştu. Bilici, komisyon olarak önümüzdeki günlerde kırsal alanlarda gözlemlerde bulunacaklarını duyurdu.“<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Tanrıkulu: Suriyeli muhaliflere TSK üniforması verildi mi?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39971</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyeli-muhalifler-tsk-uniformasi-giyiyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyeli-muhalifler-tsk-uniformasi-giyiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> CHP'li Sezgin Tanrıkulu, TC Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a, "TSK üniformaları başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere diğer Suriyeli muhalif gruplara dağıtılmış mıdır?" diye sordu.Radikal´in kaydettigine göre,“CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu Tanrıkulu, Milli Savunma Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi sundu. Suriye’de yaşanan karışıklık döneminde, Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhalif gruplara silah, mühimmat ve askeri kıyafet verildiği yönünde basında haberler çıktığını hatırlatan Tanrıkulu, muhaliflerin Türk askeri üniforması taşıdığını iddia ederek Bakan Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti: “Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki eski üniformalar ne yapılmaktadır? <br />
<br />
TSK envanterinden 2012 ve 2013 yıllarında yabancı ülkelere askeri malzeme hibesi yapılmış mıdır? Yapıldı ise bu ülkeler hangileridir ve ne tür malzemeler hibe edilmiştir? <br />
<br />
TSK üniformaları başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere diğer Suriyeli muhalif gruplara dağıtılmış mıdır? Dağıtıldı ise kaç adet dağıtılmıştır? <br />
<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait eski veya yeni askeri kıyafetlerin rütbeleri ve Ordu amblemleri sökülmeden Suriyeli muhaliflere dağıtıldığına dair bilginiz var mı? <br />
<br />
Suriyeli muhaliflere askeri malzeme verme yetkisini kimden ve hangi karardan aldınız?” <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye, İran’ın Suriye zirvesine katılmasına karşı değil</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39970</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kerry-lavrov-2005.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kerry-lavrov-2005.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD ile Rusya, Suriye krizine çözüm bulmak amacıyla Cenevre'de yeni bir konferans düzenlenmesi konusunda anlaştı. Gelişmenin ardından Esed rejiminin en büyük destekçilerinden İran'ın Cenevre'ye katılıp katılmayacağı tartışılmaya başladı. Moskova, İran'ın katılımına destek verirken Fransa karşı çıktı. Ankara ise henüz kesin bir pozisyon belirlemedi. Ancak Zaman'a konuşan diplomatik kaynaklar, “Kimseye ön reddimiz yok.” değerlendirmesinde bulundu.Gazetenin haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:“ABD ile Rusya, Suriye krizine çözüm bulmak amacıyla yeni bir uluslararası konferans düzenlenmesinde anlaşırken gözler, II. Cenevre buluşmasına kimlerin katılacağına çevrildi. Rusya ile birlikte Esed rejiminin en büyük destekçisi olan İran’ın Cenevre’ye katılıp katılmayacağı tartışması başladı. Moskova, İran’ın katılımına destek verirken Fransa buna hemen karşı çıktı. Ankara ise henüz kesin bir pozisyon almaktan geri duruyor. Zaman’a konuşan diplomatik kaynaklar, “Kimseye ön reddimiz yok. Önemli olan konferansın parametreleri. Ortaya konan parametreleri kabul etmeleri çerçevesinde değerlendiririz.” ifadesini kullandı.<br />
<br />
Cenevre’de haziran ayında toplanması planlanan ikinci uluslararası Suriye konferansının ülkedeki krizi sona erdirip erdirmeyeceği tartışılırken katılımcıların kimler olacağı konusunda ihtilaflar yaşanıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, konferansta İran’ın bulunmasını isteyerek bu önemli aktörün dışlanmaması gerektiğini savundu. Fransa Dışişleri Bakanlığı da yazılı bir açıklama yaparak “İran’ı istemiyoruz.” dedi. ABD’den ise henüz ses yok. Zaman’ın bu konudaki sorusuna cevap veren Ankara ise, “Henüz katılımcılar konusunda kesin bir pozisyon belirlemedik.” diyerek duruma göre hareket edeceğinin sinyalini verdi. Diplomatik kaynaklar, “Önceliğimiz konferansın parametrelerinin herkes tarafından kuşkuya yer bırakmayacak şekilde anlaşılıp teyit edilmesi. Tabii muhalefetin kendi tutumunu ve katılacak yetkililerini belirlemesi de son derece önemli. Cenevre-1’in katılımcılarının dışında kimler hangi gerekçelerle katılabilir ona bakarız. Ama bizim kimseye ön reddimiz yok. İlave katılımcı adaylarını katma değerleri ve ortaya konan parametreleri kabul etmeleri çerçevesinde değerlendiririz.” yorumunda bulundu.<br />
<br />
Cenevre’de geçtiğimiz sene 30 Haziran’da gerçekleşen zirveye BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra Türkiye, Katar ve Kuveyt katılmıştı. BM Genel Sekreteri Moon ile Özel Temsilci Kofi Annan, Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil el Arabi ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Ashton da yer almıştı. Zirvede barışın tesisi için bir geçiş hükümetinin kurulması konusunda uzlaşmaya varılmış; ancak bunun ayrıntıları muğlak kalmıştı. Rusya bunu “Esed’in gitmesi gerekmiyor.” diye yorumlamış; Türkiye ve Batılılar ise “Esedsiz geçiş süreci” olarak lanse etmişti. Halen taraflar arasında bu görüş ayrılığı sürerken Cenevre’den nasıl bir netice çıkacağı ve bunun nasıl uygulanabileceği konusunda tereddütler bulunuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi yeni Cenevre sürecini “ipe un sermek” olarak nitelendirirken Başkan Barack Obama ile görüşmesi sonrası “Görüşüm değişti veya gelişti diyebilirsiniz.” yorumu yapmıştı. Öte yandan Cenevre öncesi Rusya’yı içermeyen Türkiye ve ABD’nin yer aldığı 10 kadar ülkeden oluşan Suriye Halkının Dostları Çekirdek Grubu çarşamba günü Ürdün’de bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapacak.<br />
<br />
<b> ‘İstifa etmeyeceğim’ diyen Esed, Cenevre’ye şans tanımıyor</b><br />
<br />
ABD ve Rusya, Suriye’de akan kanı durdurmak için Cenevre’de uluslararası bir konferans düzenlemek üzere diplomatik girişimde bulunurken Beşşar Esed’den siyasi çözüm beklentilerini düşüren bir açıklama geldi. Esed, Cenevre’de yapılacak barış müzakerelerinin başarılı olacağını düşünmenin gerçekçi olmadığını söyledi. Arjantin gazetesi Clarin ve devlet haber ajansı Telam’a konuşan Suriye Devlet Başkanı Esed, yine muhalifler için ‘terörist’ nitelemesi yaparken kendisinin yer almadığı bir geçiş hükümeti ihtimaline kapıları kapadı. Esed, “Dünyada, siyasi çözüm ile terörizm arasında bir kafa karışıklığı var. Bir konferansın ülkedeki terörizmi sona erdireceğini sanıyorlar. Bu hayal.” ifadelerini kullandı. Barış görüşmelerinin bir anlamı da olmayacağını çünkü muhaliflerin bir anlaşmayı görüşemeyecek kadar çok bölünmüş olduklarını savundu. “Teröristlere diyalog yok.” diyen Esed, istifa etmeyi de düşünmediğini, iktidarda kalıp kalmayacağının 2014’te yapılacak seçimlerle belli olacağını kaydetti.<br />
<br />
<b> KUSAYR’A BOMBA YAĞDI</b><br />
<br />
İki yılı aşkın bir süredir iç savaşın devam ettiği Suriye’de rejim güçleri, Lübnan sınırındaki stratejik Kusayr kasabasını muhaliflerden almak için operasyon başlattı. 20 bin nüfuslu Kusayr’ı kuşatan Esed’e bağlı birliklerin dün kasabayı havadan ve karadan bombaladığı, dünkü bombardımanda en az 16 kişinin öldüğü bildirildi. Kuşatma sebebiyle sivillerin bölgeden kaçamadığı ifade ediliyor. Kusayr, muhaliflere Lübnan’a girip çıkma imkanı tanırken, ele geçirilmesi durumunda da rejime Şam üzerinden Akdeniz’e ve Nusayri nüfusunda yoğun olduğu bölgelere bağlanma fırsatı sağlayacak.“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye için Suriye'de zor dönem (2)</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39969</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Cengiz Çandar*/</b> Washington sonrasında Türkiye (ve Tayyip Erdoğan) için 'riskli' bir siyasi dönemin başlamış olma ihtimali var.Tayyip Erdoğan, Washington San Francisco’ya geçmeden önce beraberindeki Türk gazetelerin genel yayın yönetmenlerine önemli açıklamalar yaptı. “Suriye konusunda somut gelişmeler oldu mu?” sorusuna cevabı şu: “En somut yanı ‘Esad’sız Suriye’. Cenevre sonrası adım atılacaksa Esad’sız bir süreç olacak... Rusya madem ‘Esad’ın avukatı değilim’ diyor. Daha ne kadar yanında duracak, görmek lazım. Göreceğiz... Bu seyahatin ardından Rusya başta olmak üzere Suudi Arabistan ve bölgesel seyahatler planlıyorum.” Şu da Suriye konusunda “Obama yönetiminin bir ay öncesine göre farklı bir yerde durduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki ikinci soruya cevabı: <br />
<br />
“Daha kararlı gördüm. Ama askeri bir adım konusunda onlar da düşünmüyorlar. Cenevre sürecinde beklediğimiz neticeyi alabilirsek o zaman çok daha farklı kararların alınması mümkün olur.” <br />
<br />
Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamasını dünkü yazıda gönderme yaptığımız NYT’da Obama ile görüştüğü gün yayımlanmış olan Soner Çağaptay-James F. Jeffrey ortak imzalı, ‘Obama Türkiye’yi Suriye Bataklığından Kurtarabilir mi?’ başlıklı yazıda altı çizilen gözlemleri hatırlayarak değerlendirmekte yarar var. Söz konusu yazının gözlemini hatırlatalım: <br />
<br />
“Erdoğan, Esad rejimine karşı daha büyük bir güvence elde etmediği takdirde, Türkiye’nin Suriye’deki büyük kaybeden olacağının farkında. Erdoğan da eğer 2014’te oy sandığında mutlak çoğunluğu sağlayamazsa büyük kaybeden olacak. Bu, aynı zamanda, Türkiye’yi bölgede Batı değerlerinin güçlü sütunlarından biri ve az sayıdaki istikrarlı ülkelerinden biri olarak gören ABD için kötü olacak. Türk hükümeti Suriye’de güçler dengesi isyancılar lehine şimdi dönmez ise Suriye ihtilafının Hatay Vilayeti ve onunla birlikte Türkiye’nin geri kalanını da kargaşanın içine çekecek uzun bir mezhebi iç savaşa dönüşeceğine inanıyor.” <br />
<br />
İşte, Türkiye ya da bir başka deyişle Tayyip Erdoğan tam da bu nedenlerden ötürü, Obama’dan ABD’nin Başşar Esad’ın devrilmesi için ABD’nin Libya’da ortaya koyduğu iradeye benzer bir tavır beklentisi ile Washington’a gitmişti. <br />
<br />
Türkiye, şayet, kendi gücüyle Ortadoğu’ya yön verebilecek olsaydı, Washington’dan böyle bir talebi de olmazdı, olamazdı. ABD’den Suriye’de daha aktif olmasını, yapabileceklerini ve yapması gerekenleri yapmadığından şikâyetçi olan bir AK Parti hükümeti, bundan iki yıl öncesine kadar düşünülebilir miydi? <br />
<br />
Suriye krizi, Türkiye’nin ‘bölge gücü’ olarak sınırlarının Ankara’nın tasavvurlarının altında olduğunu gösterdi. Türk ve bölge kamuoyunun, Türkiye’nin gerçek gücünün bu olduğunun görülmesi istenmiyor olsa da, durum bu ve bunun daha da geriye gitmemesi için, Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray’ın kapısını çaldı. <br />
<br />
Erdoğan’ın Türk basın mensuplarına yaptığı yukarıdaki açıklamaların özellikle satır araları dikkatle okunup değerlendirildiğinde, Beyaz Saray’dan Suriye konusunda alınması gerekenin alınmadığı; tersine, Türkiye’nin ‘Amerika-Rusya ortak diplomasi treni’nin peşine takılmaya rıza gösterdiği görülecektir. <br />
<br />
Rusya, ‘Cenevre II’yi, Esad’sız bir Suriye amacıyla istemiyor. Tam tersine, ‘Esad’sız Suriye’ amacıyla yola çıkanları, Esad’lı bir Suriye ile müzakere noktasına çekmek amacıyla tasarlıyor. Zaten, Başbakan Erdoğan’ın, “Rusya madem ‘Esad’ın avukatı değilim’ diyor. Daha ne kadar yanında duracak görmek lazım. Göreceğiz... Bu seyahatin ardından Rusya başta olmak üzere Suudi Arabistan ve bölgesel seyahatler planlıyorum” sözleri Washington’da arzusu hilafına ortaya çıkan durumun itirafından başka bir şey değildir. <br />
<br />
Tam bu noktada, dünkü yazımızda gönderme yaptığımız Council on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) adlı önemli düşünce kuruluşunun uzmanı Steven A. Cook’un 13 Mayıs tarihli yazısının şu bölümlerinin altını çizmek gerekiyor: <br />
<br />
“Soğuk Savaş’ta görülecek bir şekilde, Washington ve Moskova’nın Suriye ihtilafının bölgeyi sarmasını önlemek için adım atıyorlar... Türk yönetimi sürekli olarak Esad’ın devrilmesi ve başında olduğu rejimin sona ermesi çağrısında bulundu. Bu, ilkeli bir pozisyondu ama eğer ABD ve Rusya’nın, Esad’ın aile çekirdeği olmasa bile rejimin ileri gelenlerini içine alacak şekilde Suriye’de bir siyasi çözüm sağlanmasının başını çekmeleri halinde, böyle bir politika Ankara’nın çıkarına pek hizmet edecek cinsten olmayacaktır... <br />
<br />
Suriye’de Türkiye’nin başına gelen çok şeyin Ankara’nın kendi kabahati olmadığı öne sürülebilir ve bu kısmen doğrudur, ama yine de böyle olması gerekmiyordu. Dünyadaki 16. büyük ekonomi olarak, elinde koz teşkil eden bölgedeki tarihi ve kültürel mirasıyla, Arapları cezbedecek siyasi ve ekonomik sistemi ve yumuşak-gücü bol bol kullanmasıyla, Türkiye, bölgesel sorun çözücü ve bir ekonomik makine olarak, Ortadoğu bir yeni Türk yüzyılı yaratarak, süreç içinde ABD’yi son altmış yıldır taşıdığı yüklerin bazılarından kurtarabilirdi. Ama işte bulunduğumuz yer: Cenevre’ye ya da bir başka ‘ağrı kesici’ şehre Washington ve Moskova’nın gözetimi altında, bir barış konferansı için yola çıkıyoruz. Başbakan Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi için (bu durumda) olabilecek en iyi şey, yüzleri yedikleri yumurtaya bulanmış olsa da, büyük güçlerin, Suriye trajedisinden çıkaracakları çözüm ne olursa, onu uygulayabilecekleri ölçüde konumlarının sarsılmamış kalmasıdır. En kötüsü ise özlemlerinin içinin boşluğunun ve büyük devlet patronlarına bağımlılıklarının bir kez daha ortaya çıkmasıdır... Sonuç olarak, Suriye, Erdoğan’ın içerdeki siyasi aura’sına bir çentik atmaktan öteye gitmeyebilir ama Washington’ın ‘Türkiye’nin bir bölgesel güç olarak yükselişi’ne dair inancını tuz buz edebilir.” <br />
<br />
Türkiye, gerçekten bir ‘bölge gücü’ olarak davranabilseydi, bir başka deyişle ‘ihtirasları ile imkânları arasındaki denge’yi doğru biçimde kurabilseydi, Suriye konusunda, ABD-Rusya girişimi, Türkiye’nin rolünün üzerine çıkamazdı. <br />
<br />
Ya da ABD, Suriye’de Esad’ı kollayan Rusya ile birlikte davranmayı; Esad’ın yıkılmasını şart gören Türkiye ile eşgüdümlü davranmaya tercih etmezdi. <br />
<br />
Washington’da Obama, Tayyip Erdoğan tarafından ikna edilmedi; Tayyip Erdoğan, üzerinde ‘ABD-Rusya’ yazılı ortak işletilen trene ‘Cenevre II’ye gitmek üzere binmeye mecbur kaldı. Türk diplomasisinin daha önce, ‘Cenevre II’ye ilişkin tüm inançsızlığına rağmen. <br />
<br />
Şayet yönü çevrilmediği takdirde, Washington sonrasında Türkiye (ve Tayyip Erdoğan için) ‘riskli’ bir siyasi dönemin başlamış olduğu ihtimali vardır. <br />
<br />
Salı günü, Suriye konusunda Türkiye ile İsrail farkı ve karşılaştırmasıyla devam edeceğiz...<br />
<br />
<i>*Radikal/ 20/05/2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Ergin, Öcalan'a neden televizyon verildiğini açıkladı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39968</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalana-tv-verilis-nedeni.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalana-tv-verilis-nedeni.jpg align=left width=105 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> TC Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Abdullah Öcalan'a televizyon verilmesini "diğer hükümlülerle uyum içinde olması, uyumsuz davranışları içinde bulunmaması için" verildiğini açıkladı.CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Öcalan&#8217;ın televizyon izleme izni ile ilgili TC Adalet Bakanı Sadullah Ergin&#8217;e önergeyle sorular yöneltti. Hürriyet gazetesinden Umut Erdem&#8217;in haberine göre &#8220;Ergin, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan yazışmaya verilen cevapla iznin nedenlerini özetle şöyle dile getirdi: &#8220;İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu&#8217;nun 11 Ocak 2013 tarihli kararıyla; Kurum Gözetim Servisi ile Psiko-Sosyal Yardım Servisi&#8217;nin, &#8216;hükümlünün disiplin cezasını ya da soruşturmayı gerektirecek bir eyleminin veya uyumsuz davranışlarının olmadığı, diğer hükümlülerle uyumlu davranış içerisinde olduğu, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı tutum ve davranış içinde bulunmadığı&#8217; yönündeki gözlem ve değerlendirmesi ayrıca hükümlünün mevcut disiplin cezalarının infaz edilmiş olması dikkate alınarak odasında televizyon bulundurmasına izin verildiği bildirilmiştir.&#8221; <br />
<br />
&#8220;ÖZEL CAMİ YAPMADIK&#8221; <br />
<br />
Ergin, MHP Tekirdağ Milletvekili Bülent  Belen&#8217;in Öcalan&#8217;ın İmralı&#8217;daki yaşantısı ile ilgili sorularını da şöyle yanıtladı: <br />
<br />
Hükümlünün İmralı Cezaevi&#8217;ne getirilmesinin ardından, Jandarma Bölük Komutanlığı hizmet binası ve eklenti binası, personel yatakhane ve ibadethane binası, dere ıslahı, giriş kontrol irtibat binası ile istinat duvarı gibi işler yaptırılmıştır. İbadethane ceza infaz kurumunda görev yapan personelin ihtiyacı doğrultusunda inşa edilmiştir. Herhangi bir hükümlünün şahsına özel bir cami ya da mescit yapılmamıştır. <br />
<br />
PSİKİYATRİST İLE GÖRÜŞMÜYOR <br />
<br />
Kurumda Bursa Sağlık Müdürlüğünce görevlendirilen bir pratisyen hekim görev yapmaktadır. İhtiyaç halinde adaya uzman hekim de getirilmektedir. Psikiyatrist veya psikolog ile görüşmesine engel bir durum bulunmamaktadır; ancak bugüne kadar bu kapsamda herhangi bir görüşme yapmamıştır.&#8221; <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rusya Türkiye ile füze üretmek istiyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39967</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-tc-ye-fuze-ortakligi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-tc-ye-fuze-ortakligi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Rusya, Türkiye ile birlikte ortak uzun menzilli hava sistemi S-300 füzeleri üretmek istediğini açıkladı. RIA Novosti'nin haberine göre Rus devlet silah şirketi Rosoboronexport'un başkanı Sergei Ladygin, Peru'nun başkenti Lima'da düzenlenen silah fuarında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma sistemi için açtığı ihalenin henüz sonuçlanmadığını hatırlatarak, "Rusya, S-300 sisteminin gelişmiş versiyonu olan S-300PMU1sistemini Türkiye ile ortak olarak geliştirip üretmeye hazırdır. Örneğin bu çerçevede füzeler Türk taşıyıcı rampalarına göre uyarlanabilir" dedi. DHA´nın kaydettiğine göre, “Ladygin ayrıca, yeni sistemi Türkiye ile birlikte üçüncü ülkelere satabileceklerini de duyurdu. Buna göre anlaşmayla Türkiye'ye sistemin başka ülkelere satış lisansı da verilmiş olacak. <br />
<br />
150 kilometrelik menzili olan S-300PMU1 füzeleri hem alçak hem de yüksekten uçan balistik füzelere ve uçaklara karşı kullanılabiliyor. “<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serokayetiya Kurdistanê daxuyaniyek ji bo Rojavayê Kurdistanê da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39966</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img style="WIDTH: 135px; HEIGHT: 99px" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/krp_emblem.jpg" width="135" height="85"/>Xweşbextane heta niha û li piştî hewlekî zêdeyê birêz Serokê Herêma Kurdistanê pêvajoya navçeyên Kurdiyan bi beranber li gel beşên dinê Sûriye gelek aram bûye. Her li destpêka qeyrana Sûriye li rêya rêzdar Serokê Herêmê û aliyê fermiyên Herêma Kurdistanê hewldan ku hemû aliyên Kurdan li jêr yek sêwan û çetrê bin û li gel hevdû hevdeng bin. Eve jî piştî civîn û şêwirîna zêdeyê Serokê Herêm û hemû aliyên li 11.07.2012 de Desteya Bilinda Kurd hate ragihandin û bûye cihê xweşhaliya hemû aliyê Kurdan û piştgîriya tevahiya rêzdar Serokê Herêmê û dam û dezgehên Herêmê bi destveanî û ji bo me hemû aliyek bûye destkeftekî neteweyî.Ji wê demê ve û heta niha jî cenabê Serokê Herêmê bi yek çav û wekî bira temaşa hemû aliyên Kurdan kiriye. Lê belê bi mixabinî aliyekî diyarkirî roj bi roj xwe bi niyeteke gumankirî pirçekkiriye. Roj bi roj xwe ji peymana Hewlêrê dûr xistiye û aliyên din perawêz kiriye, heta kar gihîştiye kuştin û girtin û revandina xelk û ber bi çavnegirtina nêrînên aliyên siyasiyên Kurdan.<br/><br/>Li vir da radigihînîn heta hilbijartinekî azad neyê encamdan tu aliyek nikare bi yek aliyane xwe ferz bike. Heta dema hilbijartinê tenê Desteya Bilind nûnerayetiya xelkê dike. Ji bo xwe sepandin û takekesiyê em rê nadîn piştevaniya me wekî pirekî bê bikaranîn. ji bo wê yekê neçarîn pêdaçûnê li helwesta xwe da bikîn û eger peymana Hewlêr bi tevahî neyê bi cîhkirin û pêve pabend nebin em jî biryarên din didin.<br/><br/>Jêderekî Rojnamevaniya<br/><span style="FONT-WEIGHT: bold">Serokayetiya Herêma Kurdistanê</span><br/><span style="FONT-WEIGHT: bold">20/05/2013</span>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Dibe Ku Di Salê 2014an De 3 Hilbijartin Bên Kirin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39965</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/dibe-ku-2014-de-3-hilbijartin-ben-kirin.jpg" width="155" height="75" alt=""/>Li gor daxuyaniya serokwezîra Tirk R.T.Erdogan, hilbijartinên herêmî, yên serokomariyê û referanduma makezagona nû dibe ku bi hev re bibin û dibe ku hikûmet pêşnûmayek bîne meclîsê.<p>Serokwezîr Erdogan destnîşan kir ku ji cîhê ewlekarên taybet, êdî polîs dê li zanîngeh û stadan wezîfe bikin.</p><p>Li Türkiyeyê, sala pêş me gelek hilbijartin wê bên kirin. Di sala 2014an de dê hilbijartinên herêmî û serokomariyê bên kirin. Û îxtîmal heye ku referanduma makezagona nû jî tev li wan bibe.</p><p>Serokwezîr Recep Tayyip Erdoğan li Amerîkayê, gava ku bersiv dida pirsên rojnamegeran ev yek nîşan da.</p><p>326 parlamenterên me hene. Em ê li meclîsê pêşkesî dengdayîna veşarî bikin. Hûn jî dizanîn, hilbijartin wê bi eşkeretî nebe. Dibe ku di vê navberê de, hin ciwanmerd jî li dijî partiyên xwe derdikevin. Dibe ku bibe, dibe ku nebe jî&#8230; Qiyamet ranebe. Heke nebe, em ê bi makezagona niha jî ji gel re xizmetê bikin. Heke hejmar temam bibe, em ê referandumê bikin. Dibe ku di sala 2013an de 3 hilbijartin bên kirin.</p><p>Serokwezîr, dixwaze ku pergala serokatiyê jî bê niqaşkirin.</p><p>Em dixwazin ku pergala serokatiyê bê niqaşkirin. We çi qebûl kir ku hûn ji niqaşkirina vê direvin? Heke serokatî bê, kîjan zîhniyet wê têk biçe? Dibe ku tirsa wan ji xilasbûna zîhniyeta wan hebe. Heke encamek nekeve dest, dê plana c&#8217;yê bibe. Em ê pêşniyara xwe pêşkeş bikin.</p><p>Serokwezîr di derbarê polîtîqayên derve de jî axivî û hûrgiliyên hevdîtina xwe û Serokê Dewletên Yekbûyî yên Amerîkayê Barack Obama jî parve kirin.</p><p>A herî berbiçav, Sûriyeya bêEsed e. Heke piştî Cenewreyê gavek bê avêtin, ew jî dê wek pêvajoyeka ku Esed tê de tûnebe bimeşe. Mafir ku Rusya dibêje &#8220;Ez ne parêzerê Esed im&#8221; em ê bibînin ku dê çiqasî din li paş wî bisekine. Piştî vir, ez ê Rusya di serî de, serdanên herêmî bikim.</p><p>Serokwezîr destnîşan kir ku wê dîsa piştgiriya lojîstik bidin muxalefeta Sûriyê, lêbelê nahêlin ku balafir zêde jî herin û werin.</p><p>Tundiya ku li stat û zanîngehan zêde dibe jî di rojeva Serokwezîr Erdoğan de bû.</p><p>Ji bo ewlekarên taybet ên ku van deran diparêzin, sererastkirinek nû wê bê kirin. Bila kulûp, federasyon û medya bi hev re xebatê çê bikin. Em jî wek hikûmet, çi ji dest me hat, em ê bikin. Ji ber ku digel hev dek û dibaran dikin, em dê ewlekariya taybet ji stad û zanîngehan derxin.</p><p><em>Jêder: Trtxeber</em></p>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Roj bi roj hejmara penaberên Rojava li Başûrê Kurdistanê zêde dibe</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39964</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/penabera-rojavayekurdistan-zede-dibin.jpg" width="110" height="105" alt=""/>Piştî destpêkirina şoreşa Sûriyê, hejmareke zêde ya welatiyên Sûriyê û Rojavayê Kurdistanê ji ber şer û pevçûnan berê xwe dan welatên navçeyê û Herêma Kurdistanê, niha roj bi roj hejmara penaberên Sûriyeyî li Kurdistanê zede dibe û li gor amarên dawî hejmara wan penaberan li Kurdistanê gehiştiye 140 hezar kes.Di vê derbarê de Berpirsê Rêveberiya Giştî ya Koç û Keçberên Herêma Kurdistanê Şakir Yasîn agahî dan û got: &#8216;&#8217;Niha nêzîka 140 hezar penaberên ji Sûriyê û Rojavayê Kurdistanê li Herêma Kurdistanê hene, herwiha li hersê parêzgehên herêmê kampên taybet ji wan re hatine vekirin û li wan bicîh bûne.&#8217;&#8217; <br/><br/>Şakîr Yasîn wiha axifî: &#8216;&#8217;Niha rêveberiya me bi du kampên din ve mijûl e bo penaberên Sûriyeyî li sînorê parêzgeha Hewlêr û Silêmaniyê, herwiha niha em li gor bernameyekî amadekariya veguhestina penaberan dikin ku di sînorê Sehîl ve tên Herêma Kurdistanê. Niha piraniya penaberan li Kampa Domîz hatine bicîh kirin lê ger pêwist bike bo kampên Hewlêr û Silêmaniyê tên veguhestin.&#8217;&#8217; <br/><em>Basnews</em>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistanlı Aleviler azınlık mıdır ve &amp;#8216;Lerzan Jandîl&amp;#8217;in yazısı&amp;#8217;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39963</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<b><img align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistanli-aleviler-zulkuf-azew-cevap.jpg" width="145" height="85" alt=""/>Zulkuf AZEW</b> / &#8230; Tarihi, olgulardan yola çıkarak değil, algılardan yola çıkarak yorumlarsanız varacağınız sonuçlar ne kabileniz, ne aşiretiniz, ne de milletiniz için hayırlı olmaz. 1938&#8217;de Kemalistler tarafından yapılan soykırımı &#8220;unutup&#8221;, 400 yıl önceki Qızılbaş katliamlarını toplumsal hafızada ana bileşen olarak tutuyorsanız burada çözülmesi gereken bir problem vardır&#8230;<div> </div><div>Sayın Lerzan Jandîl,</div><div> </div><div>Tarafıma yönelik <a href="http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39948">http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39948</a> adresindeki yazınızı okudum, ama neden bu kadar kızdığınızı anlayamadım. Yazdıklarınızdan ve hiddetinizden Hormek ya da Lolan aşiretlerinden birine mensup olduğunuzu ve bu mensubiyetinizin sizin için oldukça önemli olduğunu düşünmedim desem yalan olur. Bu babda yanılmayı ve kişisel değil, toplumsal bir tartışma zemininde olduğumuzu umuyorum.</div><div> </div><div>Darı meselenizden başlarsak eğer, Kürdistan&#8217;da horoz tarafından darı niyetine yenecek bir azınlık olduğunu sanmıyorum; kaldı ki azınlıklara baskı-zulüm konusunda en büyük engel ve garantör bizzat ulusal kurtuluş hareketinin kendisidir. Kürdistan&#8217;ın diğer parçalarında da bu böyle olmuştur; Güney Kürdistan örneği çok uzakta değil. Tepkinizi oluşturan ana satırlar Martin van Bruinessen&#8217;den yaptığım alıntı ise, Bruinessen&#8217;in Ağa, Şeyh, Devlet kitabı bildiğim kadarıyla ilk 1992&#8217;de basıldı. Buradaki tespiti eleştirmek ve karşı çıkmak için 21 yıl benim yazımı beklediyseniz, sabrınıza hayranlık duymamak elde değil. Azadi örgütünce organize edilen ama koşulların liderliğini Şeyh Said&#8217;in omuzuna yıktığı 1925 ayaklanmasına ilişkin rahatsız olduğunuz tespit:</div><div> </div><div>&#8220;Şeyh Said Hormek aşiretinin reislerine bir mektup yazarak onları diğer Kürt aşiretleriyle birlikte Ankara Hükümeti&#8217;ne karşı cihada çağırdı. Ancak Hormekler Alevi olduklarından şeyhin çağrısı pek bir yankı yapmadı ve ayaklanmaya katılmalarını sağlamadığı gibi Cibranlılarla aralarındaki husumetin son bulmasına bile yol açmadı. Ayaklanma başlar başlamaz bu iki aşiret birbirlerine saldırdılar. Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin bir biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar.&#8221; (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420)</div><div> </div><div>ise burada olgulardan bahsediliyor. Eğer itirazınız benim bunu ihanet olarak nitelendirmeme ise, yine olgusal olarak hangi dinsel inançtan olursa olsun, Kürdlerin sömürgeci Türk devletine karşı isyanında sömürgeci devletin yanında savaşanları nasıl nitelemek gerekir, anlatırsanız sevinirim. Verdiğiniz örneklere, dönemin Alevi Kürd-Sünni Kürd ilişkilerine bakarak pek çok yorum yapılabilir, ya da sizin alttan alta dilediğiniz gibi bir &#8220;mazur görme&#8221; de mümkün olabilir ama Nazım Hikmet&#8217;in dediği gibi:</div><div> </div><div>&#8220;<i>Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların</i><i> </i><i></i></div><div><i>zarurî neticesi bu!</i><i> </i><i></i></div><div><i>deme, bilirim!</i><i> </i><i><br/>O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. <br/>Ama bu yürek </i></div><div><i>o, bu dilden anlamaz pek.</i><i> </i><i><br/>O, «hey gidi kambur felek, <br/>hey gidi kahbe devran hey,»</i></div><div><i>der.</i><i> </i><i><br/>Ve teker teker, <br/>bir an içinde, <br/>omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri, <br/>yüzleri kan içinde <br/>geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak <br/>geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..&#8221;</i></div><div> </div><div>Ve şüphesizdir ki bahsettiğiniz Lolanlı Wusên ve Qemer Ağalar da çıplak ayaklarıyla yüreğimize basarak Kürdistan&#8217;dan geçenlerdendir. Hormekli olarak bildiğim Dr.Şivan gibi &#8220;Cıvrak ile Qumri arasında, Amed ile Mehabad arasında, Kızılkilise ile Qamişlo arasında tüm sınır ve çitlere rağmen bir fark ve ayrılık görmeyecek kadar bütünlüklü bir yurtsever&#8221; olmak aşiret, dinsel inanç ya da etnik köken kavramlarının ötesinde bir bilinç gerektirir. <a href="http://www.yekbunawelat.com/dr-sivan-dr-sait-kirmizitoprak-kimdir.html">http://www.yekbunawelat.com/dr-sivan-dr-sait-kirmizitoprak-kimdir.html</a></div><div> </div><div>Kürdistan davasına inanmışsanız, yapabileceğiniz en büyük hata, hatta en büyük ihanet Kürdistan halkını dinsel inançlarına, etnik kökenlerine, aşiret bağlarına göre ayırmaktır. Örneğin PKK&#8217;ye karşı savaşta en önde yer alan aşiretlerden Jirkilerden bile yüzlerce genç Ulusal Kurtuluş yolunda aşiretinin değil, PKK&#8217;nin yanında saf tutmuştur. Ulusal Birlik dediğimiz şey öylesine birşeydir ki, sosyolojik zemin oluşmaya başladığında <strong>Jirki aşiretinin 'Mala Hüseyin' kolunun lideri olduğunu söyleyen korucubaşı Cemil Öter&#8217;e bile:</strong><strong></strong></div><div> </div><div>&#8220;Ben kendi aşiretim adına konuşuyorum. Eski davaları, kini unutup bir vücut gibi birbirimize sarılmaya hazırız. Geçmişi değil yarını düşünüyoruz. PKK'yla çok çatıştık, savaştık, operasyonlara çıktık. Bizim adamlarımız öldü. Ancak o gün ayrı, bugün ise ayrı. Biz onları unutup birbirimizle kucaklaşmaya hazırız. Bizim aşiretimizden belki kaç kişi içlerinde vardır. Bu iş bittikten sonra onlar yanıma geldiğinde kin ve nefretle mi bakacağım. Benim kardeşlerim, yeğenlerimdir bunlar." dedirtir.</div><div> </div><div>Ayrıca anlattığınız gibi ayaklanma Şeyh Said tarafından zamansız başlatılmamış, Türk devletinin provokasyonları neticesinde erken başlamak durumunda kalmıştır. Kaldı ki, öngörülen zamanda başlasaydı bile başarıya ulaşacağı şüphelidir, zira Alevi-Kürd, Sünni-Kürd birliği sağlanamamış olduğu gibi, Kurmanjlardan çok Zazaların isyana katıldığı da bir vakadır. </div><div> </div><div>Tarihi, olgulardan yola çıkarak değil, algılardan yola çıkarak yorumlarsanız varacağınız sonuçlar ne kabileniz, ne aşiretiniz, ne de milletiniz için hayırlı olmaz. 1938&#8217;de Kemalistler tarafından yapılan soykırımı &#8220;unutup&#8221;, 400 yıl önceki Qızılbaş katliamlarını toplumsal hafızada ana bileşen olarak tutuyorsanız burada çözülmesi gereken bir problem vardır. Yalnız rica ederim bu yazdıklarımdan tekrar &#8220;aba altından sopa gösterilmesi&#8221; sonucuna ulaşmayın, zira &#8220;üzerime vazife olmayan konuları&#8221; araştırmaya ve öğrenmeye olan merakıma rağmen, ne abam ne de sopam var. Bizimkisi &#8220;kimin tarafında olduğu belli olsun diye Hz. İbrahim&#8217;in yakıldığı ateşe gagasıyla su taşıyan güçsüz kuş misali tarafını belli etme çabasıdır.  Bu taraf da Ortadoğu'nun göbeğinde büyük jeopolitik, jeostratejik ve ekonomik olanakların üstünde tüm yoksulluk ve yoksunluğuyla oturan sömürge Kürdistan&#8217;ın tarafıdır.&#8221;</div><div> </div><div>Tespit buyurduğunuz ve &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; olarak formüle edilen Sünni Kürd-Sünni Türk işbirliğinin Kürdistan için ne anlama geldiğini iyi biliyorum. &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; retoriğinin Alevi-Qızılbaş Kürdleri bu önemli dönemeçte Sünni ve diğer inançlardaki Kürdlerden ayırma hedefine dönük olduğu konusunda derin şüphelerim var. Hatta bir adım öteye geçerek 1993 Sivas Katliamının TC sınırları içerisinde yaşayan Kürd-Türk veya diğer milletlerden tüm Alevi, Qızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Nusayri&#8217;lerin Alevi şemsiyesi altında TC kontrolüne alınma projesi doğrultusunda gerçekleştirilmiş olduğunu ve bunun gelişen Kürd mücadelesini zayıflatma perspektifli olduğunu savlayabilirim.</div><div> </div><div>Ancak tüm bunlar Alevi Kürdler deyince öne çıkan ve seçilerek gelmiş  3 politikacının:</div><div> </div><div>-&#8220;bizim dedelerimiz &#8220;biz ne Türk ne Kürt'üz, Aleviyiz' derler. Aleviler bir ulustur" diyen Hüseyin Aygün;</div><div> </div><div>-&#8220;Biz Dersimliler Kürt değiliz! Çünkü Kürtler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türk oğlu, Türk&#8217;üz!&#8221; diyen Kamer Genç ve</div><div> </div><div>-&#8220;Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan&#8217;dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir&#8217;e yerleşiyorlar. Türkmen boyu bunlar.&#8221;  diyen Kemal Kılıçdaroğlu olduğu gerçeğini görmemi engellemiyor.</div><div> </div><div>Olgu buyken sizce de Alevi Kürdlerin şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekmiyor mu? Burada Alevi Kürdler özelinde ulusal kurtuluş hareketinin bir bütün olarak taktik ve stratejik hataları sözkonusu olabilir. Hatta gönül ister ki &#8220;Bağımsız Kürdistan&#8221; sloganının yanına &#8220;Özerk Dersim&#8221; de eklensin. Kürdistan bağımsızlık mücadelesine katılmış değil, onu örgütlemiş, ona canını katmış binlerce Alevi Kürdün, &#8221;Kürd bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile&#8221; nin varolduğunu da yakinen biliyorum. &#8221;Dersim&#8217;i Unutmadık!&#8221; boşa söylenmiş bir laf değildir. Kürdistan yurtseverliği Kürdistan&#8217;ı ve Kürdistan toprakları üzerinde yaşayan tüm Kürdistanlıları sevme sanatıdır: Alevi-Sünni-Ezidi-Ehl-i Hak, Kurmanj, Zaza, Soran, Çerkes, Türkmen, Ermeni, Arab ayırdetmeden. Kürdistan yurtseverliğini, Kürd milliyetçiliğini diğer işgalci/yayılmacı milliyetçiliklerden ayıran ve onu ilerici kılan şey, işgalciye karşı savaşmasının dışında bu olgusal durumdur. Burada Kürdistanlı Alevilerin azınlık olup olmadığını da tartışmak gerekiyor. Koçgiri&#8217;den bu yana Kürdistan&#8217;ın kurtuluşu mücadelesine can, mal, emek koyanların hiçbiri Alevi-Qızılbaş Kürdleri bir azınlık olarak görmediler, buna Şeyh Said de dahildir. Alişer, Nuri Dersimi ya da Dr.Şivan da bir azınlık mensubu olarak katılmadılar ulusal harekete. Çünkü Kürdistan sömürge zincirlerinden kurtulmadıkça gerçek anlamda dinsel özgürlük dahil hiç bir özgürlükten bahsedilemeyeceğinin bilincindeydiler. Aynı bilinci 21.yy&#8217;da tüm Kürdistanlılardan beklemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.</div><div> </div><div>Oturup Alevi Kürdlere, Süryanilere, Ermenilere, Keldanilere, Ezidilere yapılan tarihsel haksızlıkları ve hatta o haksızlıkların günümüze yansıyanlarını konuşabiliriz. Ancak &#8220;Dünün ve bugünün haksızlıklarının tamamının tasfiyesi bugün ulusal birlikten ve hakimiyetin hukuk aracılığıyla ulusun tamamına ait kılınmasından geçmektedir. Hakimiyetin ulusun tamamına ait kılınması süreci de devletleşmeden başka birşey değildir.&#8221;</div><div> </div><div>Söyleyeceksek artık buna dair bir şeyler söyleyelim.</div><div> </div><div>19.05.2013</div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Barzani sınırı PYD'ye kapattı mı?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39962</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/barzani-pyd-ye-siniri-kapatti-mi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/barzani-pyd-ye-siniri-kapatti-mi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> PYD, Partiya Demokrata Kurd Sûriyê (El-Partî) örgütüne üye 74 kişiyi gözaltında tutmayı sürdürüyor. Partiya Demokrata Kurd Sûriyê sözcüsü Mihemed Îsmaîl Rûdaw gazetesine yaptığı açıklamada: PYD´nin gözaltına aldığı 74 kişiden 47´sinin Kobanê, 24 ´ünün Efrîn, 3´ünün de Girkê Legê´de tutuklandığını söylerken,PYD´nin  Başur Bölgesi sorumlusu Cafer Henan ise , gözaltına alınan şahısların PYD asayiş güçleri tarafından Rojava-Başur sınırında asayiş kapsamında gözaltına alındıklarını ileri sürerek, bu gün ya da yarın serbest bırakılacaklarını belirtti.  El parti´nin Başûr sözcüsü Seîd Omer´de Rudaw´a yaptığı açıklamada; PYD´nin gözaltındakileri 18 Mayıs aksamı bırakacağı sözü vermesine karşın halen üyelerinin serbest bırakılmadığını ifade etti.  <br />
<br />
Partiya Yekîtî ya Kurdî Sûriyê, Sekretereteri  Brahîm Biro, PYD´nin tutuklamalarını kınayarak tutukluların derhal serbest bırakılmasını istedi. <br />
<br />
<b> Barzani sınırını PYD'ye kapattı mı?</b><br />
<br />
Öte yandan Milliyet gazetesinden İsmail Avcı&#8217;nın haberine göre ise, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, PYD'nin, Partiya Demokrata Kurd Sûriyê  üyesi74 kişiyi gözaltına alması ve bütün ısrarlarına rağmen akşam bırakmaması üzerine Rojava ile Başur sınırını kapattı. <br />
<br />
Barzani'nin talimatıyla Pêşmerge Ordusu'ndaki bazı özel birliklerin Derik sınırına gönderildiği de kaydedildi. <br />
<br />
<b>ÇEKİLME SON HIZLA SÜRÜYOR </b><br />
<br />
Qamislo kentinde yürüyüş düzenleyen gruba Kürdistan Demokrat Partisi başta olmak üzere çok sayıda muhalif Kürd partisi ve siyasetçi de destek verdi. Yürüyüşte Esad&#8217;ı kınayan ve çoğu Kürd gençlerinden oluşan grup, PYD'nin rejim desteğiyle esir tuttuğu muhalif Kürd gençlerinin serbest bırakılmasını istedi. <br />
<br />
Yürüyüşte PYD&#8217;nin Başkent Hewlêr´de kentinde yapılan Hewlêr antlaşmasına sadık kalmasını talep etti. Kürd Yüksek Konseyi'ni de göreve çağıran göstericiler, Esad gibi bir diktatöre boyun eğmediklerini belirterek PYD gibi örgütlere de boyun eğmeyeceklerini dile getirdi. <br />
<br />
Partiya Demokrata Kurd Sûriyê 'nin yöneticileri PYD haber göndererek gözaltına aldığı kişilerin serbest bırakılmasını aksi halde çatışmaların yaşanacağını bildirdi. <br />
<br />
Bunun üzerine Kürdistan Bölgesel Yönetimi, PYD'ye akşama kadar süre tanıdı ve gözaltına aldığı kişilerin serbest bırakılmasını istedi. PYD'nin gözaltına aldığı ve bilinmeyen bir yerde sakladığı kişileri serbest bırakmaması üzerine Bölgesel Kürdistan Bölgesel Yönetimi Basur sınırıni PYD&#8217;ye kapattı. Kürdistan Yönetiminin bazı özel birlikleri de Rojava sınıra sevk ettiği ileri sürüldü. <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Türkiye’nin Suriye politikasına ABD ayarı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39961</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/semih-idiz-101012.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/semih-idiz-101012.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Semih İdiz*/</b> Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile gerçekleştirdiği görüşmeden çıkan en önemli sonuç Ankara’nın Suriye politikasının Washington’da yeni bir ayara uğraması oldu. Daha önce Türk-İsrail uzlaşması için devreye giren ve şu anda Ankara ile Bağdat’ın arasını bulmaya çalışan ABD’nin belli ki Ortadoğu’da kendi politikaları ile uyumlu bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Öyle anlaşılıyor ki, Suriye için tekrar canlandırılmaya çalışılan siyasi-diplomatik çabalara dâhil olmak isteyen Ankara’ya da çok fazla seçenek de kalmadı. Oysa Erdoğan Washington’a, Suriye’de muhalefetin silahlandırılması, sivillerin korunması için bir uçuşa yasak bölgenin ilan edilmesi ve mülteciler için Suriye tarafında güvenli bölgelerin kurulması gibi beklentiler ile gitmişti. Fakat Erdoğan’ın Obama’yı bu konularda ikna etmesi yerine tersi olduğu görülüyor. <br />
<br />
Obama Erdoğan’ı, Washington ile Moskova’nın Suriye konusunda başını çektikleri ve önümüzdeki haftalarda Cenevre’de Suriye’deki muhalefet ile rejimi biraraya getirmeyi öngören sürece destek vermesi konusunda ikna etti. Oysa <b> “Esad ile hiçbir şekilde olmaz” </b> diye ısrar eden Erdoğan, BM gözetiminde Temmuz 2012’de yapılan birinci Cenevre zirvesinin devamı olarak tasarlanan bu sürece aslında soğuk bakıyor bu çabaları <b>“ipe un sermek” </b> diye niteliyordu. <br />
<br />
Ancak, Erdoğan’ın <b> “Esad ile olmaz” </b>  yaklaşımıyla kamuoyu nezdinde kendisini ne denli bağladığını bilen Obama bu açıdan <b> “oyunbozanlık” </b> yapmadı ve Beyaz Saray’daki basın toplantısında <b>“İkimiz de Esad’ın gitmesi gerektiği konusunda mutabıkız” </b> diye konuştu. Bu sözler Erdoğan’ı da bir ölçüde rahatlattı zira hükümet yanlısı medyamız meseleyi <b> “Obama’dan Esad’ın gönderilmesine tam destek” </b> edasıyla yansıttı. <br />
<br />
Ancak şeytan her zamanki gibi ayrıntıda, zira iki taraf da <b> “Esad gitmeli” </b> diye bugünlere gelmiş olmalarına karşın aralarında <b> “nasıl gitmeli” </b> konusunda fark vardı.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında Obama’nın Esad’ı göndermeyi uzun zamandır istediklerini ancak bunun için ellerinde sihirli değnek olamadığına dair sözleri dikkat çekti.<br />
<br />
Asıl dikkat çeken ise <b> “Önümüzdeki haftalarda rejim ile muhalefeti biraraya getirdiğimizde Türkiye önemli bir rol oynayacaktır” </b> şeklindeki sözleri oldu.<br />
<br />
Erdoğan’ın Obama ile basın toplantısında <b> “BM Güvenlik Konseyi ve Cenevre süreci önemlidir” </b> diye konuşması ve Rusya ile Çin’in bu sürece dâhil olmalarının <b>“çok önemli olduğunu” </b>   vurgulaması ise Türkiye’nin Suriye politikasına yapılan ayarı ayrıca teyit etmiş oldu. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Rusya ve Çin’in Esad rejimini destekleme politikalarında bugüne kadar herhangi bir değişikliğin olmadığını da burada hatırlatmakta yarar var. <br />
<br />
Bu durumda Ankara, Esad’ın, doğrudan müzakere masasında olmasa bile, bu müzakereler üzerindeki etkisini hissettireceğini kabul etmiş oluyor. Şayet masaya, söylendiği gibi, rejimin temsilcileri oturacaksa başka türlü zaten olamaz. Washington Ankara’dan şimdi, Suriye muhalefetinin önümüzdeki günlerde İstanbul’da yapacağı toplantıda Cenevre’ye gönderilecek temsilcilerini seçmesi konusunda yardımcı olmasını bekliyor. <br />
<br />
Washington’da Ankara’nın Suriye politikasına yapılan ayar başka açılardan da kendisini belli etti. Obama’nın Türkiye ile bir bütün olan ve tüm etnik ve dinî grupları içeren, ayrıca <b> “aşırılık” </b> değil <b> “istikrar kaynağı” </b> olan bir Suriye için çalışacaklarını belirtmesi ve bu sonuçtan en çok kazanacak ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini vurgulaması bu ayarın bir diğer göstergeydi.<br />
Bu sözleri, Türkiye’ye Suriye’de Alevi ve Hıristiyanları gözardı ederek sadece Sünnileri kolladığına dair yöneltilen eleştirilerin yanısıra, Batı’da Ankara’nın Esad karşıtı ancak Suriye’de şeriat için çarpışan aşırı İslami gruplara verdiği desteğin yarattığı hoşnutsuzluğun ışığında değerlendirmek gerekiyor. <br />
<br />
Obama, Türkiye’nin böyle bir Suriye’den en çok kazanan ülke olacağına dair sözleriyle sanki Reyhanlı katliamı sonrasında <b> “aşırı güçleri desteklersen bunun yaratacağı istikrarsızlıktan sen zarar görürsün” </b> der gibiydi. Ankara’nın bu gruplara dönük desteğinde de bu nedenle önümüzdeki dönemde değişiklik beklenebilir.<br />
<br />
<b> semihidiz@taraf.com.tr</b><br />
<br />
<i>*Taraf/20.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürdistan; Ortadoğu'nun parlayan yıldızıdır</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39960</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-ortadogunun-parlayan-yildizi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/kurdistan-ortadogunun-parlayan-yildizi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'Çözüm sürecine' karşı çıktığını belirttiği CHP'yi sert dille eleştirdi. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Dîyarbekîr merkez “Kayapınar” İlçesi Belediyesi Cigerxwin Kültür Merkezi'nde  'Demokratik Kurtuluş ile Özgür Yaşam' paneline katıldı. Konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk kez Kürt halkıyla bir müzakere yürüttüğünü ileri sürerek, "Birilerinin tüylerini diken diken edebilir ama bu olması gereken gecikmiş bir durumdur. Ortada bir masa var. Bu masanın bir tarafından başta Kürtler halkı olmak üzere ezilenler var, diğer tarafında resmi ideolojiyi temsil eden ve bugün AKP'de somutlaşmış iktidar var" dedi. CHP MASA DEVRİLSİN DİYE UĞRAŞIYOR<br />
<br />
DHA´nın haberine göre,”Normal bir süreçten geçtikleri için birilerinin kıyamet kopardığını belirten Demirtaş, "AKP'nin kuyruğuna takılmayız" diyen Kılıçdaroğlu'nu eleştirdi. Demirtaş, CHP'nin sürecin başından itibaren 'En fazla yaygarayı koparanlar' arasında yer aldığını öne sürerek şöyle konuştu:<br />
"Kendine 'Sosyal demokratım' diyor, Kürt sorunuyla ilgili raporları var, 'Barış, çözüm istiyoruz' diyor. Ama başından beri 'Bu masa devrilsin' diye uğraşıyor. Ben buradan sayın Kılıçdaroğlu'na sormak istiyorum; Diyor ya 'Biz AKP'nin kuyruğuna takılmayız'. Haziran 2010'da Çukurca'da askeri mevziye niye girdiniz? Ana muhalefet partisinin lideri olarak Çukurca'da savaş devam ederken mevziye niye girdiniz?. Siz yıllarca sosyal demokratlar olarak bütün savaş tezkerelerine mecliste evet oyu vermediniz mi? O zaman AKP'yi desteklemek olmuyor da şimdi niye oluyor? Mevziye gittiniz, askeri mevziye gidip orada 'AKP'nin savaş politakanın yanındayız' dediniz. Şimdi normal olana normalleşmeye geçelim dediğimizde niye en çok siz kıyameti koparıyorsunuz? Bunun iyi sorgulanması lazım. Savaşırken AKP'yle birlikte hareket ettiniz. Şimdi barışmayı konuşuruz, neden barışın tarafında olmuyorsunuz?"<br />
<br />
KONUŞMAYIP NE YAPACAKSINIZ?<br />
<br />
CHP'nin genlerinde demokrasi, özgürlükler çıtasını yükseltmek diye bir şey bulunmadığını ileri süren Demirtaş, bunun CHP'nin genlerine, doğasına, kuruluş felsefesine aykırı olduğunu iddia ederek, "Kürtler'le konuşmak, Kürtleri meşrulaştırır' diyor. 'PKK, Öcalan'la konuşmak onları meşrulaştırır' diyor. Gördünüz işte yıllardır söylediğimiz gibi bu savaşı siz dayattınız, Kürt halkının dağa çıkmasını siz meşrulaştırdınız, Kürt gençlerinin direnişini siz meşrulaştırdınız, savaş politikasını siz dayata dayata bunu yaptınız. Şimdi konuşmak niye meşrulaştırsın? Zaten Ortadoğu'nun ve dünyanın en büyük gerilla hareketi olmuş. Şimdi bununla konuşmayıp ne yapacaksınız, doğru olan bu hareketle konuşmaktır."<br />
<br />
KÜRDİSTAN ORTADOĞU'NUN PARLAYAN YILDIZI<br />
<br />
Ortadoğu'da artık 'Kürt' ve 'Kürdistan gerçeği' olduğunu, ve bu bölgenin bütün dünyanın cazibe merkezi haline geldiğini belirten BDP lideri, herkesin Kürtle nasıl yaşayacağıyla ilgili karar vermesi gerektiğini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu:<br />
"Kürdistan, yeraltı ve üstü zenginlikleriyle çok büyük bir coğrafyadır. Kürdistan bütün dünyanın cazibesi haline geliyor. Burada yanıbaşımızda iki Kürdistan kuruldu. Biri defakto biri güney Kürdistan, bunlarla ilişkin nasıl olacak? Kürdistan; Ortadoğu'nun parlayan yıldızıdır. Sayın Öcalan bütün herşeyi görerek bunun fırsatını yaratıyor. Gerillanın çekilmesi taktiksel hamle değil, başından beri Türk'te Kürt'te hiç kimsenin aleyhine bir süreçe gelişmiyor. Hepimizin kazanabileceği bir süreci tartışıyoruz." <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> 
]]></description>
</item>

<item>
<title>'Hedef halkların eşitliği için toplumsal sözleşme'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39959</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hedef-halklarin-esitligi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/hedef-halklarin-esitligi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> ANF´ye konuşan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, "Devletin açık olmasını ve hesap verebilmesini talep etmeliyiz. Herhangi aksama olmaması için de zorlamamız gerekiyor. Konferans burada da bitmeyecek. Daha sonra başka yerlerde de yapılacak. Buradan çıkacak birtakım çalışma grupları barış sürecine dahil olacak." Dedi.Ajansın haberinde şunlara yer verildi:“Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Kürt tarafının çözüm sürecinde daha olumlu bir rol üstlendiğini belirterek, devletin de adım atması için zorlanması gerektiğini kaydetti. Fincancı, Ankara'da düzenlenecek Konferansta, savaşın yarattığı toplumsal travmayı ve nasıl giderileceğini konuşacaklarını bildirdi. Fincancı, barışın sağlanmasından sonra neler yapılacağının da Konferansta gündem yapılacağını açıkladı.Kürt sorununun çözümü kapsamında 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da Demokrasi ve Barış Konferansı düzenlenecek. Konferansın çağrıcılarından, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile çözüm sürecini ve Konferansı konuştuk...<br />
<br />
'KÜRT TARAFI DAHA AKTİF DAVRANIYOR'<br />
<br />
ANF'ye açıklama yapan Fincancı, çözüm sürecinde Kürt tarafının önemli rol üstlendiğini belirtti. "Kürtler çok bedel ödediler. Yargısız infazlar, köy boşaltmalar, işkenceler ve savaşın içindeki kayıpların tamamı; bunlar, ağır bedellerdi. Bunlara rağmen barıştan yana olmak istemeleri çok umut verici. Bütün bu bedellere rağmen Kürt tarafının çözüm sürecinde daha etkin davrandığını görüyoruz. Bu da, samimiyetleri konusundaki duygumuzu güçlendiriyor" şeklinde konuşan Fincancı, ekledi: "Ama tabii devlete güvenip güvenmeme konusu da var. Çocukluğumuzdan beri hiçbirimiz devlete güvenmiyoruz."<br />
<br />
Devletin çözüm sürecinde "yol kazalarını" önlemesi gerektiğine işaret eden Fincancı, barış sağlandıktan sonra da toplumsal olarak herkese düşen görevlerin olduğunu ifade etti: "Bu anlamda Kürtler daha aktif davranıyor, daha çok çaba sarf ediyorlar. Barış sonrasında da neler olabileceğine dair çalışmalar yürütüyorlar. Bu çok anlamlı bence. Çünkü barış sağlanması her şeyin bitmesi anlamına gelmiyor. Asıl iş o zaman başlıyor. 30 senelik savaşın toplumda yarattığı kaçınılmaz etkiler var. Barış süreçlerinin zor olduğunu da biliyoruz. İrlanda, İspanya, Güney Afrika, Filipinler'de ne kadar zor geçtiğini gördük. Dolayısıyla bu sürece emek vermek, üzerine titremek gerekiyor."<br />
<br />
'BARIŞ SONRASI NELER YAPILACAĞINA DAİR YOL HARİTASI'<br />
<br />
Fincancı, Demokrasi ve Barış Konferansı'nı çözüm süreci ve sonrası için önemsediklerini belirterek, "Konferansı önemsiyoruz; barış sonrası neler yapılacağına dair yol haritasi niteliği de taşıyacak" vurgusunda bulundu. Aynı zamanda barış sürecinin zarar görmemesi ve aksamaması için neler yapılabileceğinin de Konferansta konuşulacağını açıklayan Fincancı, şöyle devam etti: "Sağlıklı bir toplumsal sözleşmenin, bütün halkların eşit kabul edileceği bir sözleşmenin açığa çıkmasına çalışılacak. Toplumun gördüğü zararın, halkların yaşadıkları olumsuzlukların ortaya konması ve böylece yüzleşmenin olması konuşulacak. Yine hukuki olarak yapılacaklar onarıcı adalet mi cezalandırıcı adalet mi olacak? Bunların arayışları, üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Bu kadar derin yaraların giderilmesinin nasıl gerçekleşeceği, hesap verilebilir olması ve bütün suçlarla ilgili hesap verilebilirlik ilkesi çerçevesinde düşünmek gerekiyor. Hala katilleri hesap verir hale getiremedik; yüz yıl öncekileri bile yapamadık."<br />
<br />
DEVLETİN ZORLANMASI VE DENETLENMESİ<br />
<br />
Fincancı, yaşamını yitiren gerilla ve askerleri, yine savaş nedeniyle ölenleri ve işkence görenleri de konu yapacaklarını söyleyerek, "Kocaman bir toplumsal travma var müdahil olunması gereken... Rehabilitasyon sürecini nasıl gerçekleştireceğimizi de konuşacağız" dedi.<br />
<br />
Prof. Dr. Fincancı, kendi alanı nedeniyle özellikle rehabilitasyon konusuna ilgiyle yaklaştığını anlatarak, "Barış için elimden geleni yapacağım; hem mesleki kimliğim hem de duruşumla" dedi.<br />
Rehabilitasyon süreçlerinde, ana dilde eğitimin gerçekleşmesi ile de Kürt çocukların daha sağlıklı, nitelikli eğitime kavuşmasının sağlanabileceğini kaydeden Fincancı, barışın sağlanması ve taleplerin gerçekleşmesiyle ilgili devletin zorlanması ve denetlenmesi görevini üstleneceklerini bildirdi: "Devletin açık olmasını ve hesap verebilmesini talep etmeliyiz. Herhangi aksama olmaması için de zorlamamız gerekiyor. Konferans burada da bitmeyecek. Daha sonra başka yerlerde de yapılacak. Buradan çıkacak birtakım çalışma grupları barış sürecine dahil olacak."<br />
<br />
'GERİYE DÖNÜLEMEZ'<br />
<br />
TİHV Genel Başkanı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, barış sürecinin artık daha geri bir aşamaya sürüklenemeyeceğine değinerek, şunları kaydetti: "Hiçbir süreç aslında geriye dönmez. Biz gerideymişiz gibi algılasak da, aslında durum değişmiştir. Kaldığı yerden devam eder. Örneğin Habur süreci vardı. 'Yol kazası' deniyordu. Ama Habur sürecinden daha ileride başlamış olundu, yeni sürece. Geriye gidiş olmadı. Acılar yaşanmıyor mu, sıkıntılar yaşanmıyor mu? Tabii ki oluyor. Mesela kaç bin tane rehin cezaevlerinde. Ama bunlar da geri nokta değil, mücadelenin parçaları. Toplumsal, sosyolojik hareketler ilerlemeye mahkumdur, ne kadar ilerleteceğimiz önemli."<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>2014'te 3 seçim gelebilir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39958</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/2014-de-3-secim-birden.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/2014-de-3-secim-birden.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Erdoğan ABD'de açıkladı... Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili konuşan Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan, 'Umudum azalıyor. Biz kendi teklifimizi sunarız. Kapalı oylamada 330'u bulursak referanduma gideriz. 2014'te 3 seçim gelebilir' dedi. ABD ziyaretini sürdüren Erdoğan, gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle başkent Washington'da bir araya geldi.Yeni anayasa konusunda umudunu yitirmek üzere olduğunu belirten Erdoğan, başkanlık sisteminin tartışmaya açılmasını istediklerini söyledi.Türk medyasının kaydettiğine göre,“Bu konuda muhalefeti eleştiren başbakan, yeni anayasada uzlaşma sağlanamazsa kendi tekliflerini gizli oylama ile Meclis'e sunabileceklerini de ifade etti.<br />
<br />
Yeterli sayının bulunması durumunda referanduma gidileceğini belirten başbakan, "2014'te 3 seçim gelebilir" (Yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı ve referandum) diye konuştu.<br />
<br />
<b>ARINÇ'TAN GÜLEN'E ZİYARET</b><br />
<br />
Erdoğan, Bülent Arınç'ın ABD temaslarının ilk gününde vekaleten Fethullah Gülen'e "insani bir ziyaret" gerçekleştirdiğini söyledi.<br />
<br />
Erdoğan, "Geçmişe dayalı kardeşlik ve dostluk ilişkimiz var. Öteden beri bazı çevrelerin olumsuz dedikodu ve spekülasyonlarını bertaraf etmek için yapılmış bir görüşmedir. Biz görüşmek istedik onlar da kabul gösterdiler" dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan: Barışa destek yüzde 110</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39957</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/barisa-destek-yuzde-yuzon.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/barisa-destek-yuzde-yuzon.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> “Akil İnsanlar” Heyeti üyesi sanatçı Yılmaz Erdoğan, sürece desteği anketlerdeki gibi yüzde seksen değil, çok daha fazla olduğunu söyledi. AA´nın haberi:”Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Bölgesi Grubu çalışmalarına devam ediyor. Başkan Vekili Kezban Hatemi, çözüm sürecine ilişkin, "Herkesin senelerdir bunu özlediğini her halinden görüyorsunuz" dedi. Hatemi, grup olarak Şanlıurfa'da gerçekleştirdikleri temaslarla ilgili, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Şanlıurfa'da insanların barışa olan inançlarının yüksek olduğunu ve çözüm sürecini tam anlamıyla desteklediklerini söyledi. Barış sürecinde daha çok ilerleme kaydetmeyi düşündüklerini belirten Hatemi, şöyle devam etti: <br />
<br />
"Bu ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri, geçmişi, kültürü geleceğimizin inşası için çok önemli bir bağlayıcı çimento diye düşünüyorum. Bu bilinçle inşallah, barış sürecinde daha çok ilerlemeler kaydedeceğimizi ve ne kadar büyük değerlere sahip olduğumuz bilincinde yeni nesiller yetiştireceğimizi umut ediyorum. <br />
<br />
Halkın içinde gezdiğimiz sırada onların çok neşeli olduğunu gördüm. Çimenlerin üzerinde yüzlerinden neşe saçan ve mutluluk içinde insanları gördüm. Herkesin senelerdir bunu özlediğini her halinden görüyorsunuz." <br />
<br />
"HALK NE YAPTIĞINI İYİ BİLİYOR" <br />
<br />
Hatemi, barışı kalıcı kılmak için daha çok çaba göstermek gerektiğini, bunda halkın en önemli faktör olduğunu söyledi. İnsanların bu konuda kanaatkar olduğunu vurgulayan Hatemi, şunları anlattı: <br />
<br />
"İnanın insanlar azıyla bile mutlu olmaya razı ama bizim çıtamız daha üstte. Demokratik, sosyal, hukuk devletini kurabilmek için evrensel normlar kategorisine girmemiz lazım. İnşallah en kısa zamanda bunu yapacağız. Bilin ki bu halktan kaynaklanan halkın itici gücüyle oluyor. Hiç küçümsemeyin o halkı. Halk ne yaptığını çok iyi biliyor." <br />
<br />
"DESTEK YÜZDE 110" <br />
<br />
Grup Üyesi Yılmaz Erdoğan da süreçle insanların gözyaşının dindiğini ifade etti. <br />
<br />
İnsanların sürece ilişkin ne düşündüklerinin kendileri açısından önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: <br />
<br />
"İnsanların ruh halini gözlemlediğimizde, az tedirgin, kafada biraz soru işaretleri olduğunu, buna rağmen bir bayram havasını gördük. Soruları var, hafızaları taze ama olandan da çok memnunlar. Çünkü ne olduğunu yakından gördüler. Dolayısıyla hani anketlerde yüzde 80 deniliyor ama benim ölçüme göre yüzde 110'a doğru gidiyor. Beklentiler çok ama herkes mutlu." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>'Biz takip ediyoruz siz bırakın'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39956</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/biz-takipteyiz-siz-birakin.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/biz-takipteyiz-siz-birakin.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Bombacıları TC´MİT´i takip ediyormuş. resmi açıklamaya göre, Reyhanlı’da 51 insanın öldüğü çifte bombalı saldırı istihbaratını Hatay Emniyeti’nin ‘acil’ ve ‘gizli’ koduyla MİT’e bildirdiği, ancak MİT’ten ‘Biz takip ediyoruz, siz bırakın’ cevabı verildiği öne sürüldü. Milliyet´ te yer verilen haberin ayrıntısında şunlar kaydedildi:”Hatay Reyhanlı’da, 51 insanın öldüğü çifte bombalı saldırı sonrasında başlayan “istihbarat zaafiyeti” tartışması yeni boyut kazandı. Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün, olaydan iki gün önce gelen ihbarı, resmi yazıyla Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bildirdiği, ancak MİT’in, “Grubu biz takip ediyoruz, siz bırakın” yanıtını verdiği öne sürüldü.<b>  ‘Acele’ kodlu bilgi </b><br />
<br />
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önceki gün, “Teşkilat, bugün zanlı olarak mahkemelere taşınan isimleri zaten takibe almıştı; Bu tip bazı eylemlerin olabileceğinden kuşkulanıyorlardı” açıklamasıyla boyutlanan “istihbarat zafiyeti” tartışması çerçevesinde yeni bilgiler günışığına çıktı.<br />
<br />
Milliyet’in aldığı bilgiye göre, El Muhaberat bağlantılı eylemden iki gün önce ihbarcı M.G.’nin Hatay Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü’ne yaptığı ihbarla harekete geçen Hatay Emniyet Müdürlüğü, istihbari bilgiyi aynı gün “gizli” ve “acele” kaydıyla MİT’in Hatay’daki bölge başkanlığına bildirdi.<br />
<br />
<b>  Yazışmalar yapıldı</b><br />
<br />
Bildirimin ardından MİT Hatay Bölge Başkanlığı’nın, Hatay Emniyeti’ne, adı geçen kişi ve grubu takip ettiklerini belirterek, emniyetin takibi bırakması yönünde görüş verdiği öne sürüldü. Buna karşın, Hatay Emniyeti’nin çalışmayı bırakmadığı ve başta Ankara olmak üzere bilgileri kendi birimleriyle paylaştığı, araçları bulmak için takibe başladığı belirlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün birimlerinin de Hatay Emniyeti ve MİT’le yazışmalar yaptığı öğrenildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “istihbarat zaafiyeti” iddialarıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’na talimat verdiğini açıklamıştı.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Esad: Bu savaşın başlangıcıdır</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39955</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/esad-o-iddiayi-yalanladi-turkiye-yi-sucladi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/esad-o-iddiayi-yalanladi-turkiye-yi-sucladi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Rejimin kimyasal silah kullandığı iddialarını yalanlayan diktatör Esad "Bu, muhtemelen ülkemize karşı bir savaşın başlangıcı" ifadesini kullandı.Suriye diktatörü Esad, Arjantin resmi haber ajansı Telam’a ve Clarin gazetesine konuştu. 15 milyon Suriye uyruklunun yaşadığı Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini her zaman sıcak tutan Esad, iç savaşın başladığı 2011 yılından beri ilk kez Latin medyasına demeç verdi. Esad Arjantinli gazetecilerle yaptığı söyleşide, Suriye’deki kimyasal silahların varlığını inkar etti, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ı muhalifleri silahlandırmakla suçladı. Şam’daki Hükümet Sarayı Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen söyleşiyi, 5 televizyon kamerası ve 2 fotoğrafçı kayıt altına aldı. Clarin gazetesi, söyleşi sonunda Suriyeli yetkililerin röportaj çözümünü ve Esad’ın sesinin de olduğu kayıtları geri vereceklerine söz vererek gazetecilerin elinden kayıtları almak istediğini yazdı. Gazete, Suriyeliler’in olası sansürüne karşı muhabirin el yazısı notlarını yayınladı. KİMYASAL SİLAHIMIZ OLSAYDI ÇOK FAZLA İNSAN ÖLÜRDÜ <br />
<br />
Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, “ABD ve müttefiklerinin Suriye’nin elinde kimyasal silahlar olduğuna yönelik kanıtların düzmece olduğunu söyleyen Esad, silahların varlığını ve kullanımını reddetti. Bir şehirde ya da bölgede kimyasal silah kullanımının 10-20 kişilik kayıplarla sonuçlanmayacağını, çok daha geniş çaplı kayıplar yaşanacağını söyleyen Esad, kimyasal silah kullanımı ile ilgili çıkarılan spekülasyonların ABD’nin tıpkı Irak gibi bölgeye girmek için mazeret olarak kullandığını iddia etti. ABD ve müttefiklerinin kimyasal silahları kullanarak kısıtlı ve belli bir bölgeyle sınırlı da olsa askeri müdahalede bulunabileceğini tahmin ettiklerini ve savunma planlarını buna göre yaptıklarını sözlerine ekledi. <br />
<br />
TÜRKİYE MUHALİFLERİ SİLANLANDIRIYOR <br />
<br />
Batılı güçlerin ülkesine karşı bir savaş hazırlığında olduğunu ifade eden Esad, ’uluslararası teröristler’ olarak adlandırdığı muhaliflerin, batılı güçlerin yanında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından silahlandırıldığını ve finanse edildiğini iddia etti. Esad, Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan iki yıllık iç savaşın 70 bin insanın canına mal olan bilançosunu inandırıcı bulmadığını söyledi. Ölenlerin büyük çoğunluğunun dışarıdan Suriye halkını öldürmek için gelen teröristler olduğunu bunun yanında birçok kaybın olduğunu bu nedenle tam sayıyı hesaplamak için kimsenin elinde yeterli ölçüm normlarının olmadığı savundu. <br />
<br />
OBAMA VE BUSH’UN POLİTİKALARI AYNI <br />
<br />
Esad, George Bush ve Barack Obama’nın dış politikalarının söylemde farklılar olsa da öz itibariyle özellikle toprak konusunda aynı olduğunu ve ABD’nin dış politikasının asla değişmeyeceğini söyledi. Suriye’nin modern laik bir devlet olduğunu ve tüm güçleriyle radikal dinci ögelere direndiğini söyleyen Esad’a göre, Batılı devletler, Ortadoğu’nun kaynaklarını yağmalamak için tıpkı eskiden Latin Amerika ülkelerinde yaptığı gibi halklarını kışkırtıyıyor. Suriye Devlet Başkanı, ABD’nin ve müttefiklerinin kendi çıkarları doğrultusunda radikal İslamcıları desteklediklerini gelinen aşamada, Taliban örneğinde olduğu gibi 11 Eylül saldırısıyla bunun bedelini ödediklerini ileri sürdü. Hiçbir şekilde istifa etmeyi düşünmediği bunun kaçmak anlamına geleğini söyleyen Esad, terorist olarak nitelendirdiği muhalefetle de pazarlık masasına oturmayacağını dile getirdi. Arjantinli gazetecilerin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin "geçiş hükümetinde Esad’a ayrılacak yerlerinin olmadığı" sözlerini hatırlatması üzerine, "Kimin gidip kimin kalacağına karar verecek Suriye halkı adına Kerry’nin ya da başkasının kimden konuşma yetkisi aldığını bilmiyorum. Buna sadece 2014 seçimlerinde Suriye halkı karar verir" sözleriyle yanıtladı. Suriye Devlet Başkanı, ABD ve Rusya’nın diyalog yolunun açılması için düzenlenmesini önerdikleri konferansa olumlu baktıklarını, politik çözümle sonuçlanacak her türlü girişimi destekleyeceklerini ancak, terörizmi destekleyen birçok ülkenin böyle bir oluşumu destekleyeceklerine inanmadığını söyledi. <br />
Esad, kimyasal silah kullanılmasının birkaç dakikada binlerce, on binlerce kişinin ölmesi anlamına geldiğini belirterek, böyle bir olayın gizlenemeyeceğini iddia etti. <br />
<br />
"İstifa etmeyi düşünmediğini" de dile getiren Suriye Devlet Başkanı, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, geçiş hükümetinde Esad'in yer almayacağı yönündeki sözlerine ilişkin soruya, "İstifa etmek kaçmak olur. Kerry'nin ya da başkasının, kimin gideceği, kimin kalacağı konusunda Suriye halkı adına konuşma yetkisi alıp almadığını bilmiyorum. 2014'teki devlet başkanlığı seçiminde buna Suriye halkı karar verecek" yanıtını verdi. <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dağdan Erbil&amp;#8217;e bakmak&amp;#8230;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39954</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/yazar-candan-yildiz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/yazar-candan-yildiz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Candan Yıldız*/</b> Dönüş yolunda düşündüm; &#8220;Türkiye ne garip bir ülke&#8221; diye&#8230;Güneyinde bombalar patlıyor, dağlarında ise &#8220;silahsızlanma&#8221; sürüyor&#8230;Kürt sorunu ile çıplak ve sert yüzleşebildiğiniz hayatlardan izlenimlerle indim dağlardan. Mesela; baba ve oğul yıllardır aynı mücadelenin içindeler ama görmemişler birbirlerini 19 yıldır&#8230;Ya da iki çocuğunu kaybeden baba &#8220;ben de bir şeyler yapmak istiyorum&#8221; diye gelebiliyor bu dağlara almış yaşına rağmen&#8230;Köylerinin yakılmasının ardından ailecek çıkanlar bile varmış aralarında&#8230; &#8220;Dağların çocukları&#8221;  olmuş hepsi&#8230;<br />
Kapitalizmin değerlerinden uzak yaşamak temel ilkeleri&#8230;<br />
<br />
&#8220;16 yıldır para ile ilişkim yok&#8221; cümlesi bir gösterge&#8230;<br />
Doğa ile kurdukları ilişki ise tam bir yabancılaşmama deneyimi&#8230; Yılan ya da akrep soktuğunda panzehir üretme bilgileri biz şehir insanlarının yaşam bilgisinde olmayan şeyler.<br />
<br />
40 yaşın üzerinde ve geri çekilen gruptan biri &#8220;bu yaşamda sevgiyi, doğayı, toprağı, emeği, çabayı ve iradeyi görüyorsun&#8221; diye açıklıyor geçen zamanın ondaki anlamını.<br />
<br />
Geri çekilenlerin &#8220;geride bıraktıklarımız&#8221; burukluğu Kürt sorununun derinliğinde gizli&#8230; Belki de bu yüzden &#8220;zor ikna olduk&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Uzun yıllardır dağdaki yaşamın biriktirdiği ve yarattığı kültür akademinin konusu olmalı&#8230;<br />
Erkek egemenliğini sorgulayanları da gördüm: &#8220;Bence erkekler özgür değil kadınları ezdiği için. Tarihin en eski sömürüsüdür erkeklerin kadınların emeğine el koyması&#8221; cümleleri düşüyor bir erkek gerillanın ağzından.<br />
<br />
Dağlarına &#8220;feminizm&#8221; gelmiş memleketin diye düşünüyorum.<br />
<br />
Sadece doğayı değil siyaseti de konuşuyoruz. Ortadoğu&#8217;da &#8220;üçüncü çizgi olmaya devam edeceğiz&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Halkların sınırlar olmadan gönüllü birlikteliğini savunuyorlar. Gelinen noktayı &#8220;karşılıklı yenişeme&#8221; hali olarak tarif ediyorlar.<br />
<br />
&#8220;Eve dönüş&#8221; fikrini ise &#8220;siyaseti legal olarak yapmak&#8221; diye tarifliyorlar.  Çoluk çocuğa karışmak, bir ev bir araba sahibi olmak hayalleri değil .<br />
<br />
Konu Federal Hükümete gelince; &#8220;varlığımız onlar için de bir garanti. Zira bu dağlarda biz olmazsak İran destekli radikal dinci gruplar yerleşir&#8221; yorumunu yapıyorlar.<br />
<br />
&#8220;Dağın içine&#8221; bütünüyle bakabilmek mümkün değil birkaç günde. Ama zihinlerin farklı çalıştığı gerçek.<br />
İniyoruz Erbil/Hewler&#8217;e&#8230;<br />
<br />
Taze statülü bu şehri anlamaya çalışıyorum.<br />
Türkiye&#8217;den gelenlerle konuşuyorum&#8230; Erbil Kürt siyasi mülteci coğrafyası olmuş gibi.<br />
<br />
Siyasi mültecilerini ağırlıklı olarak Avrupa&#8217;ya gönderen bir tarih değişmiş sanki. BDP yöneticisi olup KCK&#8217;dan ceza alanlar, öğrenci iken eylemlere katılıp cezası kesinleşenler ile dolu Erbil. Daha doğrusu sayıları 400-500 civarında.<br />
<br />
Neden Avrupa değil de Erbil diye soruyorum: &#8220;Bizim coğrafyamız, dilini biliyoruz, Türkiye&#8217;ye uzak değil ve barış süreciyle birlikte dönmek bütün arzumuz&#8221; diyorlar.<br />
<br />
Aralarında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği&#8217;ne başvurup sığınmacı statüsü alanlar da var. Bu barınma hakkı sağlıyor onlara. Zira Barzani hükümeti kolay kolay oturma ve çalışma izni vermiyormuş.<br />
<br />
Bazıları &#8220;Biz Kuzey&#8217;le yani Türkiye ile daha ortaklaşmışız. Buradakilerle damak tadımız bile farklı. Arap kültürünün etkisinde bir Kürtlük kimliği oluşmuş&#8221; diyor.<br />
<br />
Erbil muhafazakar bir şehir. Sokaklarında kadın görmek neredeyse imkansız. Olanlar da tüketim tapınağı AVM&#8217;lerde. Ancak sokaklarda kadınlara yönelik sözlü tacizler hemen hemen hiç yaşanmıyormuş.<br />
<br />
Alkol Hristiyan mahallesi Ankava&#8217;da bulunabiliyor sadece. Müslümanlar da zaten oraya gidiyormuş. Barzani hükümetinin dini ya da etnik azınlıklara dönük korumacı politikası olduğunu öğreniyoruz. Hristiyan köyleri hâlâ mevcudiyetini koruyormuş ve bu bölgelerde rast gele mülk edinmek mümkün değilmiş.<br />
<br />
Kalkınmacılığı &#8220;Dubai&#8221; ufkuyla sınırlı Erbil&#8217;de etkileyici tek şey ise hırsızlığın neredeyse hiç olmaması. Toplu taşıma yok ve taksi tek ulaşım aracı. Pahalı bir şehir diyebilirim. Hayat dolar üzerinden yürüyor. Ancak temel gıda ihtiyacı hükümet tarafından bir hak olarak karşılanıyor. Eğitim ve sağlık ücretsiz gibi. Bu nedenle sokaklarında el açan insanları gördüğümüzde bölgedeki savaşın yarattığı yoksulluktan kaçan Suriyeliler olduğunu öğreniyoruz.<br />
<br />
İşin magazin kısmına gelince, müzisyen Rojin de Erbil&#8217;de iş kuranlardan. Beyoğlu İstiklal&#8217;le özdeş mekanlardan biri Ada Cafe de şube açmış bu şehirde.<br />
<br />
Sık aralıklarla asayiş noktalarına sahip Erbil, dağdakilerin dediği gibi bir kazanım ama hayallerin şehri değil&#8230;<br />
<br />
<i>*t24.com./19.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Çerkesler alanlara çıktı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39953</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/cerkezler-alanlara-cikti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/cerkezler-alanlara-cikti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> İstanbul, New York, Berlin ve Ürdün'de bir araya gelen Çerkesler soykırımın tanınmasını istedi. Kış Olimpiyatları'nın Soçi'de yapılmasını protesto etti.Radikal´de Ayca Örer imzasiyla verilen haberde şunlar kaydedildi:“Çerkesler’in Kafkaslar’dan sürgünü ve uğradıkları mezalimin 149. yıldönümü nedeniyle Rusya Federasyonu Büyükelçiliği önünde toplanan 21 Mayıs Platformu üyeleri pankart açıp protesto gösterisinde bulundu. 2009’dan bu yana MAY21 şemsiyesi altında toplanan Çerkes örgütleri bu yıl da soykırımın simgesi olarak niteledikleri Soçi’de Kış Olimpiyatları’nın gerçekleştirilmesine karşı toplandı. Birleşik Kafkasya Derneği ( Türkiye ), Çerkes Kültür Enstitüsü ( ABD ), Çerkes Milliyetçi Hareketi (Ürdün), Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Gençlik Komisyonu (EsKafGençKom), Hamburg Çerkes Derneği ( Almanya ), IKKD Genç (Türkiye), Jineps Gazetesi (Türkiye), Kafkasya Forumu (Türkiye), Kafkas Vakfı (Türkiye), Kuzey Kafkasya İçin Adalet Grubu (Ürdün), ULUKAF (Türkiye), Uluslararası Çerkes Konseyi (ABD) çağrısıyla gerçekleştirilen eylem Odakule’de başladı. Olimpiyat istemiyoruz <br />
<br />
Buradan Rus Konsolosluğu önüne gelen eylemciler ‘Katil Rusya Kafkasya’dan defol’, ‘Alanlarda birleş soykırımla yüzleş’, ‘Soykırım sizin direniş bizim’, ‘Soçi’de o limpiyat istemiyoruz’ sloganları attı. <br />
<br />
Topluluk adına açıklama yapan Fehmi Aybulut, “Bu yıl öncekilere göre sesimiz daha gür. Ulusların yükseldiği bir çağda yok olmaya mahkûm edilen Çerkezya’da soykırımın en kanlı sahnelerinin yaşandığı Kbaada Vadisi’nde önümüzdeki yıl, soykırımın 150. yılında Soçi Kış Olimpiyat Oyunları gerçekleştirilecek. Olimpiyat komitesi, korumakla sorumlu olduğu olimpiyat değerlerini bir kez daha ayaklar altına alacak bir süreci başlatmış oldu” dedi. Göstericiler taşıdıkları Olimpiyat halkalarını Rusya Federasyon binasının duvarına bıraktı ve olaysız bir şekilde dağıldı. Açıklama eşzamanlı Berlin, New York ve Ürdün’de de gerçekleştirildi.“<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Berdevkê hevpeymaniyê: YNK û PDK, Kurdistanê nafroşin</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39952</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href="http://www.rizgari.com/images/pdk-ynk120211.jpg"><img border="0" hspace="5" align="left" src="http://www.rizgari.com/images/pdk-ynk120211.jpg" width="145" height="85" alt=""/></a>Berdevkê fraksiyona hevpeymaniya Kurdistanî li encûmena nûneran a Êraqê derbarê ew hemû dengoyên ku dibêjin YNK`ê û PDK`ê li beramberî 4 milyar dolar razîbûne ku hêzên Dîcleyê li parêzgeha Kerkûkê bimînin, red kiriye. Her weha dibêje: Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û Partiya Demokrat a Kurdistanê ne ew hêzane ne ku Kurdistanê bifroşin xelkekî dine.<div>Berdevkê hevpeymaniya Kurdistanî li encûmena nûneran Mueyed Teyîb ji PUKmedia`yê re ragihand ku: "Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê û Partiya Demokrata Kurdistanê du partiyên têkoşer û qurbanî jibo Kurdistanê û parastina gelê Kurd dane, ji ber vê jî ew gotinên weha ji rastiyê dûrin ku dibêjin YNK`ê û PDK`ê navçeyên Kurdistanî yên derveyî Herêma Kurdistanê bi 4 milyar dolar bifroşin."</div><div><br/>Teyîb got: "Ew daxuyanî tu rastî têde nîne, hemû xelkê Kurdistanê helwesta Yekîtî û Partî dizanin. Yekîtî û Partî ne ew hizbên ku Kurdistanê bifroşin xelkê dine."</div><div><br/>Pêştir endamê encûmena nûneran a Êraqê Şêx Letîf Mistefa di semînerekê de ragihandibû ku: "Partî û Yekîtî di dawiya serdana xwe bo Bexdadê bi mayîna hêzên operasyona Dîcleyê beramber pêdana pareyên kompaniyan razîbûne, ku ew jî wateya firoştina navçeyên Kurdistanî yên kêşe li sere ye bi 4 milyar dolar e."</div><div><em>Pukmedia</em></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Artêşa Tirk bombe kir, HPG'ê jî bersiv da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39951</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<div><img style="WIDTH: 139px; HEIGHT: 90px" hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/lesker-eris-kir-gerilla-bersiv-da.jpg" width="135" height="90" alt=""/>Artêşa Tirk, bi top û hewanan êrişî Herêmên Paratinê yên Medyayê kir, ku gerîlayên HPG'ê di rewşa vekişînê de ne.</div><div><div>Navenda Çapemenî û Ragihandinê ya HPG'ê (NÇR-HPG) da xuyakirin, ku di 18'ê Gulanê saet navbera 18.00 û 18.30 de, artêşa Tirk bi top û obusan êrişî girê "Şehîd Rehîme" yê li herêma Zagrosê kiriye. NÇR-HPG'ê got, "Gerîlayên me jî bi heman rengî bersiv dane êrişê."</div><div></div></div><div>
<br />
Hat ragihandin, ku roja 17'ê Gulanê jî saet di navbera 19.00 û 20.00 de li hemberî qada Xapuşke ya Çiyayê Govendê jî bi top û obusan êriş hatine kirin. Di dewama daxuyaniyê de weha hat gotin; "Di 17'ê Gulanê de saet di 17.00'an de 2 helîkopterên kobra yên artêşa Tirk a dagirker ên ji navçeya Şirnex Qilabanê dihatin, xwestin ji herêma Şehîd Kendal sînor derbas bikin û derbasî geliyê Kûranîş bibe. Li ser bersivdayîna gerîlayên me, helîkopterên kobra neçar mane xwe vekişînin."</div><div><em>Anf</em></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>&amp;#8216;Salih Muslim û Cemalê Şêx Baqî tevlî di kongra Cenevre dibin&amp;#8217; </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39950</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/cemal-mela-mahmud-salih-muslim.jpg" width="140" height="87" alt=""/>Desteya Hevahengiya Niştimanî ya Sûriyê eşkere kir ku Rûsya û Amerîka ji wan xwestiye ku nêrîna xwe derbarê kongreya Cenevre ya duyê amade bike.<div>Bepirsekî wê desteyê jî dibêje ku 2 nûnerên kurdan wê di kongra Cenevre de amade bin.</div><div> </div><div>Berpirsê ragihandina Desteyê Hevahengiyê Munzir Xedam ji Rûdawê re ragihand: &#8220;Roja şemiyê serkirdeyên desteyê li Şamê bicivin û nêrîna xwe ya dawî derbarê kongreta Cenevre de amade bike.&#8221;</div><div> </div><div>Xedam got: &#8220;Li ser daxwaza Rûsiya û Amerîka, em ê nêrîna xwe derbarê çareserkirina qeyrana Sûriyê amade bikin. Ev nêrîn dê di civata nivîsgeha cîbicîkirinê de were erêkirin û paşê jî ji Rûsya û Amerîka re were şandin`.</div><div> </div><div>Xedam behsa beşdariya hevalbendên xwe yên kurd kir û got, `Bê guman Hevserokê PYDê Salih Muslim û Serokê Partiya Demokrata Kurd ya Sûriyê Cemal Mela Mehmûd dê di nava şandeya Desteyê de bin ku wê beşdariya konga Cenevê bike.`</div><div> </div><div>Berpirsê ragihandina Desteya Hevahengiyê herwiha tekez kir ku biryara beşdariya Salih Muslim û Cemal Mela Mehmûd hatiye standin.</div><div> </div><div>Partiya Demokrat ya Kurd ya Sûriyê di Encumena Niştimanî ya Kurdî de endam e, lê ew di heman demê de endamê Desteya Hevahengiyê ye.</div><div><i>Rûdaw</i><i></i></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Türk ordusu bombaladı, HPG karşılık verdi</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39949</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hpg-ustlenmedi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/hpg-ustlenmedi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk ordusu HPG´nin geri çekilmekte olduğu “Medya Savunma Alanları”nı havan ve obüs atışları ile bombaladı.HPG Basın-İrtibat Merkezi (HPG-BİM), 18 Mayıs günü 18.00 ile 18.30 saatleri arasında HPG´nin denetimindeki “Medya Savunma Alanları”nın Zagros bölgesinde bulunan “Şehit Rahime” tepesine yönelik Türk ordusu tarafından havan ve obüslerle saldırı düzenlendiğini bildirdi. HPG-BİM, "Gerillalarımız saldırıya aynı düzeyde karşılık vermiştir” dedi.ANF´nin haberine göre, “Açıklamada, 17 Mayıs günü de 19.00 ile 20.00 saatleri arasında Zagros’un Govende Dağı bölgesindeki Xapuşke alanına yönelik olarak da obüs ve havanlarla bombalama yapıldığı kaydedildi.<br />
<br />
HPG-BİM ayrıca, “17 Mayıs günü saat 11.30’da Şırnak’ın Uludere ilçesi istikametinden gelen işgalci TC ordusuna ait 2 kobra tipi helikopter Şehit Kendal alanından sınırı geçerek Kuraniş vadisine girme teşebbüsünde bulunmuştur. Gerillalarımızın karşılık vermesi üzerine kobra helikopterler geri çekilmek zorunda kalmıştır” bilgisini verdi.” <br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zulkuf Azew&amp;#8217;in Yazısı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39948</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/lerzan-zulkuf-azew-cevap.jpg" width="140" height="87" alt=""/><div><b>Lerzan Jandîl</b> / &#8230; Dersimliler daha doğrusu Qızılbaşlar da tek parti döneminde Müslüman Kürtler gibi CHP&#8216;ye oy verdiler. Ancak ilk umut ışığı göründüğünde DP&#8216;ye de oy verdiler. Ve bir Qızılbaş pirinin deyimiyle 'biz DP&#8216;nin atını Xızır´ın atı zanettik, ancak DP&#8216;nin atı bize öyle bir çifte atti ki, kendimize zor geldik.' diyerek Alevilerin DP aşkının acıyla bittiğini beyan ediyordu&#8230;</div><div> </div><div><strong><em>Sayın Zulkuf Azew,</em></strong></div><div>Nereden düştüyse <a href="http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39931"><strong>bir e-mailiniz</strong></a> adresime gelmiş, iyi de olmuş. </div><div> </div><div>Önce bir anekdot:</div><div>Vatandaşın biri kendisini darı zannediyormuş ve dolayısıyla horzlardan çok korkuyormuş. Arkadaşlarının da yardımıyla tedavi olmuş. Tedaviden sonra arkadaşlarıyla gezerken karşıdan bir horoz gelmiş. Adam Horozu gören tedirgin olmaya başlamış. Arkadaşlarının &#8222;Ne oldu, niye tedirgin oldun?&#8220; sorusu üzerine, &#8222;Görmüyormusunuz, karşıdan horoz geliyor&#8220; demiş, adam. Arkadaşları &#8222;Ama sen tedavi oldun. Sen artık darı değilsin ki&#8220; derler. </div><div> </div><div>El cevap &#8222;Doğru! ben artık darı değilim. Ama ya horoz beni hala darı zannedip, yemeye kalkarsa ne olacağım!&#8220;</div><div> </div><div>Bu anekdottaki gibi ben de kendimi darı zannetmiyorum. </div><div> </div><div>Ancak:</div><div> </div><div><strong>1)</strong> Birilerinin horoz gibi bizi sürekli darı gibi görmesine çalıştıkları için, </div><div> </div><div><strong>2)</strong> Kendilerini, -hangi sebeplerle olursa olsun, ihanet, ajanlık, reaksiyon, bilmemezlik, cehalet vs.- Kürt olarak kabul etmeyen, bunun yerine kendilerini Zaza, Alevi, hata Türk görenleri bahane ederek, bir bütün olarak bizleri töhmet altında bırakma çalışmalarına, bize aba altından sopa gösterilmesine, varolan önyargıları pekiştirme, yaygınlaştırma çabalarına artık sessiz kalmamaya karar verdim ve bundan dolayı da size, emriniz üzere, şapkamı önüme koyup, ana başlıklar halinde, yazınıza binaen kısaca bir kaç şey yazmak istiyorum.</div><div> </div><div>Tarihi tespitler yaparken veya tarihi olayları yorumlarken:</div><div> </div><div>- Bilineni tekrardan ziyade araştırmanız, soruşturmanız, temiz bilgi sahibi olmanız lazım.</div><div>- Yazılmamışı bulmaya, bilinmeyeni bilince çıkarmaya çalışmanız lazım.</div><div>- Egemen edasıyla, çoğunluğun algısıyla tarihi olaylaları yorumlamamanız lazım.</div><div>- Resmi ideolojiyle, Kemalizmin kalemşörlerinin iddialarıyla tarihi yorumlamamanız lazım.</div><div>- Kürdistanî azınlıklar konusunda ve eğer samimi iseniz, &#8222;resmi kürt tarihi algısıyla değil&#8220; herkesten daha fazla araştırıp incelemeniz lazım,.</div><div>- Bunları yapamıyorsanız, o zaman da üzerinize vazife olmayan ve hiç bilmediğiniz konulara girmemeniz lazım.</div><div> </div><div>Gelelim meselemize!</div><div> </div><div>Diyorsunuz ki &#8222;Kürdistan&#8217;ın iç birliği açısından önemli fırsatlar ve aynı zamanda riskler içeren PKK&#8217;nin yeni çizgisinin Kuzey Kürdistanlı Alevileri ciddi şekilde rahatsız ettiğini farketmemek imkansız. Özellikle Öcalan&#8217;ın 2013 Newroz&#8217;unda okunan mesajındaki &#8220;İslam Kardeşliği&#8221; vurgusunun Alevi ve Ezidi Kürdistanlıları tarihsel hafızanın ışığında endişelendirmiş olduğu ortada.&#8220;</div><div> </div><div>Burası doğru. </div><div> </div><div>Acak bu sizin bir tespitiniz değil, somut bir olgu. Ve Abdhullah Öcalan´ın bu açıklaması Qızılbaş, Êzdî, Ermeni, Süryani, Ateist, seküler, solcu yani Müslüman olmayan tüm kesim ve bireyleri endişelendirmiştir.</div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz &#8222;Bu endişenin / korkunun ardında Kerbela katliamı menkıbelerini,Kuyucu Murat Paşa&#8217;ya neden kuyucu dendiğinin kollektif bilgisini bulmak pek de zor değil.&#8220;</div><div> </div><div>Tam doğru değil. </div><div> </div><div>Doğru olan Selçuklu-Kürt, Osmanlı-Kürt, Cumhuriyetin ilk yılları-Kürt ilişkilerinin &#8222;İslam kardeşliği&#8220; temelinde geliştiği ve bu kardeşliğin Müslüman olmayan, Kürt de olsa dini ve ulusal azınlıkların hep zarar gördüğü, onlara pahalıya mal olduğu, onların hep katledildiğidir.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Îdrîs-î Bîdlîsî ve Yavuz; Kanunî, ll. Selim ve Şeyhülislamı Ebussuûd Efendi. </div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin &#8222;Kürtlerin babası&#8220; Abdulhamit ve Alayları ve bu alayların katlettikleri ve mallarına el koydukları Ermeniler. Ve yine bu alayların kendinden olmayanlara uyguladıkları terör ve talan!</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Türklerin Milli Mücadele dedikleri yıllar, M. Kemal ve Kürt ağa ve şeyhleri; Erzurum Kongresi.</div><div> </div><div>Hiç uzaga gitmeyin, Koçgiri ve diğer Kürtler /Dersim&#8216;deki bir çok aşiret te dahil olmak üzere.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin, yurtsever Bedirxan ailesi ve katlettikeri Êzidiler.</div><div> </div><div>Hiç uzağa gitmeyin, Simko ve ödürdüğü Süryani-Keldaniler.</div><div> </div><div>Sanırım yetiyor.</div><div> </div><div>Yine diyorsunuz &#8222;&#8230;.katliamın ana odağı Dersim&#8217;de katliamı gerçekleştiren CHP aynı argümanlarla bugün bile birinci parti oluyorsa, Kürd Alevilerin bir önceki kuşağında bu kadar Kemal ve İsmet ismine rastlanıyorsa..&#8220;</div><div> </div><div>Buraya kadar doğur. Araştırılıp incelenmesi gereken önemli bir konu. </div><div> </div><div>Ancak bilgi eksikliğiniz var.</div><div> </div><div>Dersimliler daha doğrusu Qızılbaşlar da tek parti döneminde Müslülman kürtler gibi CHP&#8216;ye oy verdiler. Ancak ilk umut ışığı göründüğünde DP&#8216;ye de oy verdiler. Ve bir Qızılbaş pirinin deyimiyle &#8222;biz DP&#8216;nin atını Xızır´ın atı zanettik, ancak DP&#8216;nin atı bize öyle bir çifte atti ki, kendimize zor geldik.&#8220; diyerek Alevilerin DP aşkının acıyla bittiğini beyan ediyordu.</div><div> </div><div>Dêrsimliler Qızılbaşlar TİP&#8216;e de oy verdiler. Sonuç bir bütün olarak yenilmiş bir sol.</div><div> </div><div>Dêrsimliler daha doğrusu Qızılbaşlar Solcu bağımsız adaylara da oy verdiler. Elleri boş kaldı.</div><div> </div><div>Ancak Dêrsimliler Qızılbaşlar Kürdistanî partilere de oy verdiler. Sonucu belli.</div><div> </div><div>PKK&#8216;nin ilk örgütlendiği yerlerin başında Mamıki´nin gelmesi her halde tesadüf olmasa gerek. </div><div> </div><div>Urfa&#8216;da belediye başkanlığını bağımsız, daha sonrada AKP&#8216;ye geçen biri kazanırken, örneğin Mamıkiye&#8216;de, Varto&#8216;da BDP adayının kazanması her halde hile ile olmadı.</div><div> </div><div>Seçimlerde kazanma şansı olmayan birini Mamıkiye&#8216;de aday gösterip, kazanamayınca da faturayı Dersimli Qızılbaşlara çıkarmak ta pek doğru olmasa gerek.</div><div> </div><div>Belki bilmezsiniz Kürt bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile var. </div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz: </div><div>&#8222;bu yeni konjonktürde Kürd Alevilerin şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmelerinin zamanı gelmiş demektir.&#8220;</div><div> </div><div>İşte bütün mesele bu! Olmak veya olmamak!!!!</div><div> </div><div>Bizim şapkamızı önümüze koyup düşümemız lazım. Amenna! Ama bu defa siz istediğiniz için değil!</div><div>Sanki bizler, adına kürt ulusal kurtuluş mücadelesi denilen bu mücadelenin &#8211;farklı her boyutta- hiç uzağından yakınından geçmemişiz, ondan hiç haberimiz bile olmamış.</div><div> </div><div>Sanki bizim gençlerimiz dağlarda, zindanlarda, işkenceyle değil, adeta at hısızlığına giderken kazayla ölmüşler.</div><div> </div><div>Sanki köylerimizi, oyun olsun diye, biz kendimiz yerle bir etmişiz!</div><div> </div><div>Sanki ormanlarımızı kuzu kepap pişirmeye giderken yanlışlıkla yakmışız!</div><div> </div><div>Hatta ne dersin, Sakine, Fidan ve Leyla´yı da biz vurmuş olmayalım mı?</div><div> </div><div>Tabii ki bize &#8222;şapkanızı önünüze koyup düşünmeniz lazım&#8220; dersiniz, diyebiliyorsunuz. </div><div> </div><div>Çünkü sizde &#8222;Hey siz Müslüman Kürtler şapkanızı önünüze koyup düşünün, ulusal birlik ümmet inancıyla sağlanamaz. Adınızı hep Abdulvahap, Abdurrahman, Abdulvakkas koyuyorsunuz, bu Araplıktır, bu Kürtlük değildir diyemezsiniz. Veya siz &#8222;Biz seyidiz peygamber soyundanız, kurmanc falan değiliz&#8220; diyenlere, &#8222;hoop siz katilinize aşık olmuşsunuz, Stockholm Sendromu yaşıyorsunuz&#8220; diyemezsiniz. &#8218;<i>Ez fileyê bavê temê lawo&#8216;</i> demeyin, diyemezsiniz. Êzdiye, Süryaniye, Qızıbaşa, Ehli Haqçıya hakaret edemezsiniz, etmemelisin. Bedirxanileri, Sımkoları, din Mücahidlerini geri getiremezsiniz. Oruç tutmuyor diye Asuri bir baba ve oğlunu 200 kişiyle linç edip evini yakamazsınız. İçki satıyor diye adamların dükkanlarını ve evlerini ateşe veremezsiniz, vermemelisiniz, bu ihanettir diyemezsiniz!&#8220; diyecek güç ve düzey yok.</div><div> </div><div>Azınlığı hırpalamak, azınlık üzerinden ahkam kesmek, ders vermek, tarihçilik, efendilik yapmak kolaydır. Ancak marifet, zor olanı çoğunluğa karşı, resmi olana karşı söyleyebilmektir.</div><div> </div><div>Kaldı ki sizin söyleklerinizi tersinden Osman Öcalan da söylüyor. Hazret de devleti alinin dikkatini PKK deki &#8222;Alevilere&#8220; çekiyor. &#8222;PKK yurtsever olmaktan çıkmış, pirlerin, alevilerin partisi olmuştur&#8220; diyor. Ve bununla PKK&#8216;ye, oradaki, alevilere iftira atarak geleceğe yatırım yapıyor. Çünkü dönem Alevi düşmanlığı, Alevi karşıtlığı, Aleviliği hırpalama ve azarlama üzerinden terfi, makam, rütbe, iş almanın dönemidir. </div><div> </div><div>Şimdi 1925e gelelim.</div><div> </div><div>Şeyh Said isyanı/direnişi denilen olayı, Azadi örgütünün örgütlediğini, ancak liderleri tutuklandıkları için, başına Şeyh Said´in geldiğini, getirildiğini ve Şeyh Said´in de hareketi zamansız başlattığını dünya alem biliyor. Dolayısıyla da yenilginin nedenlerinde biri budur. Ama rahatlalıyacaksanız eğer Piran&#8216;daki provakasyonu da Lolan ve Hormek &#8222;alçaklarına&#8220; maledebilirsiniz. </div><div> </div><div>Yine dünya alem, hareketin içinde önemli bir yer alan Şeyh Said´in bacanağı Binbaşı Kasım(Ataç)ın başından beri hareket hakkında devlete bilgi verdiğini (hatta kendi iddasına göre M. Kemal Erzurum&#8216;a gelince bizatihi kendisine direk bilgi verdiğini söylüyor) biliyor. Kuşkuşuz yenilginin en büyük nedeni iç ihanettir. Ama siz, dünya alemin söyledikerine inanmayın. Olur ya, bu ihbarları Lolan ve Hormek &#8222;ihbarcıları&#8220; yapmış olabilirler.</div><div> </div><div>Yine dünya alem Diyarbakır kuşatmasının başarısız olduğunu biliyor. Belli olmaz, belki bu yalanı da Lolan, Hormek &#8222;kalleşleri&#8220; yaymış olabilirler.</div><div> </div><div>Yine dünya alem Elazığ&#8216;da olanları biliyor. Ama siz Dêrsimliler´in yaptığını rivayet edebilirsiniz.</div><div> </div><div>Ve yine Kürtlere, Kürt tarihine birazıcık ilgi duyanların Şeyh Said´i bacanağı Binbaşı Kasım ile damadı Şeyh Abdullah´ın tuzağa düşürüp Gımgım/Varto yakınlarındaki Murat Paşa köprüsünde &#8211;ve işin en acısı çok az bir jandarma kuvvetine- yakalattıklarını bilir. Ama siz böyle diyen Kürtlere filan inanmayın. Bunu söyleyen Kürler Lolan ve Hormek &#8222;ajanları&#8220; olabilirer.</div><div> </div><div>Ve devam ediyorsunuz:</div><div> </div><div>&#8222;Zira Alevi Kürd-Sünni Kürd ayrışmasının Kürdistan'a ödettiği bedel ciddidir ve Kürdistan bu bedeli tekrar ödemek zorunda kalmamalıdır. 1925 ayaklanmasında Alevi "Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar." (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420).Bu ihanetin öncesine gittiğimizde&#8230;.&#8220;</div><div> </div><div>Şimdi biraz derse ihtiyacınız var.</div><div> </div><div>Rivayet edilir: Lolanlı Selim Ağa´nın oğlu İbrahim ve Lolanlı Mehemed Ağa´nın oğlu Şükrü Feranlı Romi´nın tuzağa düşürmesiyle Cıbıriyanli Ahmet Bey ile Leyleykli Hasan Ağa ve adamaları tarafından öldürülürler. Yine ileride Elazığ&#8216;da idam edilecek olan Hüseyin Ağa´yı yakalamak için askerler Qerecêr köyüne baskın yaparlar. Çatışmada Hüseyin Ağa´nın oğulları Yusuf û Hesan bacaklarından yaralanırlar. İyileştirilmeleri için Feranlara gönderilirler. Ancak rivayet edilir, Feranlar yaralıları evlerine bile almamışlar. Birkaç gün sonra Lolanlılar gidip her iki cenazeyi de köydeki bir harabeden alıp getirmişler.</div><div> </div><div>Şimdi de bir hikaya:</div><div> </div><div>İsmail Ağa, Cıbıriyanlı Halit Bey&#8216;in amcasıdır. Cıbıriyanlılar şu hikayeyi bilirler. İsmail Ağa Erzurum&#8216;da bulunan Halit Bey&#8216;e sonbarda yağ, peynir ve benzeri kışlık yiyecekler gönderir. Halit Bey &#8222;Sen fakir fukarayı sömürerek elde ettiklerini bana gönderemezsin; kabul etmiyorum. Bunlar haramdır&#8220; diye geri çevirir. </div><div> </div><div>Peki nedir İsmail Ağa&#8216;nın haramı? Yine rivayet edilir İsmail Ağa Cıbıriyanlı olmayan komşuları Sünni Kürleri ve Alevi köylüleri işlerinde çalıştırıyormuş. Akşam olunca bütün ırgatları toplayıp soruyormuş: (Sansüsüz veriyorum. Umarım Kurdî biliyorsunuzdur.)</div><div> </div><div><i>&#8222; Kuro hun sibe jî tên?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa em tên?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Ma hun xwarina xwe, cixarê xwe jî bi xwe ra tinîn?&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa, em xwarina xwe jî çixarê xwe jî bi xwe ra tînîn!&#8220;</i></div><div><i>&#8222;De hun bêjin, em di dîya xwe nin, em sibê tên, nan cixarê xwe jî bi xwe re tînîn.&#8220;</i></div><div><i>&#8222;Erê Axa, em dîya xwenin, em sibê tên, nan û cixarê xwe jî bi xwe re tînîn!&#8220;</i></div><div> </div><div>Şimdi Efendi siz bilmezsiniz ama, bu İsmail Ağa Şeyh Said direnişinin önemi isimlerindendir. Ve siz yine bilmezsiniz ama, orada ulustan, ulus devletden, ulusal dilden, ulusal birlikten bihaber ırgatlar yaşıyor. Bu ırgatlar sadece Kurmanc-Ağa, Qızılbaş-Sünni ve aşiret farklarının/ayrılıklarını biliyorlar ve siz onlardan İsmail Ağa&#8216;nın komutası altında kurulacak bir Kürdistan için savaşmalarını talep ediyorsunuz. Onlar da sizin bu talebinizi yerine getirmedikleri için hain oluyorlar!</div><div> </div><div>Ama işin ilginci ordakiler hem azınlık ve hem de ırgat; hata bu sünni Kürtlerin, yani Muxulîlerin Dêrsim&#8216;den gittikeri ve sonradan Müslümalaştıkları da rivatet edilir!</div><div> </div><div>Binbaşı Kasım diğer bazı aşiretlerin ileri gelenleri ile birlikte batı Lolanların ileri gelenleriyle Mişko ve Qerecêr köylerinde toplandıkları rivayet edilir. Ve bu toplantılara katılan Lolan ileri gelenleri ile anlaştıları, uzlaştıkları söylenir. Ancak bunların Kasım&#8216;dan da şüphelendikleri, ona güvenmedikeri de rivayet edilir.</div><div> </div><div>Buna karşılık doğu Lolanlılar (Lolanê dotî) devletten yana tavır alıyorlar. Ancak Lolanlı Hüseyin Ağa: &#8222;Bunun sonunda Kurmanclar da kazansa, devlet te kazansa biz Kurmanclarla komşuyuz. Her ne kadar biz devetten yana isek de komşularımıza &#8211;Kurmanclara- hakaret ve zülüm etmeyin. Biz cîranız!&#8220; dediği söylenir. Bunu o bölgede yaşayanlar bilir. Ve bundan dolayı da yöredeki kurmanc köyler ile Hüseyin Ağa´nın torunları arsında ki ilişkiler hala bir çok aşiretin ilişkisinden daha da iyidir.</div><div> </div><div>Ancak Uğur Mumcu ve benzerleri dünya alemin bildiğinin tersine Şeyh Said´i Lolanlı Hüseyin Ağa´nın yakaladığını/yakalattığını söyler. Martin de bunu tekrar eder, siz de buna inanmak istersiniz.</div><div> </div><div>Ancak koca bir yalan!</div><div> </div><div>Son bir tarih bilgisi: Yıl 1925, yer Elazığ. Kasım&#8216;la görüşen batı Lolanlıların ileri gelenlerinin her ikisi de, Wusên ve Qemer Ağalar idam edilirler! Akrabaları da sügüne göderilir. </div><div> </div><div>Siz yurtsever, İsmail Ağa yurtsever, ama Wusên ve Qemer Ağalar, onların sürgüne göderilen akrabaları da hain ve ihanentçi!</div><div> </div><div>Ne kadar güzel değil mi?</div><div>Kendin çal kendin oyna! </div><div>Veya kendin pişir kendin ye!</div><div>Kürt gerçekliklerini araştıramanız ve dogruları öğrenmeniz umudu ile.</div><div> </div><i>Berlin, 18.05.2013</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Parisli Agit evine dönebilecek mi?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39947</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://t24.com.tr/media/editorials/hcicfoto19parisliagit(1).jpg><img src=http://t24.com.tr/media/editorials/hcicfoto19parisliagit(1).jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Hasan Cemal*/</b> Cennette cehennem yaratmak konusunda insanoğlunun üstüne yok! Güzel yaşamanın yolu önce barıştan geçiyor! Peki, barış ve özgürlük ille de namlunun ucunda mı görünüyor?..Kadın gerilla Medya, “Kürdistan dağları güzeldir, ama güzel de yaşamak lazımdır bu coğrafyada” diyor.'Gerilla noktası'ndaki kadınlar anlatıyor: “PKK’deki biz kadınlar, Kürt kadınının da özgürlüğünü elde etmek için mücadele veriyoruz.”<b> Irak  Kürdistanı, Metina<br />
bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
 <br />
Güneş açtı. Ceviz ağacının altında, bahar yeşillikleri içinde yazımı yazıyorum. Şarıl şarıl akan suyun sesi gece gündüz, çadırda uyurken de, ceviz ağacının altında yazarken de hep kulağımda. Birazdan jiple dağın tepesinde iPhone’un çekebileceği uygun yeri aramaya gideceğim, yazı ve fotoğrafları bir an önce göndermek için... <br />
<br />
Beş gündür dağlardayım.<br />
<br />
PKK’nın ‘savaş alanları’nda... <br />
<br />
Örgütün askeri kolu HPG’nin silahlı unsurları ya da gerillalarla - veya devletin resmi söylemindeki ‘teröristler’le - sohbet ederek geçen saatler, ‘Kürt sorunu’nu daha derin düşünmenin, daha çok hissetmenin kapısını biraz daha açıyor.  <br />
<br />
Böylesine zorlu - ya da vahşi - doğa koşullarında, elde silah her an ölümle burun buruna yıllarını geçirenlerin zihniyet dünyasına dokunabilmek, bu gencecik insanların niye dağı seçtiklerini öğrenmek,yani ‘davaları’nı kendi ağızlarından dinlemek gerçekten öğretici oluyor.  <br />
<br />
Ve bu sorunun bunca yıldır askeri yöntemlerle neden çözülemediğini, niçin çözülemeyeceğini anlamak daha kolaylaşıyor. <br />
<br />
Ben Türkiye’nin ‘Kürt realitesi’ni ve bununla içiçe geçen ‘PKK realitesi’ni yıllar boyu Kürdistan coğrafyasında dolaşarak, yaşanan ve yaşanmış acıları dinleyerek öğrenmeye çalıştım. Her gezimde içimi yazıya dökmek için çaba sarf ettim. <br />
<br />
Son beş günlük gazetecilik seferi galiba gazeteci milletini biraz kıskandırabilecek kadar heyecanlı, renkli... <br />
<br />
Türkiye sınırının dibinde, kayalıklar ve ağaçlar arasına yayılmış, dikkatli gözle bakmayınca kendini hemen belli etmeyen, yani araziye uymuş, bir yanından gürül gürül sular akan beş altı çadırlık - PKK deyişiyle - ‘bir gerilla noktası’nda kalıyorum. <br />
<br />
Çok uzun yıllardır ilk kez yaşadığım doğanın kucağındaki bu çadır hayatı, bütün günlük alışkanlıklarımı yok edici yanlarına rağmen heyecan verici... <br />
<br />
Not defterlerim dolu.<br />
<br />
Hangisini nasıl yazayım? <br />
<br />
Yemyeşil ceviz ağacının gölgesinde bu yazımı yazarken, bir yandan da yeni keşfettiğim Kürtlerin Sezen Aksu’su Delila’yı dinliyorum. <br />
<br />
Dört beş yıl önce Hakkari civarında sınırı geçerken korucular tarafından vurularak hayata veda eden kadın gerillanın hüzünlü sesi zihniyet dünyamı değiştiriyor, barış ipine sarılmanın ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha düşündürüyor.<br />
 <br />
<b> 'Anneni özlüyor musun?' </b><br />
<br />
Kadın gerilla Savuşka’ya sordum: <br />
<br />
“Anneni özlemiyor musun?”<br />
<br />
Gözlerinin ifadesi, böyle bir soruyu hiç beklemediğini anlatıyordu. Dağın dik yamaçlarında büyük bir kayaya sırtımızı vermiş dinleniyorduk.<br />
<br />
Gün yeni ağırıyordu. <br />
<br />
Türkiye’den çekilen ‘ilk gerilla grubu’yla gece vakti şakır şakır yağmur altında yaşadığım epey heyecanlı ve yorucu ‘dağ macerası’nın artık sonuna yaklaşmıştım. <br />
Savuşka 22 yaşındaydı. <br />
<br />
18 yaşında lisede okurken Mersin’deki aslen Siirtli olan ailesini bırakıp dağa çıkmıştı. “Anneni özlemedin mi” sorusu galiba onu şaşırtmıştı. <br />
<br />
Van taraflarından dokuz gün önce yola çıkıp ‘Güney’e geçen, ‘çekilme süreci’nde ilk adımı atan ve bunun da ‘burukluğunu hissettiği’ni belirten Savuşka, yüzünde en ufak bir çizgi kıpırdamadan şöyle dedi: <br />
<br />
“Hayır, annemi özlemedim.”<br />
<br />
“Gerçekten mi?” <br />
<br />
“Evet öyle. Dört yıldır ailemle haberleşmedim, gerek de duymadım. Ben bu savaşı zaten annem için, kardeşlerim için veriyorum. Yani mesele özlemek meselesi falan değil.”<br />
<br />
Bir başka kadın gerilla dinliyor bizi. <br />
<br />
Adı, Medya. <br />
<br />
Suriyeli bir Kürt, Kobani’den. Ona da aynı soruyu soruyorum: <br />
<br />
“Peki ya sen heval (arkadaş) Medya, sen de anneni özlemiyor musun?” <br />
<br />
Güler yüzüyle şöyle diyor: <br />
<br />
“Annemi elbette özlüyorum, hiç özlemez olur muyum? Ama ben annem için, onlar için dağlardayım. Onlar için de savaşıyorum bunca yıldır.”<br />
 <br />
<b> 'Taş üstünde taş, <br />
omuz üstünde baş kalmayacak!' </b><br />
<br />
Saat altıya geliyor. Hava çok soğuk ve ıslak. Yükselmeye başlayan güneş dağların arasından ortalığı aydınlatıyor. <br />
<br />
Çalı çırpıyla yakılan ateşle ısınıyoruz gün aydınlanırken. Medya, “Kürtler için ateş kutsaldır” diyor. <br />
Kuş seslerinin gittikçe çoğaldığı etraf o kadar güzel ki, dağlarla çevrili sis inmiş vadinin sabahın ilk ışıklarıyla o kadar göz alıcı bir manzarası var ki… <br />
<br />
Medya’ya "Ne kadar güzel bir coğrafya" diyorum. “Evet öyle, Kürdistan dağları çok güzeldir” dedikten sonra ekliyor: <br />
<br />
“Kürdistan dağları güzeldir ama , güzel de yaşamak lazımdır bu güzel coğrafyada...”<br />
<br />
Güzel yaşamanın yolu hiç kuşkusuz önce barıştan, silahların susmasından, toprağa gömülmesinden geçiyor. Ama gel gör ki cennette cehennem yaratmak konusunda insanoğlunun üstüne yok. <br />
<br />
Birkaç saat önce yağmurlu, soğuk  bir gecede dağa tırmanırken terk edilmiş bir köyün kalıntıları arasından geçtik. Irak’ta Saddam Hüseyin diktası döneminde bombalanmış, yerle bir edilmiş, yakılmış yıkılmış Kürt köylerinden biri... <br />
<br />
Taş üstünde taş kalmamış hazin manzaralarını seyrederken, bir an, kendisi de Dersimli olan bir HPG (PKK’nın askeri kolu) komutanının sözünü anımsıyorum: <br />
<br />
“Slogan ‘Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak’tı, Dersim 1937, ‘38 katliamının sloganı...”<br />
 <br />
<b> Erkek gerilla, kadın gerilla... </b><br />
<br />
Ateşin başında kadın gerillalarla sohbet ediyorum. Onlara erkeklerin kendilerinden korktuklarını, az önce birinin, “Aman aman onları kendi hallerine bırakın!” dediğini söylüyorum. <br />
<br />
Gülüyorlar. <br />
<br />
Ayrı bir ateşin çevresinde toplanmış erkek gerillaları işaret ederek, “Erkekler sizden korkuyor, aman aman diyorlar” deyince, birinden yanıt bir kahkahayla geliyor: <br />
“İyidir iyidir, korksunlar!”<br />
<br />
PKK saflarındaki kadın - erkek eşitliği konusunu gündeme getiriyor biri. Şu cümlelerinin altını çiziyorum: <br />
<br />
“Kadın özgür olmadığı zaman ülke de özgür olmaz.”<br />
“PKK toplumsal bir harekettir.”<br />
<br />
“PKK’deki biz kadınlar, Kürt kadınının da özgürlüğünü elde etmek için mücadele veriyoruz.”<br />
<br />
<b> Keşke barış gelse, keşke ailesi <br />
Agit'in sağsalim Paris’e dönebildiğini görebilse... </b><br />
<br />
Ceviz ağacının altında bu satırları yazarken düşünüyorum: <br />
<br />
Özgürlük, barış ille de namlunun ucundan mı geçiyor?<br />
<br />
PKK 1980’lerde silaha sarılıp dağa çıkmasaydı, Kürtlerin Cumhuriyet tarihindeki 29. isyanını başlatmasaydı, "Kürt realitesi" bu topraklarda resmi kabul görebilecek miydi? <br />
<br />
Bundan sonrası nasıl gelecekti? <br />
<br />
Öcalan’ın “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun” çağrısından sonra Ankara da "birinci sınıf" demokrasi ve hukuk devleti konusunda gerekenleri yapacak mıydı? <br />
Ve Agit Paris’e, evine dönebilecek miydi? <br />
<br />
Agit’e dağların arasındaki bir vadide, yol üstünde yapayalnız nöbet tutarken rastladım. <br />
22 yaşında. <br />
<br />
Ailesi 1994’te, o acılı dönemde Dersim’den (Tunceli) Fransa’ya göç etmiş. İşçiymiş annesiyle babası. Paris’te doğmuş, liseye kadar okumuş. 2010’da dağa çıkmaya karar vermiş, dönüş yapmış Türkiye’ye... <br />
Neden dağ sorusuna yanıtı kısa: <br />
<br />
“Bir yandan kimlik, Kürt kimliği arayışım vardı. Diğer yandan Türkiye’de mücadeleyi takip ediyordum. PKK hareketinin çıkışı beni etkilemişti. Ve tabii Türkiye’de Kürt kimliğinin inkarı hep canımı sıktı. Annemle babam olumsuz bir tepki göstermediler PKK’ye katılmama...”<br />
Keşke gerçek barış gelse, keşke annesiyle babası, Agit’in sağsalim Paris’e dönmesini görebilse... <br />
İyi pazarlar!<br />
<br />
Çekilme Günlüğü’ne bir gün ara, salı günü 5. yazı yine bu köşede.<br />
 <br />
<i>*t24 com/19.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39946</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/18/fft64_mf1462277.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/18/fft64_mf1462277.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Ayşe Hür*/</b>
27 Temmuz 1864'te Kafkasya Genel Valisi Mihail, "1567 yılında Çar VI. İvan'ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini" belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler devam etti. Osmanlı kaynakları, 13. yüzyıldan beri Kafkasya halklarından Adigelere, 17. yüzyıldan itibaren de Abhazlar, Ubıhlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, İnguşlar ve diğer Müslaman Kafkasyalılara ‘Çerkes’ der. Bugün ise Çerkes deyince sadece Adigeler anlaşılıyor. Kabardey, Abzekh, Bjedug, Şapsığ, Besleney, Hatukhoay, Cemguy gibi boylardan oluşan Adigelerin M.Ö. 6. yüzyıldan bu yana, Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Kırım Boğazı’ndan Gürcistan’a kadar uzanan ve Kafkasya diye anılan bölgenin kıyı şeridinde yaşadıkları kabul edilir.  4. yüzyıldan sonra Hıristiyanlıkla tanışan Adigelerin bir bölümü, 8. yüzyılda Bizans’tan kaçan yaklaşık 20 bin Yahudinin Kafkasya’ya yerleşmesi ve Türk kökenli Musevi Hazar Kırallığı ile kurulan ilişkiler sonucu Museviliği seçmişti. Çerkesler ve Abazaların İslamiyet’le tanışması 18. yüzyıl gibi geç bir tarihte oldu. Çerkesler Hanefi mezhebine girerken, Dağıstan ve Çeçen-İnguş bölgesinde ise daha önceki yüzyıllardan itibaren Şafiilik yayılmaya başlamıştı. <br />
<br />
Taman Yarımadası’ndan Soçi'ye kadar uzanan Çerkesya, 1479'dan 1810 Rus istilasına kadar görünüşte Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz alanındaydı ama aslında her zaman hür olmayı başarmıştı. Yine de 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı’dan yana olan Çerkeslerin kaderi, sonuncu savaşı (da) Rusların kazanması üzerine radikal biçimde değişti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Çerkesya Rusya’ya bırakılmıştı. Çar I. Nikola, Özel Kafkasya Kolordu Komutanı Kont Paskeviç’e, ‘dağlılar’ dediği bölge halkları için sadece iki seçenek olduğunu söylemişti: Bunlardan ilki ‘Dağlı halkları ebediyen itaat altına almak’, ikincisi ‘itaat etmeyenleri yok etmek’ti. <br />
<br />
1837-1839 arasında Kuban nehri ve kolları boyunca kale ve karakollar inşa edildikten sonra Batı Adigelerinin dış dünya ile irtibatı kesildi. Bu nedenle 1839 kıtlığında bölge halkları büyük zarar gördü. 1840’larda baltalı Rus askerleri dağlıların bütün bahçe ve bağlarını yok etti. <br />
<br />
Çerkesler, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında topraklarını kaptırmamak için Osmanlılardan ve İngilizlerden yardım almaya çalışınca Rusya’nın tepkisi iyice sertleşti. 1857 yılının kışında Adagum Rus birliği Natukhay avullarını yakıp yıktı, dağlıların mallarını ve hayvanlarını yağmaladı. Köyler harabeye çevrildi, binlerce ‘dağlı’ esir edildi. <br />
<br />
<b>Şeyh Şamil’in esir düşüşü </b><br />
<br />
6 Eylül 1859’da Doğu Kafkasya’da (Dağıstan-Çeçen-İnguş bölgesinde) efsanevi siyasi ve dini lider Şeyh Şamil’in esir alınmasından sonra Rusya bütün dikkatini Adige, Abaza ve Ubıhlara çevirdi.(Moskova civarındaki Kaluga’ya sürülen Şeyh Şamil, Rusların izniyle 1870’te hacca giderken İstanbul’a uğrayacak, bir yıl sonra Arabistan’da vefat edecekti.) <br />
<br />
İlk adım General Melikov’un 1860’da İstanbul’a gönderilmesiydi. Abdülmecid’le yapılan anlaşma sonucunda Müslüman Kafkasyalıların küçük grup ve partiler halinde Osmanlı topraklarına göç etmelerine ilişkin mutabakat belgesi imzalandı. Bu anlaşma, ileriki yıllarda, Çerkeslerin ülkelerinden Rusya’nın zorlamasıyla değil gönüllü olarak ayrıldıkları yönündeki Rus tezine dayanak yapılacaktı. (Kemal Karpat’a göre bu anlaşma sadece 40-50 bin kişiyi kapsıyordu. Halbuki çeşitli kaynaklara gore 1858’den 1866’ya kadar 500 bin ila 2 milyon arasında mülteci Osmanlı topraklarına sığınacaktı. Bunların üçte biri Kırım Hanlığından, üçte ikisi Kafkasya’dandı.) <br />
<br />
1861’de ikinci adım atıldı. Çar II. Aleksander Çerkesya’ya geldi ve Çerkeslere iki seçenek sundu: Ya silahlarını bırakarak Kuban Nehri’nin sol kıyısındaki bataklık Don bölgesine yerleşeceklerdi ya da Osmanlı topraklarına sürgün edileceklerdi. Onlardan boşalan yerlere de Ruslar ve Kazaklar iskân edileceklerdi. Çar’ın Çerkes toplumsal sisteminde önemli yeri olan serfliği de kaldırmayı planladığını bilen Çerkeslerin buna cevabı bağımsız bir devlet kurduklarını ilan etmek oldu. <br />
<br />
<b> ‘Çerkes Meselesi hallolmuştur!” </b><br />
<br />
1862-1864 arasındaki kanlı Rus-Çerkes savaşlarından sonra Rus ordularının Mzımta nehri civarında nihai zaferi kazandığı 21 Mayıs 1864 günü bu kanlı süreci sembolize eden tarih olarak Çerkeslerin yüreğine ve beynine nakşedildi. 27 Temmuz 1864’te de Kafkasya Genel Valisi Mihail, ‘1567 yılında Çar VI. İvan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini’ belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler iki yıl daha devam edecekti… Üstelik bu süreçte Rusların en büyük yardımcısı bazı Adige, Şapsığ, Abhaz komutanlar, toplum liderleri olacaktı… Üstelik Çerkeslerin yanında olan Kazaklar, Polonyalılar ve Ruslar da vardı… <br />
<br />
Malvarlıklarının yükte ağır kısmını, asıl olarak da sürülerini yanlarında götürememeleri için, ‘dağlılar’ın kara yoluyla göçü yasaklanmıştı. Dolayısıyla sürgünler Karadeniz kıyılarına yöneldiler. Aç ve çıplak yığınlar başta Taman, Tuapse, Anapa, Novorossiysk, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum, limanları olmak üzere sayısız liman, iskele ve koyda kendilerini yeni yurtlarına götürecek tekneleri, gemileri bekliyorlardı. Bu bekleyiş bazen günler, bazen aylar bazen ise bir yıl sürecekti. Bu yüzden daha ilk aylardan itibaren kadınlar, çocuklar ve güçsüz olanlar, açlık, hastalık ve soğuktan kitlesel halde ölmeye başladılar. Rejimin Kafkasya politikalarına hak veren Adolf Berje adlı Çarlık bürokratı bile şöyle yazacaktı: “17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hıristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını görenler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkeslere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? Kışın soğuğunda, kar, yağmur altında, evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş annelerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı. Genç bir Çerkes kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalıyor. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu ve böyle manzaralara sık sık rastlanıyordu (…) Dinsel bağnazlık, Rusya’ya karşı nefret ve Osmanlı Cennetiyle ilgili vaatler milleti bu duruma getirmişti…” <br />
<br />
Bir başka kaynaktan sürgünlerin zorlu yolculuğunu izleyelim: “Osmanlı gemicilerinin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik yelkenlilere üç yüzden fazla sürgün Kafkasyalıyı balık istifi dolduruyorlardı. Biraz su ve azıktan başka yanlarına hiçbir şey alma özgürlükleri yoktu. 5-6 gün denizde kalındığında suları ve azıkları biten, salgın hastalıkların zayıflattığı sürgünlerin birçoğu yolda ölüyordu. 6 yüz kişiyle yola çıkan bir gemiden denizi aşıp sağ olarak karaya çıkabilenler yalnızca 370 kişiydi, Nusred Bahri gemisine Tsemez’den 470 kişi bindirildi. Fırtınaya yakalanıp kayalara vuran bu gemiden yalnızca 50 kişi kurtulabildi.” Benzer hikâyelerin Rus gemiciler için de anlatıldığını tahmin edebiliriz. <br />
<br />
<b>Osmanlı durumdan memnun mu? </b><br />
<br />
Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Osmanlı İmparatorluğu, dinsel, politik ve askeri nedenlerle mülteci akınından memnun görünse de devletin en azından mali olanakları bu göçü kaldıracak durumda değildi. Daha 1860 göçlerinde İstanbul'da işler çığrından çıkmıştı. Bu yüzden daha sonraki yıllarda mültecilerin İstanbul’a sokulmaması, Anadolu’da tutulması kararlaştırılmıştı. Trabzon’daki Rusya Konsolosu Moşnin şöyle yazıyordu: “Sürgün başladığından beri Trabzon ve çevresine getirilen göçmen sayısı 247.000 kişiye varmıştır. Bunlardan 19.000’i yaşamını yitirmişti. Şu anda kamplarda 63.290 kişi kalmıştır. Burada günlük ortalama ölüm sayısı 180-250 kişidir. Tifo vahim boyutlardadır”. <br />
<br />
19 Eylül 1864 tarihli Allgemeine Zeitung’da Konstantinopel (İstanbul) muhabirinin şu anlatıları yer alıyordu: “Samsun’da bildirildiğine göre (…) ölüm oranı sadece göçmenler arasında değil yerliler arasında da duyulmamış ölçülere vardı. 50 bin kadar ölü gömüldü. 60 bin göçmen açık havada veya şehrin sokaklarında yatıp kalkıyor.” Benzer raporların İmparatorluğun Karadeniz kıyısındaki Giresun, Fatsa, Ayancık, İnebolu, Akçaabat veya Varna, Burgaz Köstence limanlarından, hatta Kıbrıs’taki Larnaka limanından da geldiğini söyleyelim. <br />
<br />
Yine bu raporlara göre sürgünler hayatta kalmaları için evlatlarını köle olarak satıyorlardı. Bu amaçla, Trabzon ve Samsun’da geçici köle pazarları kurulmuştu. Tahmini rakamlara göre sadece 1863- 1867 arasında 150 binden fazla Çerkes köle alınıp satılmıştı. <br />
<br />
<b>Tampon halk </b><br />
<br />
Çerkeslerin dili de gelenekleri de Türklere benzemediği için entegrasyonları (daha doğrusu asimilasyonları) zor oldu. Çerkeslerin çoğu Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya ve Kuzey Yunanistan’a yerleştirildiler. Amaç hem Rusya’ya karşı tampon olmaları hem de yerel liberal hareketlere karşı silahlı güç olarak kullanılmalarıydı. Nitekim Çerkes çeteleri 1867 ve 1868’de Bulgar çetelerine karşı savaştı. Bu göçmenler açısından da uygun bir amaçtı çünkü onlar da Rusya tarafından desteklenen bu ayrılıkçı hareketlere karşı savaşarak adeta Rusya’ya karşı savaşlarını devam ettirmiş oluyorlardı. <br />
<br />
Ancak 1872'de İstanbul'daki Rusya Konsolosu İgnatyev'e verilen bir dilekçedeki şu satırlar, Çerkes mültecilerin kısıldıkları kapana dair önemli ipuçları içeriyordu: “8 yıldır beylerimiz eziyetler çektirerek bizi akıl almaz bir esaret altında tutuyorlar (…) Yapılan hataların ağırlığını itiraf ederek, 8.500 aile adına aşağıda imzası bulunan bizler (…) Çar II. Aleksandr'ın yüksek himayesinden yararlanmak için vatanımıza geri dönmemize izin verilmesini rica ediyoruz. Bunun için her türlü fedakârlığa hazırız.” Çarın bu dilekçeye cevabı kısa ve net oldu: “Geri dönüş söz konusu bile edilemez.” <br />
<br />
<b>Anadolu’da Çerkes gettoları </b><br />
<br />
Halkın ‘93 Harbi’ dediği 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında merkez, Çerkesleri Balkanlar’dan çekmek zorunda kaldı. 1877’de Kars’ın Rusların eline geçmesi üzerine buradaki Çerkesler de şehri terk etmek zorunda kaldı. 1878’de Çukurova bölgesinde 48 köy Kafkasya ve Bulgaristan’dan getirilen Çerkeslerce iskan edilmişti. <br />
<br />
Çerkesler, görece homojen gruplar olarak yerleştirildikleri Batı Anadolu ve Orta Anadolu’da fazla sorun yaşamadılar ama Sivas’ta ve Adana’da Avşarlar gibi Türkmen aşiretlerinin yaz-kış göçleri sırasında maddi zararlara uğradılar. Ayrıca Akdeniz’in sıcak iklimi de Çerkesleri çok zorladı. Batı Karadeniz bölgesinde Gürcülerle, Çerkesler ve Abazalar arasında çatışmalar yaşandı Karadeniz bölgesinde Gürcü ve Çerkes kılığına giren Müslümanların eşkıyalık faaliyetleri ile Ermenilerin siyasi amaçlı çetecilik faaliyetlerinin faturası da ağırdı. <br />
<br />
Daha sonra Çerkeslerin bir bölümü (Şapsığlar, Kabardaylar, Abhazlar, Bjeduğlar) Suriye, Filistin ve Ürdün’e kaydırıldı. Bu yeni göçler, genel olarak Çerkeslerin ekonomik, sosyal durumunu kötüleştirdi. <br />
<br />
<b>Devletin vurucu gücü </b><br />
<br />
Çerkesler egemen etnik grup olan Türklerle iyi geçiniyordu ama diğer gruplarla ilişkileri ya Türklerin çizdiği şekilde ilerliyordu ya da güçler dengesine göre şekilleniyordu. Örneğin 1880’lerde Rumların yoğun bulunduğu Ordu-Samsun hattında Gürcülerle birlikte Rumlara karşı konulandırıldılar. Buralarda hatta Erzurum, Sivas gibi bölgelerde Gürcü kıyafetiyle eylem yapan Abazalar vardı. Maraş bölgesindeki kadim Ermeni yerleşimi Zeytun, merkezi devletin yönlendirdiği Çerkes gruplarca sarmalanmaya çalışıldı. Yine önemli bir Ermeni nüfusu barındıran Doğu Anadolu’da, Kürtlerle birlikte Ermenileri taciz ettiler. Ürdün ve Lübnan’da, merkeze boyun eğmeyen Dürziler ve Bedeviler gibi grupları ezmek için Çerkesler kullanıldı. Bu görevleri öyle iyi yerine getirdiler ki, ileriki yıllarda Ürdün’de yönetici sınıflara dahil olmayı başardılar. <br />
<br />
Bunlar olurken, bir yandan Çerkesler yerli halk tarafından asimile edilmeye karşı koymaya çalışıyordu, hem de kendi alt gruplarını (örneğin Adigeler Ubıhları) asimile ediyordu. Çerkeslerin izole yaşantıları onların sosyal ve kültürel açıdan muhafazakar olmalarına neden oldu. Aslında pek çok Çerkes, sivil ve askeri bürokraside önemli görevler aldı ama entelektüel gelişim bununla uyumlu olmadı. Çünkü içinde hareket ettikleri siyasal ortam II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi idi. Çerkes elitlerinin alfabe geliştirme, edebiyat eserleri veya gazete yayımlama girişimleri Abdülhamit’in sansür yönetimine takılıyordu. Durum Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edildiği 1908’den itibaren değişmeye başladı. Çünkü İttihatçıların Balkanlar’dan Altaylara uzanan Turan ülküsü, Rusya’ya karşı Kafkas halklarına, bu bağlamda Çerkes mültecilere önemli roller yüklemeye müsaitti. Yine de 1908’de kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti’nin nizamnamesinden anlaşıldığı üzere bu yıllarda hala Çerkesler için anavatana dönmek çok güçlü bir hedefti. <br />
<br />
Buna rağmen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin pis işlerinde görev almaya da devam ettiler. 1915’te Çerkes çeteleri ve Çerkes askeri elitleri önemli görevler üstlendiler. Örneğin İTC’nin yeraltı örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın ünlü tetikçisi Yakup Cemil Çerkes’ti. Kuşçubaşı Eşref Teşkilat-ı Mahsusa’nın liderlerindendi. 1915 Haziranında Ermeni Milletvekili Avukat Krikor Zohrap’ın başını taşla ezerek öldüren Binbaşı Çerkes Ahmet’ti. <br />
<br />
Bu durum, bir çeşit rehine psikolojinin ürünü mü yoksa, Çerkeslerin İttihatçıların Türkçülük fikriyatına duydukları sempatinin bir ürünü mü diye sorarsanız her ikisi de olabilir derim. Bunlara (yine ayrı bir yazı konusu olan) Harem’deki Çerkes kızlarının bir çeşit akrabalık hissi uyandırmış olmasını, merkezin ‘hamiyetperverlik' söylemi ile Çerkesleri manevi kıskaca almış olmasını da ekleyebiliriz. Ama asıl neden 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bölgeye hâkim olan milliyetçi gerilim, çatışma ve savaş atmosferiydi. Böylesi bir ortamda, egemen grupların (bizim olayımızda Osmanlı, Rus ve İngiliz hükümetlerinin), azınlıkta olan etnik gruplar arasındaki gerilimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri çok kolaydı. Hele de bu gruplar Çerkesler gibi otoktan (yerli) halklardan değillerse, yani kendi siyasi projelerini gerçekleştirecekleri bir coğrafyadan yoksunlarsa…. <br />
<br />
Bu açıdan bakılınca, önümüzdeki yıl ‘Çerkes Soykırımı’nın 150. Yılı’ dolayısıyla Rusya Federasyonu, iki yıl sonra da ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı’ dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti epey sıkıntılı günler yaşayacak. Umalım ki iki devlet de bu gerilimleri eski tip inkar politikaları ile değil, çağdaş normlara uygun yüzleşme ve onarıcı adalet politikalarla geride bırakmayı seçerler… <br />
<br />
<b>Özet Kaynakça:</b> John F. Baddaley, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, Çeviren: Sedat Özden, Kayıhan Yayınları, 1996; Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler,Çeviren: Ludmila Denisenko, Yayına Hazırlayan: Yasemin Gedik, Belge Yayınları, 2004; Çerkeslerin Sürgünü, 21 Mayıs 1864, Tebliğler, Belgeler, Makaleler, Kafder Yayınları, 2001; Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, Takav Matbaacılık, 1996; Cahit Aslan, “Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü”, avrasya.etu.edu.tr/wp-content/uploads/2013/05/birsoykiriminadi.pdf; ayrıca Nart ve Jineps dergilerinin ilgili sayıları.<br />
<br />
<i>*Radikal/19/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Mam Celal´den sevindirici haber  </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39945</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/mam-celal-saglikli-goruntulendi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/mam-celal-saglikli-goruntulendi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Almanya'da 5 aydan beri tedavi gören Kürdistan Yurtseverler Birliği Genel Sekreteri(YNK) ve Federal Irak cumhurbaşkanı Mam Celal´in görüntüleri yayınlandı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle bir kaç defa fenalaşan Talebani ile ilgili son zamanlarda çeşitli spekülasyonlar yapılarak, hayatını kaybettiği ancak bunun kamuoyundan gizlendiği iddia edilmişti. Ancak resmi olarak haberler yalanlanmıştı. Federal Irak'ta cumhurbaşkanlığı koltuğu için yeni bir isim tartışılırken Almanya'dan Talebani görüntüleri geldi. Kerkûk Valisi Necmettin Kerim ve Talebani'nin doktorları basın toplantısı düzenleyerek sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdiler. <br />
<br />
DHA´nın haberine göre, Talebani'nin doktoru, "Geçen süre içinde kendisi çok büyük iyileşme kaydetti ve umarız kendi ayaklarıyla ülkesine döner" dedi. Talebani fotoğraflarda hastane bahçesinde oturuyor ve durumu gayet iyi görünüyor.<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Atalay: Her şey başta planlandığı gibi yürüyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39944</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/acilim-basariyla-yuruyor-atalay.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/acilim-basariyla-yuruyor-atalay.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> TC Başbakan Yardımcısı Atalay, “çözüm sürecine” ilişkin, "Bu konuda güven önemlidir, süreç içinde hassasiyetler önemlidir. Bütün hassasiyetler, güven korunuyor" dedi.Atalay, Haber Türk televizyonunda yayımlanan Basın Kulübü programında soruları yanıtladı.Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki patlamalara değinen Atalay, "Şu anda Türkiye'de güvenlik birimleri arasındaki koordinasyon en etkili dönemini yaşıyor. Hem bir araya gelip paylaşma hem bilgileri paylaşma olarak. Doğrusu çok iyi bir dönemi yaşıyoruz. Orada hiçbir sorunumuz yok" dedi."En etkili dönem yaşanıyor dediniz ama nasıl oluyor da böylesine büyük, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük patlamalarından birisi meydana geliyor?" sorusuna Atalay, "Bu patlatmayla, özellikleriyle ilgili, meydana geldiği bölge ve orada yaşananlar olarak çok farklı bir dönemi yaşıyoruz. Çok farklı bir süreci yaşıyoruz. Ortada yaşadığımız Suriye olayı var" cevabını verdi.<br />
 <br />
Olayları meydana getirenlerin Suriyeliler olmadığını ifade eden Atalay, bugüne kadar gözaltına alınanların ve tutuklamaya sevk edilenlerin tamamının Türkiye vatandaşı ve Hataylı olduğunu söyledi.<br />
 <br />
Suriyelilere saldırı olmadı<br />
 <br />
Olayın ardından kısa süre içinde bölgeye gittiklerini, çalışmaları yerinde yürüttüklerini belirten Atalay, olay olduktan sonra, yönlendirme sonucu, Suriyelilere yönelik bir tepkinin meydana geldiğini, bazı arabaların taşlandığını ancak, kişilere dönük bir şeyin yaşanmadığını iddia etti.<br />
 <br />
<b>Bütün hassasiyetler korunuyor</b><br />
 <br />
Atalay, “çözüm sürecine” ilişkin olarak da  "Şu anda da başta planlandığı gibi her şey yürüyor. Bu konuda güven önemlidir, süreç içinde hassasiyetler önemlidir. Bütün hassasiyetler, güven korunuyor" dedi.<br />
 <br />
"Reyhanlı'daki saldırı çözüm süreciyle de ilintili olabilir mi? Sadece Türkiye, Suriye arasındaki gerilime odaklı olarak değerlendirmek ne kadar doğru? Türkiye çok önemli bir dönüşümden geçiyor. Çözüm süreci Türkiye Cumhuriyeti tarihinde atılan en önemli adımlardan biri. Bir şekilde bununla da irtibat kuruyor musunuz" sorusuna Atalay, "Çözüm süreci yürürken daima bu konuda bunu baltalamak isteyen, provokatif gelişmelerin olabileceği, bunu sabote edici gelişmelerin olabileceği hepimizin zihnindedir. Ve en önemli hassasiyetimiz budur" cevabını verdi.<br />
 <br />
Atalay, bu sürecin 11 yıllık çalışmanın son adımı olduğunu bildirerek, süreci mümkün olduğunca şeffaf yürütme kararlılığı içinde olduklarını da ileri sürdü.<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Cehennem buysa yaşarız!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39943</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/cehennem-buysa-yasariz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/cehennem-buysa-yasariz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Colemêrg´deki deki ´Cennet-Cehennem´ Vadisi'nde açıklamalar yapan 'çözüm süreci'ni İzleme Komisyonu üyeleri, “barış sürecinin sekteye uğramaması için halkla birlikte gerekirse canlarını bile siper edeceklerini” söyledi. DHA´nın haberinde şunlara yer verildi:”'Çözüm süreci' kapsamında Türkiye 'deki silahlı PKK 'lı grupların 8 Mayıs'tan itibaren sınırların dışına çekilmeye başlaması nedeniyle, Hakkari'de oluşturulan İzleme Komisyonu üyeleri, kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta Cilo Sat Dağları eteklerindeki Cennet-Cehennem Vadisi'ne gitti. Komisyon adına açıklama yapan Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu, barış sürecinin sekteye uğramaması için halkla birlikte gerekirse canlarını bile siper edeceklerini söyledi. Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu başkanlığında BDP PM üyesi M. Sıddık Akış, BDP Hakkari il Başkanı Rahmi Kurt, İHD Hakkari Şube Başkanı İsmail Akbulut, Avukatlar Erol Çallı, Kemal Şimşek, Mazlum-Der Hakkari Şube Başkanı Cengiz Şen, Türk Tabipler Birliği Hakkari Temsilcisi Dr. Abdulmutalip Karaaslan'dan oluşan 9 kişilik izleme heyeti, Cennet-Cehenem Vadisi'ne gitti. Vadide PKK'lıların geçişlerine yönelik askeri bir operasyonun olup olmadığına bakan izleme heyeti adına açıklamayı Hakkari Belediye Başkanı Bedirhanoğlu yaptı. <br />
Bedirhanoğlu, 'Çözüm süreci'ni süreci izlemek için bölge bölge dolaştıklarını belirterek şöyle konuştu: <br />
<br />
"Cennet-Cehenem denilen vadideyiz. İsmi 'Cehennem' olan ancak, 'Cenneti' andıran bir bölgede savaşın olması gerçekten insanlık, doğa açısından izah edilemeyecek bir durumdur. Hele bu bölgenin insanları Allah'ın onlara verdikleri hakları talep ederek, bu talebe karşılık yıllardır kirli bir savaşın sürdürülmesi doğrusu izahı mümkün olmayan bir durumdur. Geç de olsa böyle bir sürecin başlatılması bizi ve halkımızı sevindirmiş, umutlandırmıştır. Herkeste olduğu gibi biz de de bir umutla birlikte tedirginlik, endişe vardır. Bu sürecin sekteye uğratılmaması için böylesi komisyonlar oluşturuldu. Bölgemizin herhangi bir yerinde rahatsızlığı ifade edebilecek, veya herhangi bir sıkıntı tespit ettiğimiz takdirde komisyon olarak o bölgeye gideriz. Gerekirse bu barış sürecinin sekteye uğramaması için canımızı da siper ederek elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz. Bu konuda halkımıza güveniyoruz. Kürt özgürlük mücadelesindeki bütün kurum ve yapılara güvenimiz vardır. Kürdüstan'da artık bir birlik ruhu oluşturulmuş. Bu birlik ruhu bu ülkeyi, bu bölgeyi, bu insanları barışa götürecek bir güçtedir. Herkese çağrımız şudur; Bu süreci sekteye uğratacak, baltalayacak hiçbir davranışta bulunulmasın." <br />
<br />
Bedirhanoğlu, 'Çözüm süreci' ile birlikte yol güzergahlarındaki kontrol noktalarının bu sürecin ruhuna uygun olmadığını belirtti. <br />
<br />
İHD Hakkari Şube Başkanı İsmail Akbulut ise, 30 yıla yakın süreden bu yana bölgedeki çatışmalı süreçten dolayı bir çok yasaklı bölgeye halkın girip-çıkamadığını söyledi. Akbulut, "Cennet-Cehenem Vadisi de bu yasaklı bölgelerden birisiydi. Bu vadi Hakkari'nin tarihi güzelliklerinden bir tanesi. Vahşi coğrafyasıyla beraber gezilmesi gereken turistik bir yer. Çatışmalı süreçten kaynaklı, 'Yasak bölge' ilan edilmişti. Özellikle PKK'nın çekilme süreci ile beraber bu bölgeler tekrar sivillere açıldığını görüyoruz. Biz de STK'larla birlikte buraya geldik. İnşallah bundan sonraki süreçte buradaki güzel yerlerin turizme açılması. Bu güzelliklerin savaşa değil, barışa vesile olacağını umut ediyoruz. Artık bu topraklarda cenazeler toplanmasın" diye konuştu.<br />
<br />
<b>CEHENNEM VADİSİ'NDEN ARINÇ'A TEPKİ' </b><br />
<br />
BDP PM üyesi M. Sıddık Akış da, sınırların dışına çekilen PKK'lılar için "Cehenneme kadar yolları var" diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a tepki gösterdi. Akış,"Biz de Cehennem Vadisi'nden sesleniyoruz; Bizler barış için başlatılan bu sürecin sabote edilmemesi için çaba sarf ederken, Arınç'ın böyle sözler sarf etmesi üzüntü vericidir. Bu, doğru, samimi bir söylem değil. Bu söylemler barışa hizmet etmiyor. Biz aynı söylemi kendisi için kullanıyoruz. Burasının adı; Cehennem Vadisi'dir. Eğer cehennemler böyleyse biz böyle cehennemlerde yaşamaya hazırız" dedi. <br />
<br />
Cennet-Cehennem vadisindeki incelemelerinin ardından Hakkari'ye dönen İzleme Komisyonu üyeleri, Depin Polis Kontrol noktasında durduruldu. Görevliler, araç farlarının söndürülmesini istedi. BDP il Başkanı Rahmi Kurt ise, farların yakılıp söndürülmesi ile ilgili bir yasanın olmadığını söyleyince kısa süreli tartışma oldu.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kalekollar kafa karıştırdı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39942</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kalekollar-kafa-karistirdi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kalekollar-kafa-karistirdi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> “Çözüm sürecine” rağmen Türk devletinin Kürdistan´da kalekolların yapımına devam etmesinin tartışma yarattığı ve “Âkil insanlar” ın da kalekolların gerekliliği konusunda ikiye bölündüğü bildirildi. Taraf gazetesinden Hüseyin İstemil ín haberinde şunlar kaydedildi:”Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde TOKİ tarafından yapılan ve yapımı süren kalekollar PKK’nın sınır dışına çekilmesiyle tekrar gündeme gelmeye başladı. Her iki bölgede çalışmalarını sürdüren Akil İnsanlar Heyeti’nin grupları yaptıkları toplantılarda kalekolların yapımıyla ilgili vatandaşlardan soru aldıklarını belirtiyor. Taraf ’a kalekolları değerlendiren Güneydoğu bölgesi üyelerinden Lami Özgen ve Yılmaz Ensaroğlu bu konuda ayrı düştü.<b> “Vatandaşlar soruyor” </b><br />
<br />
Lami Özgen, “Hükümet Türkiye savaş konseptinden barış konseptine geçtiği bu dönemde savaş araç ve gereçlerinin yapımına son vermelidir. Bu hem güven açısından, hem de mevcut barış süreci konsepti açısından önemlidir. 30-40 yıldır karakol yapılıyor ancak bu sorunun önüne geçilemedi. Diğer bir husus da hükümet güvenlik amaçlı yapılan bu yatırımlara harcanan bu paraları barış sürecinde güven artıracak, geri dönüşleri sağlayacak projeler için kullanılmalıdır” diye konuştu.<br />
<br />
“Silahlardan arınalım” denen bir dönemde kalekolların yapılmasına tepki gösteren Özgen, “O zaman birileri de çıkıp ‘Bu karakolları kimin için, ne için yapıyorsunuz’ diye sorar. Doğal olarak vatandaşlar da bunu soruyor. Bu süreçle ilgili güvenin azalmasına neden oluyor” dedi.<br />
<br />
<b> “Yeni bir proje yok”</b><br />
<br />
Bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan Dolmabahçe toplantısında konuştuklarını söyleyen Yılmaz Ensaroğlu ise şunları söyledi: “Başbakan İçişleri Bakanı’na ‘Yeni karakol mu yapıyorsunuz’ diye sordu. İçişleri Bakanı’ndan bilgi aldıktan sonra da bize ‘Karakolların yeri ve konumu değiştirilerek yapılıyor. Bu binalar bitince eski karakollar oraya nakledilecek’ dedi. Epeyce önceden bu kararlaştırılmış ve ihalesi yapılmış. Bu karakolların bir kısmı da yıpranan karakolların yerine yapılıyor. Dolayısıyla Başbakan süreç başladıktan sonra yapımına karar verilen yeni karakol projesinin olmadığını söyledi. Bir de ekledi ‘Biz bu süreci tamamen çözmüş olsak da o bölgedeki vatandaşların güvenlik ihtiyacı olmayacak mı, asayiş sorunu olmayacak mı’ dedi.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Diktatörlüğün psikolojisi...</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39941</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/17/fft64_mf1460839.Jpeg><img src=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/17/fft64_mf1460839.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Güngör Mengi*/</b> Son Economist dergisi Başbakan Erdoğan ile Fethullah Gülen ilişkisi üstüne bir analiz yayınladı.Dergiye göre “Türkiye’nin en güçlü din adamı” olan Gülen’in kısa süre önce verdiği vaazda kibirden söz etmesi ciddi bir etki yaratmakla kalmadı, şu soruyu da tartışmaya açtı:“Hoca acaba Türkiye’nin giderek sert bir yönetim sergileyen Başbakanı’ndan mı bahsediyor?”Hiç şüpheniz olmasın! “Laik generaller tarafından yıllarca bastırılan Gülen hareketi, Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle rahatlamıştır.”Zaman içinde sürtüşmeler yaşandığı hâlde iki tarafı da tatmin eden ittifakın yaşatılması sağlanabilmiştir.<br />
<br />
Economist, patlak veren görüş ayrılıklarına rağmen parti örgütü ve cemaat gücünün birlik olarak Ergenekon ve Balyoz davaları ile hedeflerine yürüdüğünü Gülen’e yakın savcıların da yardımcı olduklarını yazıyor.<br />
<br />
Dergi “ittifakta zayıflama” yaşandığına dair söylemlerin muhalefeti umutlandırdığını öne sürmekle beraber şu uyarıyı da yapıyor:<br />
<br />
“Laiklerin keyfi çok uzun sürmeyebilir. Birbirlerine yumruk sallıyor olmaları bir pazarlığın başlangıcı olabilir. İttifak iki tarafa da kazandırıyor. İttifakın sona ermesi iki tarafın da zararına olur.”<br />
<br />
Türkiye İslâmi demokrasi yolunda ilerliyor. Bu yolculuk kendine özgü liderini de yaratıyor. Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmanın hukuki zeminini inşa çabaları dünyanın her yerinden izleniyor.<br />
<br />
Emine Erdoğan Georgetown Üniversitesi’ndeki bir toplantının konuşmacıları arasındaydı.<br />
<br />
Üniversitenin İran asıllı psikoloji profesörü Fathali Moghaddam Emine Erdoğan’a geçen ay çıkardığı son kitabını sundu.<br />
<br />
Kitap “Diktatörlüğün Psikolojisi” adını taşıyor.<br />
<br />
Prof. Moghaddam, arkadaşımız Uğur Koçbaş’a kitabın “seçilmiş bir hediye” olduğunu söyledi.<br />
<br />
Gelişmiş demokrasilerin bile bazı koşullar altında diktatörlüğe dönüşebileceği tezini savunuyor.<br />
<br />
“Türkiye, Yakın ve Orta Doğu gözönüne alındığında en gelişmiş İslâmi demokrasi. Ancak çepeçevre diktatörlüklerle çevrili. Türkiye bu şiddet dolu diktatörlüklerin bulunduğu bölgede tehlike içinde..”<br />
<br />
Ülkenin liderleri “tek adam” hedefine değil gerçekten “ileri demokrasi” tercihine odaklanmak zorundalar.<br />
<br />
Bunu görebilecekler mi? <br />
<br />
<i>*VATAN/18.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>AB, TC´nin jandarma ve askeri yargısında reform  istiyor </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39940</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ab-yargi-ve-jandarmada-reform-istiyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/ab-yargi-ve-jandarmada-reform-istiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türkiye´de yapılan bazı yasal değişiklikler Avrupa Birliği’nde olumlu yankı bulmakla birlikte yeterli görülmüyor. AB üyesi ülkelerin 27 Mayıs’ta yapacakları toplantı öncesi hazırlanan ‘Ortak Tutum Belgesi’nde şu ifadeler kullanılıyor:  “Bilhassa askerî yargı sistemi ve jandarmanın sivil denetimi konusunda daha ileri reformlara ihtiyaç var.”Türk medyasinda yer verilen habere göre,“Avrupa Birliği (AB), son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetler üzerindeki sivil denetimin artırılmasını olumlu karşılıyor ancak yeterli bulmuyor. Belgede, savunma bütçesinin denetlenmesinde Meclis’in sınırlı da olsa daha etkin hale gelmesi övülüyor. Akabinde “Bilhassa askerî yargı sistemi ve jandarmanın sivil denetimi konusunda daha ileri reformlara ihtiyaç var.” değerlendirmesi yapılıyor.27 Mayıs’ta 51.si yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesi hazırlanan taslakta bu yıl, geçmişe göre olumlu bir dil kullanılıyor. Özellikle Kürt sorununun çözümü için atılan adımlara ve anayasa yazım süreçlerine kuvvetli destek veren AB, en sert eleştirilerini yine ifade ve basın hürriyeti alanlarında gündeme getiriyor. Basın hürriyetinin ‘temel bir değer’ olduğu vurgulanan belgede doğrudan ismi zikredilmemekle birlikte gazeteci Hasan Cemal olayına atıf yapılıyor. Hükümete eleştirel yaklaşan gazetecilerin işlerine son verilmesinin ‘endişe kaynağı’ olduğu belirtiliyor. Meclis’ten geçen 4. Yargı Paketi’nden beklenti ise şöyle özetleniyor: “İfade hürriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları dikkate alınarak uygulanmalı.”<br />
<br />
Birlik, gazetecilere, yazarlara ve akademisyenlere karşı açılan davalar ile sık sık uygulanan internet yasaklarının çözüme kavuşturulmasını talep ediyor.<br />
<br />
Anayasa sürecine sıklıkla vurgu yapan taslak, Türkiye’nin yeni anayasa yazma çabalarına kuvvetli destek verdiklerini, anayasanın başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’nin temel meseleleri için “faydalı bir çerçeve” sunabileceğini vurguluyor. Çözüm sürecine kuvvetli destek veren AB, “Son 30 yılda çok fazla insanın hayatına mal olan Güneydoğu’daki şiddet ve terörün bitirilmesi için devam eden müzakereleri tam olarak destekliyoruz.” diyor.<br />
<br />
Taslak, kamu denetçiliğinin tesisi, Milli İnsan Hakları Kurumu’nun teşkili, kadın hakları ve cinsiyet eşitliğinin temini, 3. ve 4. yargı paketlerinin onaylanması ile güvenlik güçleri üzerinde artan sivil denetimi demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki olumlu gelişmeler olarak sıralıyor.<br />
<br />
Bu yılki taslak ayrıca üyelik müzakerelerinin hızlandırılmasının hem Türkiye hem de AB’nin menfaatine olduğuna işaret ederken, “AB’nin taahhütlerine ve üyelik şartlarına saygı gösteren aktif ve inandırıcı bir müzakere sürecinin” AB–Türkiye ilişkilerini çok verimli kılacağına işaret ediyor.<br />
Taslakta Türk dış politikası takdir ediliyor ve “AB, Türkiye’nin mühim bölgesel gücünü teslim eder” dendikten sonra Türkiye ile AB’nin Kuzey Afrika, Suriye krizi ve Ortadoğu, İran Körfezi, Batı Balkanlar, Afganistan/Pakistan, Güney Kafkaslar ve Afrika Burnu’nda gelişmeler de koordinasyonunu artırmasını talep ediyor.<br />
<br />
AB’nin bu yıl üzerinde en fazla durduğu konulardan bir tanesi de anayasa süreci. Yeni anayasa sürecini “kuvvetle desteklediğini” teyit eden AB, Kürt meselesinin çözümü ile yargının tarafsız ve bağımsızlığının temini gibi temel konularda yeni anayasanın “önemini” birkaç defa hatırlatıyor ve yeni anayasanın “mühim bir fırsat” olduğunu vurguluyor.<br />
Yolsuzluğun hâlâ yaygın olduğunu ve yolsuzlukla mücadele stratejisinin etkili şekilde uygulanmadığına işaret eden taslak, Türkiye’nin yolsuzluklara karşı soruşturma, iddianame ve mahkûmiyetlere ilişkin bir “performans sicili” (track record) oluşturması gerektiğine işaret ediyor.<br />
<br />
İşkence ve kötü muamele vakalarında azalma eğiliminin sürdüğünü memnuniyetle karşılayan AB, güvenlik güçlerinin hâlâ aşırı kuvvet kullandığını ve devlet memurlarının dokunulmazlık zırhının endişe kaynağı olduğuna işaret ediyor.<br />
<br />
Dini hürriyetler bölümünde AB, bu yıl da sadece gayrimüslimler ile Alevilerin haklarına vurgu yapıyor. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması çağrısı yapan AB, Ortodoks Patriği’nin “ekümenik” sıfatının kullanılmasının da serbest olması gerektiğini belirtiyor. Mardin’deki Mor Gabriel Manastırı’yla ilgili arazi tartışması da bu yılki taslak metinde yer alıyor.<br />
Aralarında Rum Kesimi’nin de bulunduğu 27 üyenin “ortak tutumu” olan belge, sıklıkla Kıbrıs sorununa işaret ediyor. Ankara’ya “derhal” limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını talep eden taslak, Türkiye’nin üye ülkelere yönelik tehditlerinden “ciddi endişe” duyduğunu vurguluyor ve isim vermeden Rum Kesimi’nin Akdeniz’de hükümran bir ülke olarak tabi kaynaklarını işletmekte uluslararası hukuka göre tamamen hür olduğunu savunuyor.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Beyaz Saray’da 1.5 saat Suriye!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39939</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/beyaz-sarayda-5-saat-suriye.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/beyaz-sarayda-5-saat-suriye.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan ile Obama arasındaki 2.5 saatlik ilk görüşmenin 1.5 saatinde Suriye´nin konuşulduğu bildirildi. Esad’ı devirmek için atılacak adımlar, TC MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın da yer aldığı ‘Kırmızı Oda’daki akşam yemeğinde de 3 saati aşan süreyle tartışıldı.Vatan gazetesinden İlhan Tanır´ın haberi:”Başbakan Erdoğan liderliğindeki Türkiye heyeti ile Başkan Obama liderliğindeki heyetin görüşmelerinin detayları biraz daha belirginleşiyor. Türk diplomatik kaynakların Vatan’a aktardıklarına göre, Perşembe sabahı Beyaz Saray’da yapılan 2.5 saatlik heyetler arası görüşmenin 1.5 saatinde Suriye dosyası konuşuldu. Bunun yansıra Irak, Afganistan, Asya ve Bangladeş de gündeme geldi. Başkan Obama akşam saatlerinde Erdoğan’ı yeniden Beyaz Saray’da ağırladı. Beyaz Saray’daki ‘’Kırmızı Oda’’da yenilen akşam yemeği 2 saat olarak planlanmışken, 3 saat 10 dakika olarak gerçekleşti.<b> ‘Günün fotoğrafı’</b><br />
<br />
Obama’nın fotoğrafçısı Pete Souza tarafından basına dağıtılan akşamın fotoğrafında, iki liderin jestleri oldukça dikkat çekiciydi. Bu kare Beyaz Saray’ın resmi sitesinde ‘Günün Fotoğrafı’ olarak yer aldı. Yemekten yansıyan karelerde Türk tarafında Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Fidan’ın; ABD tarafında ise Obama’nın yanı sıra Dışişleri Bakanı Kerry ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Danilon’un bulunduğu görüldü. Hakan Fidan’ın sık sık notlar tuttuğu gözlerden kaçmadı.<br />
<br />
<b> ‘No Fly Zone’ yok</b><br />
<br />
Erdoğan’ın temaslarını Vatan’a değerlendiren Türk diplomatik kaynaklar, ABD ve Rusya tarafından Suriye krizine çözüm bulunması için bu ayın sonunda organize edilen Cenevre Konferansı’nın önümüzdeki dönemde Suriye için bir sonraki adım olarak görüldüğü konusunda hemfikir kalındığını söyledi. Yine aynı kaynakların değerlendirmeleri ışığında, Amerikan tarafının, Türkiye’nin istediği güvenli bölge veya uçuşa yasak bölge (No Fly Zone) kurulması noktalarında şimdilik herhangi bir adım atmadığı görülüyor. Dün Türk Savunma Bakanı İsmet Özel de Amerikan Savunma Bakanlığı’na giderek, ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede de Suriye konusu Pentagon’da masaya yatırıldı.<br />
<br />
<b> Masadaki 5 temel konudan biri Kıbrıs</b><br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesini değerlendiren KKTC Başbakanı İrsen Küçük, “Erdoğan’ın çantasındaki 5 temel konudan 1 tanesi Kıbrıs’tır” dedi. İrsen Küçük, Türkiye’nin sıfır sorun yaklaşımı ile içte ve dışta tüm sorunlarını çözmek için çalışırken, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakamayacağını da işaret etti.<br />
<br />
<b> Erdoğan için bıçak ayarı</b><br />
<br />
Obama ile Erdoğan’ın ‘Kırmızı Oda’daki 3 saat 15 dakikalık akşam yemeğinde servis hassasiyeti göze çarptı. Masadaki diğer isimlerin aksine Erdoğan’ın servisinde bıçak solda yer aldı.<br />
<br />
Kırmızı Oda’daki akşam yemeğinde ilk olarak Akdeniz salatası servis edildi, ardından bulgur üzeri marine edilmiş tavuk ikramı yapıldı. Yemeğin sonunda ise tatlı bir sürpriz vardı. Önce özel olarak getirtilen Türk helvası, ardından da dondurmanın üzerinde İzmit pişmaniyesi sunuldu. Masalardaki menü kağıdında da bizzat “Turkish Helva” yazarak, servise atıfta bulunuldu.<br />
<br />
<b> VATAN’ın manşetini ABD’li iş adamlarına anlattı! </b><br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerikan Ticaret Odası’nda yaptığı konuşma sırasında ABD’li işadamlarına Türkiye’ye yatırım çağrısı yaparken geçtiğimiz günlerde sonuçlanan İstanbul’a Üçüncü Havalimanı ihalesini anlattı: Kısa bir süre önce İstanbul Havalimanı’nın ihalesi yapıldı, bu havalimanı da çok çok farklı bir rakamla neticelendi. 100 milyon/yıl kapasiteli bu havalimanı da yine 22 milyar 152 milyon avro ile neticelendi. 5 Türk firması, kendilerine dışarıdan bakışta medyanın taktığı sıfat ‘Çılgın Türkler’dir. Zaman zaman aramızdan böyle ‘Çılgın Türkler’ çıkar bizim, onlar bir yerde kaderi değiştirirler. İnanıyorum ki atılan bu adımlarla farkı gelişmeler var.”<br />
<br />
<b>Ermeni lobisi fırsatı kaçırmadı! </b><br />
<br />
Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisini fırsat bilen Ermeni diasporası, Kongre’deki Ermeni lobi gruplarına sıcak milletvekilleri aracılığıyla bir kez daha ABD Temsilciler Meclisi’ne 1915 yılı olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren bir tasarı sundu. “Ermeni Soykırımı Gerçeği ve Adalet” başlıklı tasarıya Cumhuriyetçi milletvekilleri Michael Grimm ve David Valadao ile Demokrat milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone imzacı oldu. Tasarı, ABD Başkanı Barack Obama’ya Ermeni iddialarını tanıma çağrısı yapıyor. <br />
<br />
<b>Times’tan ilginç yorum</b><br />
<br />
İngiliz The Times gazetesi Erdoğan’ın ABD’deki üslubunu konu aldığı haberinde “Normalde lafını esirgememekle tanınan Erdoğan, Washington’da çok sakindi. Ama Türk gazeteciler kendisinin günün ilerleyen saatlerinde bir kez daha açık sözlü olmaya başlayacağına inanıyor” yorumunu yaptı.<br />
<br />
Erdoğan’ın Suriye konusundaki açık sözlülüğüne bir örnek veren Times, Suriye cumhurbaşkanı Esad’a ait birliklerin Banyas’ta onlarca vatandaşı öldürdüğü iddiasına karşılık Başbakan’ın uluslararası toplumu kast ederek “Bunun hesabını nasıl vereceksiniz?” dediğini hatırlattı.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>CHP'den Swobo'ya:Emperyalizmin figüranı, şakşakçı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39938</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/chp-den-swobo-ya-agir-mektup.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/chp-den-swobo-ya-agir-mektup.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> CHP'den Swobo'ya şok istifa mektubu:“Emperyalizmin figüranı, şakşakçı.“CHP, Avrupa Sosyalist Grup Başkanı Swoboda'ya mektup yazarak istifa etmesini istedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Brüksel'de yaptığı 'Erdoğan-Esad' benzetmesi sonrası başlayan CHP-Swoboda geriliminde son perde... Türk medyasının kaydettiğine göre, CHP adına  Yurtdışı Örgütlenme Koordinatörü Ali Kılıç tarafından kaleme alınan ve  Swoboda’ya gönderilen mektup şöyle:<b> “Hannes Swoboda<br />
AP Sosyalist Grubu Başkanı </b><br />
<br />
Brüksel’de geçtiğimiz hafta yaşanan hadise ve verdiğiniz tepki her şeyden önce Sosyal Demokrat ve Sosyalist düşünceye indirilmiş bir balyozdur ve bıraktığı izler ne acıdır ki uzun yıllar silinmeyecektir.  Avrupa Parlamentosu önünde de ifade özgürlüğü geçerli olmalıdır. Türkiye’nin ana muhalefet partisi liderinden sizin istediğiniz yönde bir açıklama yapmasını beklemeniz kendi içinizde yaşadığınız çelişkinin en net örneğidir. Kaldı ki sizin göreviniz de ifade ve düşünce özgürlüğünü korumak ve bunu yaygınlaştırmaktır. <br />
<br />
<b> 3 MAYMUNU OYNADINIZ</b><br />
<br />
Siz ve sizin nezdinizde gerçeklere kulak tıkayan, göz yuman ve gerçekle tanışmak istemeyen kısacası 3 maymunu oynayanlar, Sosyal Demokratlığı ve Sosyalistliği yıldızlı otellerin lobi alanlarına indirgemiş ve ezilenden daha çok ezenin bayrağını sallamaya başlamışlardır.Sosyal Demokrat ve Sosyalist olarak geçmiş karneniz kırıktan öteye geçememiştir. Balkanlarda soy kırım yaşanırken, Irak’ta milyonlarca kadına tecavüz edilirken, insanlar katledilirken, çocukların masum hayallerinin silahların gölgesinde son bulurken, Ortadoğu paramparça edilip çıkarlar uğruna halklar birbirine kırdırılırken, emperyalizmin gölgesinde Asya, Afrika ve Ortadoğu’da diktatör sarayları yükselirken, sıcak koltuğunuz size daha cazip geldi. <br />
<br />
<b> KANLI SENARYOLARIN ŞAKŞAKÇISI</b><br />
<br />
Bu acı olaylara karşı çıkmanız beklenirken, temsil ettiğiniz düşünceye ihanet ederek kanlı senaryoya imza atanlarla kol kola girdiniz. Karanlık ve kanlı senaryolara imza atanların şakşakçılığı rolünü vicdanınıza değiştiniz. <br />
<br />
Bu denli Türkiye’ye hayranlık duyuyorsanız, sizi gerçekleri yaşamanız için Türkiye’ye davet ediyorum. Tabii cesaretiniz varsa!  <br />
<br />
<b> UTANACAĞINIZI BİLSEM</b><br />
<br />
Utanacağınızı bilsem sayfalar dolusu size post modern dikta ile yönetilen Türkiye’yi anlatacağım. Ama gördüğüm o ki, siz o duyguları çoktan toprağa gömmüşsünüz. Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri sayın Luis Ayala, sizin gibi maskeli Sosyal Demokratlara örnek olacak bir davranış sergileyerek Türkiye’de ki yargı katliamına tanık oldu. Yaşanılanların darbe dönemlerinde dahi yaşanamayacağını vurguladı.<br />
<br />
<b> EMPERYALİZMİN FİGÜRANI</b><br />
<br />
Parti ve ülke tarihimiz emperyalizme karşı direnen halkların umudu ve kılavuzudur. Demokrasi, özgürlük ve bağımsızlığı can pahasına ve büyük bedeller ödeyerek kazandık. Bu bağlamda, ne sizden ne sizin gibi emperyalizmin figüranlığını yapanlardan ders almaz ders veririz. <br />
<br />
<b> İŞGAL ETTİĞİNİZ KOLTUĞU BIRAKIN</b><br />
<br />
Her insan onurlu bir şekilde anılmak ister. Bunun da tek yolu insan onuru adına mücadele vermekten geçer. Hayatınızda böyle bir fırsat bulunmaktadır. Eğer siz de tarihte onurlu olarak anılmak istiyorsanız işgal ettiğiniz o koltuğu bırakır ve hayatınızda övüneceğiniz ilk adımı atmış olursunuz.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Ne Tayyip’e ne de Abdullah’a…</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39937</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ne-tayyipe-ne-abdullaha.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ne-tayyipe-ne-abdullaha.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği ’Gündemdeki Türkiye’ konulu panele katılan CHP´nin Sêwaz Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Dêrsîm Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner Ak Parti hükümetini sert bir dille eleştirdi. Kamer Genç, "Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor. Ne Tayyip’e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah’a Cumhurbaşkanı demeye varıyor" dedi. DHA´nın haberi:”CHP Sivas Merkez İlçe Başkanlığı tarafından Sivas Belediyesi Nikah Salonu’nda ’Gündemdeki Türkiye’ konulu panel düzenlendi. Yaklaşık bin 500 partilinin katıldığı paneli Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Güldigen yönetti. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan panele konuşmacı olarak Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner katıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan Sivas Milletvekili Özdemir, Ak Parti hükümetinin Türkiye’yi kötü yönettiğini ileri sürerek, "Ak Parti iktidara geldiği zamandan bu yana bu ülke nasıl daha iyi yönetilir diye bakmadı. Tam tersine, bu ülke nasıl yönetilemez hale gelir diye gayret gösterdi. 10 yıllık sürece şöyle bir bakalım. Önce Cumhuriyet’in bütün kurumlarını ya birer ikişer tasviye etti ya değiştirdi ya dönüştürdü. Medyanın bir kısmını satın adlı, bir kısmında da korku imparatorluğu kurdu. Ve bugünlere ses çıkaracak ne kadar aydın, demokrat, gazeteci, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subayları varsa, her kim varsa, bu kötü gidişe karşı koyacak herkesi Silivri toplama kampına koydu" dedi. <br />
<br />
TAYYİP’E BAŞBAKAN DEMEYE DİLİM VARMIYOR <br />
<br />
Ak Parti lideri Başbakan Erdoğan’ın barış yanlısı olmadığını ve her gün kavga ettiğini belirten Tunceli Milletvekili Kamer Genç ise, "Tayyip Erdoğan her gün kavga ediyor. Her gün saldırıyor. Her gün ana muhalefet partisinin başkanına küfrediyor. Ben milletvekiliyim arkadaşlar. Bana diyorki, ’Ben ona ne milletvekili derim, ne de insan derim.’ Ondan sonra, ’O müsvettedir diyor, O edepsizdir’ diyor. Ben dava açtım kendisine. Şimdi eğer kendi hakimleri eğer bunda hakaret yok derse her gün çıkıp bu kelimeleri Tayyip’in yüzüne söyleyeceğim. Benim de hakkım değil mi? Bunların bakanlarına bakan demeye dilim varmıyor. Ne Tayyip’e Başbakan demeye varıyor ne de Abdullah’a Cumhurbaşkanı demeye varıyor. Çünkü o makamları bu milletin şerefine haysiyetine uygun temsil etmiyorlar" diye konuştu. <br />
<br />
CİHANER’DEN POLİS KAMERASI TEPKİSİ <br />
<br />
Denizli Milletvekili İlhan Cihaner ise, paneldeki polis kamerasına tepki göstererek, "Muhetemelen bu arkadaşlar aldıkları emri yerine getiriyorlardır. Ama bu bile Türkiye’de Ak Parti iktidarının kendisinden olmayana nasıl bir şüpheyle baktığının, toplumu nasıl ayrıştırdığının, nasıl baskı altına aldığının büyük bir göstergesidir. Şimdiye kadar hiç bir şeyden kormadık, kameralardan da kormayız herhalde" dedi. <br />
<br />
BECERİKSİZLİKLERİNİ ÖRTMEK İÇİN CHP’Yİ SUÇLUYORLAR <br />
<br />
Cihaner, daha sonra Reyhanlı’daki patlamaya değinerek yetkililerin uyarıldığını, ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını ifade etti. Cihaner şöyle konuştu: "Suriye’de olaylar başladığından beri hem bölge milletvekillerimiz, hem genel başkanımız Suriye politikasının Türkiye’yi adım adım bir çatışmaya felakete sürüklediğini söylediler. Bu uyarıları dikkate almadılar. Üstelik bir kaç gün önce bu patlamaların meydana geleceğine dair istihbarat aldılar. Kendi beceriksizlerini örtmek için sorumlu CHP’ymiş gibi bir hava yaymaya çalıştılar. Lütfen kendimizi bu propagandaya kaptırmayalım. Çok tehlikeli bir ayrıştırmaya götürüyorlar Türkiye’yi. Suriye’de varolan iç çatışmasının Türkiye’ye yansımasını isteyecek kadar gerçeklikten kopmuşlar. Aynı mezhepçi, ırkçı politikayı Türkiye’ye de yürütüyorlar. Ve genel başkanımızın inançsal ve etnik özelliklerinden yola çıkarak toplumu ona karşı kışkırtıyorlar. Tuzağa düşmeyelim." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>ABD ile 8 saatin şifreleri</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39936</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/abd-ile-8-saatin-sifreleri.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/abd-ile-8-saatin-sifreleri.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Deniz Zeyrek*/</b> Erdoğan, Beyaz Saray'daki görüşmede Suriye ve Filistin konusunda Obama'nın çizgisine yaklaştı. Kuzey Irak ve ekonomik ilişkilerde ayrılık sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Washington temasları dün tamamlandı. Erdoğan ve Obama Beyaz Saray’da baş başa ya da heyetleriyle yaklaşık 5 buçuk saat görüşme fırsatı buldu. Buna Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın katıldığı programlar da eklenirse süre 8 saate ulaştı. Yani Erdoğan, ABD’li muhataplarıyla tam bir mesai günü geçirdi. Erdoğan’a eşlik eden bakanların kendi mevkidaşları ile ayrı ayrı yaptıkları teşriki mesaisi bu süreye dahil değil. Mesela Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün mevkidaşı John Kerry ile bir araya gelirken Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da Pentagon’daydı. Peki, bu kadar sürede ne konuşuldu? Obama’nın 14 kişilik bir yabancı heyete Beyaz Saray’ın kapılarını açması bile önemli bir detaydı. Konular tek tek ele alındı ve sadece Obama ile Erdoğan konuştu. Obama 2 teknik konuda Kerry ve yardımcısı Joe Biden’e danıştı. Erdoğan iyi hazırlanmış olacak ki heyetinde hiçkimseye danışma ihtiyacı duymadı. <br />
<br />
<b>Biden, Erdoğan’a hayran </b><br />
<br />
Beyaz Saray’ın ardından ABD Başkan Yardımcısı Biden ve Dışişleri Bakanı Kerry ev sahibiydi. Toplantıda Biden’in Erdoğan’a yönelik Türkçe ve İngilizce yaptığı iltifatların özeti: Biden tam bir Erdoğan hayranıydı. Kerry de Türkiye’ye yaptığı yoğun ziyaretlerde gördüğü ev sahipliğini Washington’da konuklarına göstermek için elinden geleni yapıyordu. <br />
<br />
Kırmızı Salon’daki yemekte MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da olması hem ilk hem kritikti. İki açıdan: Suriye’de olup biten konusunda Fidan da en az Davutoğlu kadar deneyimli ve bilgi sahibiydi. Hatta, Suriye’deki askeri durum, Esad’ın sahip olduğu askeri unsurlar, muhaliflerin silah durumu gibi konular hakkında yoğun bir teknik bilgiye sahipti. Fidan’ın yemekte bulunmasının önemli nedenlerinden biri de ABD yönetiminin birinci dış politika önceliği olan İsrail-Filistin barış süreciyle ilgiliydi. Davutoğlu ve Fidan, Filistin’de Hamas ile El Fetih’i uzlaştırma konusunda yoğun bir çaba içinde ve 2 ismin çabası doğrultusunda ortaya çıkacak bir anlaşma ABD için bulunmaz bir nimet. Filistin’deki durum konusunda verimli bir sohbet gerçekleşti. Davutoğlu ile Fidan’ın çok iyi bildiği bir konu da İran’ın nükleer çalışmaları. Ankara’da Tahran’ın nükleer çalışmaları konusunda önemli veriler var ve müttefiki ABD ile paylaşmakta bir sakınca görmüyor. <br />
<br />
<b>İki konuda tam mutabakat </b><br />
<br />
Erdoğan, Blair House’a geçerken Obama ile siyasi lider olmanın ötesinde arkadaşlık ilişkisini de bir kademe yukarı taşımıştı. Obama, yemekte kız çocuklarını büyütme gibi kişisel konulara girdiğini saklamadı. <br />
<br />
Türkiye heyeti, Suriye ve İsrail konusunda tam mutabakatla dönüyordu. Liderler iki konuda çok fazla ortak adım atmaya karar vermişti. Davutoğlu, ABD’nin öncülük ettiği 2. Cenevre sürecinde daha aktif rol oynayacak. Ankara’nın Esad’ın bir an önce gitmesi için ABD’nin baskıyı arttırma beklentisi karşılık bulmazken, Erdoğan da Washington’ın itidalli duruşuyla hemfikir olmuştu. Ayrıca Erdoğan, Filistin lideri Mahmud Abbas ile Hamas lideri Halid Meşal’i bir araya getirerek ABD’ye barış sürecinde İsrail’in tek bir muhatap bulması yönünde hayati bir destek atacak. <br />
<br />
Tam mutabakata varılamayan konular ise şöyle: <br />
<br />
<b>Irak’ta görüşler ayrı </b><br />
<br />
Kuzey Irak’la İlişkiler: İki ülkenin bakış açılarında ciddi farklılıklar var. Türkiye, kuzeydeki enerji kaynaklarına doğrudan ulaşma, alışverişi Kürt yönetimi ile yapma konusunu başka ülke şirketlerinin de başvurduğu genel bir yöntem olarak görüyor. Oysa ABD, Kuzey Irak’ın özellikle enerji kaynaklarından gelen parayı Bağdat üzerinden almasının Irak anayasası açısından zorunluluk olduğu görüşünde. Obama ile Erdoğan arasında Irak Başbakanı Nuri Maliki’ye bakışta da ciddi farklılıklar var. <br />
<br />
<b>Ekonomi için komite </b><br />
<br />
Ticari dengesizlik: 2001’den beri Washington’ın verdiği sözleri tutmaması, üzerine AB ile Serbest Ticaret Anlaşması sayesinde Türkiye pazarına gümrüksüz ulaşma avantajına ulaşması Türkiye’yi hayli zorlayacak. Erdoğan bu konuda çok ısrarcı oldu ve Obama’yı ortak çalışma yapma konusunda ikna etti. Taraflar bir komite kurdu. ABD’li gözlemciler, konunun komiteye havale edilmesinin ABD’nin Türkiye’nin taleplerini çok da önemsemediğine yoruyor. <br />
<br />
Erdoğan, mevcut konjonktürün uygun olmasından yola çıkarak Washington’dan Kıbrıs sorunu konusunda da somut bir adım bekliyordu. Ancak Obama yönetimi, “Birlikte çalışalım” tavrıyla bu konuda pek de istekli ve umutlu olmadığını ortaya koymadı.<br />
<br />
<i>*Radikal/18/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dempsey: Rusya Esad'ı cesaretlendiriyor!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39935</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/wenenuce/abd-iran-suriyeli-milisleri-egitiyor.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/wenenuce/abd-iran-suriyeli-milisleri-egitiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Dempsey Rusya'nın füze sevkıyatının rejimi cesaretlendirecek ve ızdırabı artıracak talihsiz bir karar olduğunu belirtti.ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Rusya'nın Suriye'ye gelişmiş füze göndermesinin rejimi cesaretlendireceğini söyledi.ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) düzenlediği basın toplantısında, Rusya'nın füze sevkıyatının rejimi cesaretlendirecek ve ızdırabı artıracak talihsiz bir karar olduğunu belirtti.General Martin Dempsey'in bu açıklaması, ABD hükümetinin ilk kez Rusya'nın Beşşar Esad rejimine gelişmiş füze gönderdiğini resmen doğruladığını gösteriyor.ABD'nin etkin gazetelerinden New York Times, önceki gün Rusya'nın Esad rejimine destek vermek için savaş gemilerine karşı etkili olan gelişmiş füze gönderdiği iddialarına yer vermişti.<br />
Gazete, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde, Rusya'nın Yakhonts isimli füzelere gelişmiş radar sistemleri de takarak füzelerin etkinliğini artırdığını belirtmişti.<br />
<br />
<b>Devriye gemisi gönderdi</b><br />
<br />
t24´ün haberine göre, Amerikan Wall Street Journal gazetesi de, Rusya'nın Suriye'deki Tartus askeri üssüne 12 devriye gemisi sevkettiğini duyurmuştu.<br />
<br />
Rusya'nın bu hamlesi, Moskova'nın Suriye'nin geleceğiyle ilgili yürütülecek görüşmelerde elini güçlendirmek ve Ortadoğu'daki varlığını desteklemek için attığı bir adım olarak değerlendiriliyor. Ayrıca bu hamle Suriye'de bulunan on binlerce Rus’un tahliyesini de kolaylaştıracak.<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım? </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39934</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://t24.com.tr/media/headlines/2013/05/page_soruyor-bir-gerilla-akp-bu-surecin-altindan-kalkabilecek-mi_199405106.jpg><img src= http://t24.com.tr/media/headlines/2013/05/page_soruyor-bir-gerilla-akp-bu-surecin-altindan-kalkabilecek-mi_199405106.jpg align=left width=145 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Hasan Cemal* /</b> Çekilen &#8216;ikinci grup&#8217;tan bir gerilla: Silahlar elimizden alınsın da, cıscıvlak ortada mı kalalım? Ayrıca, bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım? Sitem ediyor: Türk aydınları, gazeteciler de dahil, Kürdistan&#8217;da yaşananların gerçek yüzünü neden göstermediler, çekilen acıları neden anlatmadılar? Niye her şeyi çarpıttılar? Türk halkı şimdi bunun bedelini ödüyor. Türk aydınlarının çarpıtması, Türk medyasının da devlete alet olması...Hep kulağıma çalınıyor: Barış evet,ama içi nasıl doldurulacak demokrasiyle, <br />
insan hakları ve özgürlüklerle, hukukla?..<br />
 <br />
<b> Irak  Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı-</b><br />
<br />
Dağın tepesinde bir ileri bir geri yapıyoruz. Biri direksiyonda, biri arkada iki gerilla. Cep telefonu için en iyi noktayı yakalayıp yazımla fotoğraflarımı bir an önce  geçmek istiyorum.<br />
<br />
Hava kapalı, dışarıda yağmur çiseliyor.<br />
<br />
Müthiş bir kadın sesi yükseliyor. Sıra dışı bir ses. Tok, duru, olağanüstü temiz ve etkileyici. Gitar eşliğinde Kürtçe söylüyor.<br />
<br />
&#8220;Delila... Kürtlerin Sezen Aksu&#8217;su...&#8221;<br />
 <br />
&#8220;Şarkının adı, Şev Tari...&#8221;<br />
<br />
&#8220;Ne anlama geliyor?&#8221;<br />
<br />
&#8220;Karanlık Gece...&#8221;<br />
<br />
&#8220;Bu arkadaş, Delila, şehit düştü. 2007&#8217;de Şırnak il sınırını 11 kişilik bir grupla geçerken vuruldu. 1981 Amed (Diyarbakır) doğumluydu.&#8221;<br />
<br />
&#8220;Hissederek, yaşayarak söylediği için böyle güzel söylüyor.&#8221;<br />
Dağların arasında, Uludere sınırına yakın bir yerdeki &#8216;bir gerilla noktası&#8217;nda, Türkiye&#8217;den yeni çekilen 15 kişilik &#8216;ikinci gerilla grubu&#8217;yla görüşmeye gidiyorum.<br />
Hüzünlü bir ses...<br />
<br />
Delila&#8217;yı bir daha, bir daha dinliyorum. Bazen bir ses ağlatır insanı, biraz böyle oluyor.<br />
 <br />
<b> 'Gerillacılık çağrısı gibi bir doğa...' </b><br />
<br />
Yemyeşil vadiye Berivanlar, keçi sütü, koyun sütü sağan Kürt kadınları yayılmış, rengârenk  giysileriyle. Biri, neden Türkçe konuştuğumuzu soruyor.<br />
Türk savaş uçaklarının bombalarından ara sıra paylarını aldıkları ve PKK&#8217;lı gerillalarla yıllardır içiçe yaşadıkları için Türkiye&#8217;den, Türkçe&#8217;den hoşlanmadıklarını anlıyoruz, bu Iraklı Kürt köylülerinin...<br />
<br />
Saddam Hüseyin döneminde yakılmış yıkılmış bir köyün hazin kalıntılarını arkamızda bırakarak dağa tırmanmaya koyuluyoruz.Gerçekten vahşi bir doğa!  &#8220;Bu doğa bize bir gerillacılık çağrısı gibi...&#8221; diyor bir gerilla, &#8220;Bu devlet Ege&#8217;den, İstanbul&#8217;dan ana kuzularını böylesine coğrafyalara getiriyor, gelin savaşın, mücadele edin diye... Yazık değil mi? Yazık, hem de çok yazık. Vicdanı olan bir devlet bunu yapar mı?..&#8221;<br />
Bir yerde soluklanmak için kısa bir mola veriyoruz. <br />
<br />
Bulunduğumuz coğrafyayı anlatıyor:<br />
<br />
&#8220;Aşağıdaki vadinin içinden Habur Suyu akıyor. Bu su, <br />
Metina bölgesinin batı sınırını oluşturuyor. Doğu sınırını da Zap Suyu çiziyor.&#8221;<br />
<br />
Ve bana sorusunu soruyor:<br />
<br />
<b>&#8220;AKP, bu sürecin altından kalkabilecek mi?&#8221; </b><br />
<br />
Ben de ona soruyorum:<br />
<br />
&#8220;Güzel bir soru. Sen ne düşünüyorsun?&#8221;<br />
<br />
Gülüyor, ben devam ediyorum:<br />
<br />
&#8220;Kolay değil, değil mi?..&#8221;<br />
<br />
Yine gülüyor:<br />
<br />
&#8220;Dogridir, kolay değil.&#8221;<br />
<br />
Gerillanın bu sorusunun arkasında, &#8216;çözüm süreci&#8217;nin kritik bir düğüm noktası yatıyor. Geçen ay Güneydoğu&#8217;da yaptığım sekiz günlük gezi sırasında da, &#8216;çekilme süreci&#8217;ni izlemeye çalıştığım bu coğrafyada da soru işaretlerinin çengelleri gelip bu düğüme asılıyor.<br />
 <br />
&#8220;Ateşkes, çekilme... Biz PKK olarak, önderliğimizin iradesinin de gereği olarak üzerimize düşeni yapmaya başladık; Erdoğan da gereğini yapacak mı?&#8221; sorusu, Güneydoğu&#8217;da olduğu gibi burada da kulağıma çalınıyor.<br />
 <br />
<b> Geri çekilmeden dolayı burukluk mu? </b><br />
<br />
Dağın yamacında, sarp kayalıkların, ağaçların arasına saklanmış bodur çadırlardan, barınaklardan çıkıyorlar. Çekilme sürecini tamamlayan kadınlı erkekli 15 kişilik ikinci grubun gerillaları. Beytüşşebap taraflarından dokuz gün süren ve üçte ikisi karla kaplı bir coğrafyadaki çok yorucu bir yürüyüşü bir gün önce noktalamışlar.<br />
<br />
Kayalıkları sohbet mekânı olarak seçiyoruz. İki gün önce çekilme sürecinin &#8216;birinci gerilla grubu&#8217;yla birlikte yaptığım sekiz saatlik dağcılık sırasındaki sorumu yine ortaya atıyorum:<br />
<br />
&#8220;Geri çekilmeden dolayı burukluk var mı?&#8221;<br />
<br />
Birbirleriyle bakışıyorlar.<br />
<br />
Hayır diyen yok yine.<br />
<br />
Daha çok burukluğun tarifi yapılıyor.<br />
<br />
Sözü önce Tamara Warjin alıyor.<br />
<br />
Van&#8217;dan bir kadın gerilla.<br />
<br />
Adının Türkçesi Yaşam Diyarı.<br />
<br />
29 yaşında, dokuz yıldır dağda.<br />
<br />
&#8220;Sorun burukluk değil&#8221; diye söze başlıyor Tamara, &#8220;Biz silah gücüyüz. Biz silah seçeneğiyle dağa çıktık. Sorun silahtan dolayı çıkmadı. Yani biz var olan bir sorundan sonra silahı kaldırdık. Şimdi sorun çözümdür. Bizdeki burukluğun nedeni, sorunların çözülmemiş olmasıdır.&#8221;           <br />
<br />
Çözülmemiş sorunları da şu çerçevede topluyor:<br />
<br />
&#8220;Bir halkın varlığının ve kimliğinin inkârı... Sanki Kürt yok, Kürtçe yok... Sanki her şey uydurma, kandırılmış gençlerin terörist, eşkıya yapılması... Kültürel hakların inkârı, en başta dilin... Kürtçe eğitim hakkının hâlâ kabul edilmiyor olması... Kürtlerle Türklerin eşit haklara sahip olmamaları... Ve ekonomik alandaki eşitsizlik...&#8221;           <br />
<br />
Tamara Warjin, ortaokul mezunu.<br />
<br />
Okulda kendisine Türkçe&#8217;nin dayatılmasına karşı duyduğu tepkiyi anlatıyor. Öğretmenin okulda sürekli olarak yaptığı Kürtçe konuşmayın uyarısının ne kadar itici olduğunu anlatıyor. Kürtçeyi savunan bir aileden geldiğini belirtiyor. Hapishaneden geçtiğini, &#8216;canlı kalkan&#8217;lık yaptığını söyledikten sonra ekliyor:<br />
<br />
&#8220;Yedi kardeşiz. Ablam ve ben dağdayız.&#8221; <br />
 <br />
<b> Kürtlüğü inkâr burukluğu... </b><br />
<br />
Munzur Piro, Dersimli, 45 yaşında, 15 yıldır dağda. Annesi Ermeni. Zaza, Alevi.<br />
<br />
Yedi kardeşler. Küçük kardeşi de dağda. Aile <br />
<br />
Çukurova&#8217;ya göçmüş. O da, İstanbul&#8217;a okumaya gitmiş. Yıldız Teknik mezunu...<br />
<br />
Burukluk konusuna şöyle değiniyor:<br />
<br />
&#8220;Birden çok burukluk var. Bir kısmını Tamara arkadaş anlattı. Bu coğrafyada 30 yıldır bir savaş yaşanıyor. Ama Türk aydınları ve medya, devletin çizmiş olduğu resmi çerçevenin içinde kaldılar. Bir halkın, Kürtlerin yaşadığı trajediyi yeterince anlatmadılar. Korktular, zaman zaman devletle karşı karşıya kalmak istemediler. Bu savaş yıllarca inkâr edildi. Kürt kimliğimiz nasıl inkâr edildiyse, savaşımız da inkâr edildi. Bu bir burukluk... Bugün gelinmiş olan nokta mutluluk verici...&#8221;<br />
<br />
Munzur Piro şöyle devam ediyor:<br />
<br />
&#8220;Bir başka burukluk... Bu halk kendi tarihini yarattı, yaratıyor. Bizim tarihimiz inkâr edildi. Yıllarca önderliğimizi (Öcalan) inkâr ettiler, onun halkla ilişkisini koparmak istediler. Olmadı, yapamadılar.&#8221;<br />
<br />
Bir başka burukluk konusuna şöyle dokunuyor:<br />
<br />
&#8220;Tarih çarpıtılıyor, Kürtler yok sayılıyor. Dilimiz inkâr ediliyor. Kendi anadilimizde eğitimin reddedilmesi de Kürtçe&#8217;nin inkârıdır. Çocukluğumdan beri anadilimi inkâr etmem için baskı gördüm. &#8216;Dilini ve kültürünü bırak, kendini inkâr et, o zaman her şey olabilirsin!&#8217; dendi bana...&#8221;<br />
 <br />
<b> Silah bırakmak, silah gömmek... </b><br />
<br />
Soruyorum:<br />
<br />
&#8220;AK Parti bu işin altından kalkabilir mi?&#8221;<br />
Munzur Piro&#8217;nun yanıtı:<br />
<br />
&#8220;AKP de Kürtleri teslimiyete getirmek istedi. Kürt halkı ve önderlik teslimiyete geçit vermedi. 2010&#8217;la 2012 arasında bir kez daha her şeye başvurdu Erdoğan... Ama sonuç alamadı.&#8221;<br />
<br />
Gelinen noktayı da şöyle özetliyor:<br />
<br />
&#8220;Erdoğan sonuç alamayınca, Kürt Halk Önderliği&#8217;yle (Öcalan&#8217;la) müzakereye oturmak zorunda kaldı. Elbette olumlu bir gelişme bu...&#8221;<br />
<br />
Şöyle devam ediyor:<br />
<br />
&#8220;Bizim taleplerimiz bellidir. AKP&#8217;ye zerre kadar güvenim yoktur. Peki o zaman, niye ateşkes, niye çekilme sorusuna gelince... Önderliğimize güvendiğimiz için...&#8221;<br />
<br />
Soruyorum:<br />
<br />
&#8220;Ama Öcalan silahlara veda demedi mi? Silahlar değil, silahlı mücadele değil, demokratik mücadele zamanı demedi mi? O zaman?..<br />
<br />
Yanıt bir soruyla geliyor:<br />
<br />
&#8220;Silahlar elimizden alınsın da, cıscıvlak ortada mı kalalım? Ayrıca, bu devlet ne yaptı da, biz silahı bırakalım?&#8221;<br />
<br />
Çekilme süreci içindeki &#8216;ikinci gerilla grubu&#8217;ndan geliyor bu sorular. Ve bu sorulardaki duyarlık genel kabul görüyor.<br />
<br />
Bu bir tespit.<br />
<br />
Ankara&#8217;da altı çizilmesi gereken, barış sürecinde yol alınabilmesi için göz önünde tutulması şart olan bir tespit...<br />
<br />
Barış, evet, ama içi nasıl doldurulacak demokrasiyle, insan hakları ve özgürlüklerle, hukukla?..<br />
 <br />
<b> 'Türk halkı çarpıtmanın bedelini ödüyor' </b><br />
<br />
Arkada duruyor, mahçup bir hali var. Hiç konuşmuyor. <br />
<br />
Adı Ruken. 18 yaşında. Bir yıldır dağda. Koçer&#8217;miş. <br />
<br />
&#8220;Önderliğimizin özgürlüğü için harekete katıldım&#8221; diyor. Ve başını önüne eğiyor.<br />
<br />
Adı Seyda, Gabar&#8217;dan.<br />
<br />
40 yaşında. 23 yıldır dağda.<br />
<br />
Liseyi Gebze&#8217;de bitirmiş.<br />
<br />
Ailesi 1989&#8217;da göç etmiş İstanbul tarafına.<br />
<br />
Aydınları, gazetecileri eleştiriyor:<br />
<br />
&#8220;Türk aydınları, gazeteciler de dahil, Kürdistan&#8217;da yaşananların gerçek yüzünü neden göstermediler, çekilen acıları neden anlatmadılar? Niye her şeyi çarpıttılar? Türk halkı şimdi bunun bedelini ödüyor. Türk aydınlarının çarpıtması, Türk medyasının da devlete alet olması... Gerçeklerin saklanması, Türk halkını da karanlıkta tuttu. Şimdi barışa bu kadar direniyorsa, karanlıkta tutulmuş olmasıdır.&#8221;<br />
<br />
Önce çaylar, sonra karpuz, kavun geliyor. Karpuz İran&#8217;dan mı, diye soruyorum. İran Kürdistanı&#8217;ndan diye düzeltiyor.<br />
<br />
Bir kadın gerilla soruyor:<br />
<br />
&#8220;Uzlaşma ve Hakikat Komisyonu gerçek anlamda kurulabilir mi?&#8221;<br />
<br />
Şöyle devam ediyor¨<br />
<br />
&#8220;Barışın kalıcı, adil ve gerçek olabilmesi için altını eşitlikle, özgürlükle, demokrasiyle doldurmak gerekir.&#8221;<br />
<br />
Bir kadın gerilla:<br />
<br />
&#8220;Silah araçtır, amaç değildir. İnşallah barış olacak.&#8221;<br />
Çekilme günlüğünün 4. yazısı yarına...<br />
<br />
<i>*t24 com/18.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>&amp;#8216;Dengbêjî dengê dilê me ye&amp;#8217;</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39933</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<div><img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/dr-celile-celil-pesengeha-amed.jpg" width="150" height="75" alt=""/>4&#8217;emîn Fûara Pirtûkan a Amedê ya TUYAP&#8217;ê ku ji aliyê Şaredariya Bajarê Mezin a Amedê ve hatiye organîzekirin didome. Di fûarê de ji aliyê Weşanên Aramê ve panel hat  lidarxistin.</div><div>Di panelê de Şaredarê Bajarê Mezin ê Amedê Osman Baydemîr, Zanyar û Folklorîstê kurd Prof. Dr. Celîlê Celîl wekî panelîst tev li panela &#8216;Folklora Kurd&#8217; bûn. Şaredar Baydemîr, diyar kir ku kurd di nava şert û mercên pir zahmet de xebatên wêjeyê dimeşînin û spasiyên xwe ji Weşanxaneya Aramê re anîn ziman.</div><div> </div><div><b>OTOBIYOGRAFIYA</b><b>&#8200;</b><b>CEL</b><b>Î</b><b>L</b></div><div>Prof. Dr. Celîlê Celîl jî di panelê de otobiyografiya xwe vegot. Celîl, da zanîn ku wî alfebeya kurdî ji bavê xwe fêr bûye û niha dide fêrkirin. Celîl, anî ziman ku piştre li gundan geriya ye û hem fêr kiriye û hej û fêr bûye. Celîl, anî ziman ku wî li Zanîngeha Erîvanê beşa dîrokê xwendiye û piştre dest bi lêkolîn û vekolîna folklora kurdî kiriye. </div><div>Celîl, destnîşan kir ku di sala 1954&#8217;an de li Petesburgê beşa Kurdolojiyê xwend û wiha got: &#8220;Folklora kurdan cewherê mala me ye. Li gorî min her kurdek dengbêjek e. Dengbêjî dengê delê me ye. Divê hemû ciwanên me yên îro kevneşopiya dengbêjiyê zanibin. Ger ku nisanibin ev kêmasiyek e. Ger ku derfet hebe divê dengbêj li lev kom bibin û komeleya dengbêjan ava bikin û lêkolînan bikin. Divê gund bi gund bigerin û vê kevpeşopiyê berdewam bikin. Dem dijminê folklorê ye. Divê bêyî ku dem derbas bibe folklar her tim zindî be. Ji bo vê yekê jî divê Enstîtuya Kurdolojiyê bê avakirin û lekolînan bikin. Dengbêjî çavkanî û evîna min e.&#8221;</div><div> </div><div>Baydemîr jî diyar kir ku bi boneya kevneşopiya dengbêjiye tomar bike armanc dike ku studyoya qeyda seyar ava bike û di payizê de gund bi gund bigere û dest bi xebatê bikin. Panel bi pirs û bersivan bi dawî bû.</div><div> </div><div><b>ZARGOTINA</b><b>&#8200;</b><b>KURDAN</b></div><div>Prof Celîlê Celîl û Prof Ordîxanê Celîl bi hev re bi xebateke mînak a bi navê Zargotina Kurdan ku çapa wê ya nû ji nav Weşanên&#8200;Aramê derket berhemeke qedirbilind amade kirine. Celîlê Celîl têkildarî pirtûka ku berî dehan salan çapa wê li Moskovê pêk hatiye keyfxweşiya xwe anî ziman ku ev pirtûk li bakurê Kurdistanê jî hatiye çapkirin. Celîl diyar kir ku zargotinên her neteweyan di esasê xwe de kodên jiyana civakan bi xwe ne û lazim e ku berî ku ev zargotin winda bibin werin tomarkirin û arşîvkirin.</div><div> </div><div><b>ROLA</b><b>&#8200;</b><b>ZARGOTINAN</b></div><div>Celîlê Celîl ê ku di gelek waran de xwedî berhemên qedirbilind e diyar kir ku di nav berhemên wî de ya ku zêdetir ji ber amadekirina wî serbilind e yek jê jî berhema wî ya &#8216;Zargotina Kurdan &#8216; e û xwset ku jenerasyona nû ya kurdan jî ji bo pêşerojeke serkeftî lazim e ku hay ji dîroka xwe, zargotina xwe, dab û nêrîtên xwe hebin. </div><div><i>AMED -</i><b><i>&#8200;</i></b><b><i>D</i></b><b><i>Î</i></b><b><i>HA</i></b><i></i></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>'Konferansên ku Ocalan pêşniyarkirine destpê dikin'</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39932</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/konferansen-ku-ocanal-pesniyar-kir-dest-pe-dike.jpg" width="155" height="75" alt=""/>Hevserokê Partiya Aştî û Demokrasiyê BDP`ê Selahedîn Demirtaş di hevpevînekê li gel kanala CNN Turkê de ragihand ku konferansên ku serokê PKK`ê Abdulah Ocalan pêşniyar kiribûn wê destpê bikin.Demirtaş got: Konferansên pêvajoya çareseriyê û aştiyê ku ji aliyê rêberê PKK`ê Abdulah Ocalan hatibûn pêşniyar kirin ku li Enqerê , Amedê, Hewlêrê û Brukselê bêne lidarxistin wê destpê bibin. <br/><br/>Her weha Demirtaş diyar kir ku, konferansa Enqerê wê vê mehê destpê bike.<br/><br/>Demirtaş aşkira kir ku amadekariyên konferansa Enqerê bi dawî bûne û ewê di 25-26/gulan`ê 2013`an de bê lidarxistin.<br/><br/>Demirtaş da zanîn ku wê konferans vekirî be û kesên derveyî xêza PKK`ê û BDP jî rêxistinên Kurd û çep jî dê dîtina xwe libarê pêvajoya çareseriyê û aştiyê de bînin ziman. Her weha bangewaziya rewşenbîr û hunermend û nivîskarên navdar weke Yaşar Kemal jî ku tevlî konferansê bibin hatiye kirin.<br/><em>Xendan</em>
]]></description>
</item>

<item>
<title>PKK’nin yeni çizgisi ve Kürdistanlı aleviler</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39931</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<b><img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-ve-kurdistanli-aleviler-azew.jpg" width="125" height="94" alt=""/>Zulkuf Azew</b>/ Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Ortadoğu’da tüm yerel ve küresel güçler Şii-Sünni hattında mevzilenirken bu mevzilenmenin Kürdistan’a ciddi yansımaları sözkonusu.Bu yansımaların zaten bölünmüş-parçalanmış Kürdistan’ı ayrıştırıcı işlevi de var. Bir tarafında Hizbullah’ın, ters kutbunda Kürdistanlı Alevilerin durduğu bu potansiyel ayrışma riski Kürdistan’ın oluşma yolundaki iç birliğine ciddi zararlar vermeye aday. Potansiyel ayrışma risklerinden en önemlisi Şii-Sünni ayrışmasının çağrıştırdığı dinsel içerik nedeniyle Kürdistanlı Alevi, Ezidi ve Ehl-i Hak inancına sahip kitlelerin kendilerini Kürdistan ulusal birliği içerisinde konumlandırmamaları.Oysa Ortadoğu’nun bu önemli dönemecinde Kürdlerin en fazla ihtiyaç duydukları şey ulusal birlik. Kürdlerin ulusal birliğinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin pek çok bileşeni tarafından da arzu edilen bir şey olduğuna dair pek çok veri var ve tam da bu nedenle dört parçadan Kürdlerin toplayacağı bir ulusal konferansa ilişkin uluslararası konjonktür çok elverişli. Bu elverişli konjonktürde PKK‘nin mevcut olanakları ile açıkladığı hedefleri arasındaki çelişkiyi farketmeyen “Geçici Kürdlük” kategorisi ile müzmin PKK muhaliflerinin beklentileri de ilginçlik arzediyor. Tembellikten kaynaklı bu müzminlik olgudan değil, temenniden hareket etmesi nedeniyle PKK’nin donuk ideolojik jargonlarına rağmen Kürdistan’ın en dinamik siyasi hareketi olduğunu görmezden gelebiliyor. Reel politikte rasyonel beklenti Kürdistan’ın her dört parçasında silahıyla örgütlü bir hareketin silahlı mücadelesini durdurması ve pekçoklarının umduğu gibi “gerillaların terhisi” değil; bu dönemin diplomasinin olanaklarının zorlanması ve savaş kapasitesini artırmak için kullanılmasıdır. Üstelik, bütün risklerine rağmen, doğru değerlendirilebilirse böylesine bir ateşkes-barış dönemi  Kürd ulusal hareketinin uluslararası meşruiyetine de ciddi katkılarda bulunma potansiyeline sahiptir. </div><div> </div><div>Kürdistan’ın iç birliği açısından önemli fırsatlar ve aynı zamanda riskler içeren PKK’nin yeni çizgisinin Kuzey Kürdistanlı Alevileri ciddi şekilde rahatsız ettiğini farketmemek imkansız. Özellikle Öcalan’ın 2013 Newroz’unda okunan mesajındaki “İslam Kardeşliği” vurgusunun Alevi ve Ezidi Kürdistanlıları tarihsel hafızanın ışığında endişelendirmiş olduğu ortada. Bu endişenin / korkunun ardında Kerbela katliamı menkıbelerini, Kuyucu Murat Paşa’ya neden kuyucu dendiğinin kollektif bilgisini bulmak pek de zor değil. Ancak bu kollektif hafızanın Kızılbaş Kürdleri getirip arkaik Kemalizmin kapısına bırakması da sağlıklı değil. 1300 yıl önce 72 kişinin öldüğü Kerbela katliamını, 400 yıl önce Celali isyanlarını bastırmak için 30.000 kişiyi öldürttüğü söylenen Kuyucu Murad Paşa terörünü unutmayıp toplumsal hafızanın ana bileşeni haline getiriyor, bunun karşılığında 75 yıl önce Dersim’de öldürülen en az 50.000 insanın katillerinin isimlerini çocuklarınıza ad olarak koyuyorsanız, katliamın ana odağı Dersim’de katliamı gerçekleştiren CHP aynı argümanlarla bugün bile birinci parti oluyorsa, Kürd Alevilerin bir önceki kuşağında bu kadar Kemal ve İsmet ismine rastlanıyorsa, bu yeni konjonktürde Kürd Alevilerin şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmelerinin zamanı gelmiş demektir. Zira Alevi Kürd-Sünni Kürd ayrışmasının Kürdistan'a ödettiği bedel ciddidir ve Kürdistan bu bedeli tekrar ödemek zorunda kalmamalıdır.1925 ayaklanmasında Alevi "Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar." (Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, sf.420). Bu ihanetin öncesine gittiğimizde de başta Cibranlılar olmak üzere Sünni Kürd aşiretlerinin Hormek ve Lolanları hakimiyetleri altında tutmadaki inatlarını ve bu yolda yapılan tarihi haksızlıkları da görebiliyoruz.</div><div> </div><div>
Ancak bu ve benzeri pek çok tarihi haksızlığın sonucu:</div><div> </div><div>-ne <i>“bizim dedelerimiz “biz ne Türk ne Kürt'üz, Aleviyiz' derler. Aleviler bir ulustur"</i> diyen Hüseyin Aygün; </div><div> </div><div>-ne  <i>“Biz Dersimliler Kürt değiliz! Çünkü Kürtler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türk oğlu, Türk’üz!”</i> diyen Kamer Genç; </div><div> </div><div>-ne de  <i>“Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan’dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir’e yerleşiyorlar.Türkmen boyu bunlar.”</i>  diyen Kemal Kılıçdaroğlu olmamalıydı.</div><div> </div><div>Dersim politikasında ana akımı temsil eden bu işbirlikçi kategori arkaik Kemalizmin Dersim’de hedeflerine ulaştığını gösteriyorsa da Dersim’de sadece Mustafa Kemal’in ve Abdullah Alpdoğan'ın değil, Sey Rıza’nın, Alişer ve Zarife’nin, Nuri Dersimi’nin, Dr. Şivan'ın da torunlarının yaşadığını ve adım adım Dersim’i özgürleştirdiklerini görme şansımız olacak. Kürdler,geçmişte sömürgecilerinin "yalan ve hileleriyle başedememiş" olabilirler, ancak bugün o gün değildir.</div><div> </div><div>Alevi-Sünni bölünmesinin dışında  Kürdistan genelinde kaşınmaya çalışılan Zaza-Kurmanci-Soran ayrımlarının ve aşiretlerarası çelişkilerin de Kürdistan'ın mevcut parçalı konumundaki rolünü değerlendirmeden uzak tutmamak lazım. 1950'li yıllarda Irak başbakanı Nuri El-Said'in isyan eden Kürdler sorununu nasıl çözeceğini soran İngiliz diplomatına verdiği “komşusu olan aşiret reisine bir çanta altın göndereceğim.” cevabı unutulmazdır.</div><div> </div><div>Örnekler çoğaltılabilir. Dünün ve bugünün haksızlıklarının tamamının tasfiyesi bugün ulusal birlikten ve hakimiyetin hukuk aracılığıyla ulusun tamamına ait kılınmasından geçmektedir. Hakimiyetin ulusun tamamına ait kılınması süreci de devletleşmeden başka birşey değildir.</div><div> </div><div>17.05.2013</div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Bu sefer de Gaziantep’ten </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39930</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/murat-belge.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/murat-belge.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Murat Belge*/</b> Rüyamda veya uyanık hayatımda, “şefaat” demeye çalışırken dilim dolanıp “seyahat” demedim Evliya Çelebi’nin başına geldiği gibi. Demediğim halde, demiş kadar oldum. Geçen hafta “İzmir’den” diye yazmıştım, bu yazıyı ise Gaziantep’ten yazmaktayım. Biz Türkler özellikle “gezgin” olmakla tanınmayız. Onun için ben kendimi Evliya Çelebi kategorisine giren “Türkiyeli seyyah”lardan sayıyorum. Son durumda da, “âkil” sıfatıyla dolaşmaktayım. Bu sıfatı bir türlü kendime yakıştırıp kuşanamadım ya, belki “nâkil” olabilirim.Gaziantep’e yanılmıyorsam beşinci gelişim. Türkiye’de, öteden beri, birden fazla gittiğim her yerde ilkin “Ne kadar değişmiş!” tepkisi gösteririm. İlk olarak yetmişlerde geldiğim Gaziantep tam da bu duyguya uyan bir yer. Sanırım özellikle doksanlardan bu yana bu kent, Anadolu’nun bazı başka kentleri gibi, ciddi bir gelişme temposu yakaladı. Bu bakımdan Gaziantep Türkiye’nin bir süreden beri içinden geçmekte olduğu büyük toplumsal değişimin temsilî kentlerinden, merkezlerinden biri oldu.<br />
<br />
Bu değişim çeşitli adlarla anılıyor, “Anadolu kaplanları” gibi; ben de bunu öncelikle Türkiye’nin “buluğ çağı”nı sonuna erdirip “reşit/ ergen” olma aşamasına varması süreci olarak görüyorum. Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi, belki kaçınılmaz olarak, ama aşırı derecede “patriyarkal” bir ideolojiydi. Bu da, kurulan yeni sosyo-politik yapının aşırı derecede “merkeziyetçi” olmasına yol açtı.<br />
<br />
Bu “merkeziyetçi” tutumun öncelikli amacı, yeni “devlet”e “sadık” yurttaş yetiştirmekti. Ama bu “ideolojik” ve “politik” amaç, doğal olarak, o alanlarla sınırlı kalmadı; toplumsal yapının her köşe bucağında ve her düzeyde etkileri yayıldı. Bu etki ya da sonuçlardan biri, ülkedeki kentlerin, “teşbih” yerindeyse, Ankara’ya (ve Ankara’nın izin verdiği ölçüde İstanbul’a) bağlı “uydu-kentler” haline gelmesi oldu.<br />
<br />
Ama Cumhuriyet’le birlikte, Cumhuriyet’i kuranların zihnindeki ideolojik dünyayı da aşan bir süreç başlamış oldu. O sürecin devamıyla birlikte, kurucu ideolojinin hedefinde olmayan sonuçlar da ortaya çıktı. Yani, devlet harı harıl devlete bağlı bir burjuvazi oluşturmaya, biçimlendirmeye çalışırken (“tekelci devlet kapitalizmi” dediğimiz yöntemle), kendi kıt imkânlarıyla uğraşıp kendi işini kuranlar da oldu. Bunlar, “olmak”la kalmayıp büyüdüler, işlerini büyüttüler, dallandırıp budaklandırdılar. Kolay değildi işleri ve büyük ölçüde yeraltından akan bu suların birden yeryüzüne çıkması, gözle görülür, elle tutulur hale gelmesi, bir hayli zaman aldı. Ama şimdi o aşamaya geldik. Bu tür bir süreç ve gelişmenin daha belirgin olarak gözlemlendiği yerlerden biri’de Gaziantep.<br />
 <br />
Cumhuriyet elbette yeni bir kuruluştu; ama yeniliğine özellikle vurgu yapıyordu. Osmanlı geçmişiyle bağını koparmaya, böyle bir bağ hiç yokmuş gibi davranmaya özen gösteriyordu.<br />
<br />
Gel gör ki, geçmişle bağları koparmak kolay değildir “kolay” bir yana, belki mümkün de değildir. Yüzyıllar boyunca oluşmuş, çevresiyle iş yapmış, bu arada kendine de bir kültür yaratmış kentler (yöre, bölge, her neyse) değişen koşullarda eski konumlarından uzaklaşsalar da, kendilerini daha rahat toparlayabilecek potansiyellere sahip olurlar.<br />
<br />
Gaziantep işte o kentlerden biri.<br />
<br />
<i>*Taraf/18.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kılıçdaroğlu sürecin başarısız olmasını istiyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39929</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kilicdaroglu-basarisizlik-istiyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kilicdaroglu-basarisizlik-istiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “çözüm sürecine” olumsuz yaklaşan CHP’yi eleştirirken, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklendi.Türk medyasının kaydettiğine göre,”Kılıçdaroğlu’nun sürece ilişkin “Başbakan, başarılı olursa bize ihtiyacı yok; bizi başarısızlığa ortak etmek istiyor” şeklindeki açıklamasını, “Aslında kendi temennisini söylüyor” dedi. Gazetecilerle sohbet eden Demirtaş, şunları söyledi: (CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘Başbakan bizi başarısızlığa ortak etmek istiyor’ sözlerinin hatırlatılması üzerine) Aslında kendisi, bu konudaki temennisini söylüyor.- Hani bir başarısız olsa da biz de desek ki bak işte iyi ki ortak olmamışız diye. Ama dışarıda durup izlemek yerine destek verip başarı için çaba sarf etse çok mu yanlış olur? <br />
<br />
- Eve dönüş yasası öncelik değil. Bu konu, üçüncü aşamanın konusudur.<br />
<br />
- Genelkurmay’ın PKK’lileri görmediklerini açıklaması doğal. Çekilenler de onları görmemiş. <br />
<br />
- CHP gitsin İmralı’yı dinlesin. Pazarlık yapıldı mı görsünler. Yapılmadığını gördük.”<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Economist: İttifak zayıfladı </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39928</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/economist-ittifak-zayifladi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/economist-ittifak-zayifladi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> İngiliz dergisi The Economist Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen arasındaki ilişki üzerine bir analiz yayımladı. Economist, Türkiye'nin 'En güçlü din adamı' olarak nitelediği Fethullah Gülen'in kısa bir süre önce verdiği vaazda kibirden söz ettiğini ve bu ifadenin Türkiye'de ciddi bir etki yarattığını ve 'Acaba Türkiye'nin giderek sert bir yönetim sergileyen Erdoğan'dan mı bahsediyordu?' sorusunun gündeme geldiğini aktarıyor.Gülen'in Selefiliğin tersine 'barışsever, modern zihniyetli İslam anlayışını' savunduğunu, bu anlayışın da Gülen'in 'ruhani lideri' olduğu hareketin çatısı altındaki basın kuruluşları, okullar ve yardım kurumları ağı sayesinde yayıldığını  kaydeden Economist, 'Bu ağın büyük bir bölümünün maddî geliri 'Anadolu Kaplanları' olarak bilinen işadamları tarafından sağlanıyor' diyor.<b> EN BÜYÜK ETKİ TÜRKİYE'DE</b><br />
<br />
Economist, New Jersey mahreçli haberinde, Gülen hareketinin, ya da tercih ettikleri isimle 'Hizmet'in bir etkinliğinden şu gözlemini aktarıyor:'Bir akşamüstü, Balkan ülkelerinden gelen bir grup Müslüman, New Jersey'nin ormanlık bir bölgesinde çevrilen kuzuyla karınlarını doyurdular. Hizmet tarafından düzenlenen bu etkinlikte ezan okunduğunda pantolon paçaları sıvandı, abdest alındı ve ibadet başladı. Hizmet, benzer etkinlikleri Asya ve Afrika'da da düzenliyor ancak en büyük etkileri Türkiye'de.'<br />
<br />
<b> CEMAAT ERDOĞAN'LI YILLARDA RAHATLADI</b><br />
<br />
Dergi'ye göre, laik generaller tarafından yıllarca bastırılan Hizmet, Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002'de iktidarda gelmesiyle rahatladı. Erdoğan siyasete, 1997'de Türk ordusu tarafından başbakanlıktan indirilen Necmettin Erbakan'ın daha muhafazakâr çizgideki Millî Görüş teşkilatı içinde başlamıştı.<br />
<br />
Economist, 'görüş ayrılıklarına rağmen AKP ve Gülen teşkilatı ordu komutanlarına karşı birlik olduklarının' altını çizerken, AK Parti'nin ikinci döneminde, 2007'den sonra, başlatılan Balyoz ve Ergenekon operasyonlarını hatırlatarak, 'Yüzlerce komutan darbe suçlamasıyla Ergenekon davalarının sanığı oldu. Gülen'e yakın olduğu söylenen savcıların da bunda yardımcı olduğu söyleniyor' diyor.<br />
<br />
<b> İTTTİFAK ZAYIFLADI</b><br />
<br />
Economist 'ittifakta zayıflama yaşandığı' iddialarını da aktarırken, bu gelişmede 'Gülen teşkilatının yargıya ve polise sızdığı yolundaki savların' rol oynadığını kaydediyor.<br />
<br />
Bundan Gülen'in imajı da zarar gördü Economist'e göre ve özellikle de Ergenekon davasının bir kan davasına dönüştüğü suçlamaları nedeniyle.<br />
<br />
Adını vermediği bir gözlemcinin gelinen noktayı değerlendirirken dile getirdiği "AK Parti'yle iktidarı paylaşıyorlardı ama hep daha fazlasını istediler" görüşünü de aktaran Economist şöyle devam ediyor:<br />
<br />
'2010 Mavi Marmara baskını sırasında taraflar arasındaki görüş ayrılıkları daha açık görülmeye başlandı. Gazze'ye giden gemide İsrail komandolarının 9 Türk'ü öldürmeleri ardından Gülen, bu konvoyun yola çıkmasına izin verilmemesi gerektiğini söylemişti. İlişkilerin gerildiği bir başka olay da, İstanbul'da bir savcının, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı, PKK ile ilişkiler konusunda ifade vermeye çağırması oldu. Öfkelenen Erdoğan, istihbarat görevlilerinin ifade vermesini hükümet onayına bağladı ve Gülen'e ait okulları kapatma tehdidinde bulundu.'<br />
<br />
<b> LAİKLERİN KEYFİ UZUN SÜRMEYECEK</b><br />
<br />
Ancak bu gerilim nedeniyle 'şimdi ellerini ovuşturan Türkiye'nin laiklerinin keyfi çok uzun sürmeyebilir' uyarısında bulunuyor Economist ve yorumunu şöyle sonlandırıyor:”Erdoğan ve Gülen, çıkar ilişkisinin tarafları. Birbirlerine yumruk sallıyor olmalarının bir pazarlığın başlangıcı olduğuna inananlar var. Erdoğan'ın taraftarlarının büyük bölümü Gülen'e sıcak bakıyor. Gülen'in taraftarları da Erdoğan'a öyle. Birbirlerine hasım olduklarını söyleyecek haklı sebepleri yok. Çünkü bu her iki tarafın da zararına olur.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Zirvede ne konuştular?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39927</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/zirvede-ne-konustular.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/zirvede-ne-konustular.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan ve Obama'nın görüşmesi dünya basınında... Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama’nın Washington’da gerçekleşen zirvesi, dünya basınında geniş yankı buldu.İngiltere ve Amerika’da yayınlanan gazeteler görüşmelerinin ayrıntılarını sayfalarına taşıdı. İngiltere’de yayınlanan Guardian gazetesi, Obama ve Erdoğan’ın Esad’ın gitmesinde hem fikir olduklarını bu nedenle Suriye krizinin giderilmesi konusundaki büyük farklılıklar üzerinde durmadıklarını yazdı. Gazete, Erdoğan’ın Suriye’deki yıkımı sona erdirecek daha acil ve daha olumlu bir adım için bastırdığını aktararak şöyle yazdı: <br />
<br />
"Başbakan Erdoğan, Obama’yı kendi vatanında utandırmak istemeyerek iki farklı yaklaşım hakkında yanıt verirken bardağa bakmayı tercih ederek‘ bardağın yarısını dolu görmek boş görmekten iyidir" ifadesiyle her ikisinin de Esad’in gitmesi konusunda hemfikir olduklarını söyledi. <br />
<br />
<b> WASHINGTON POST: TÜRKİYE ÖNEMLİ GEÇİŞ KAPISI </b><br />
<br />
Amerika’da yayınlanan Washington Post gazetesi, yağmur altında yaptığı basın toplantısında her iki ülkenin de Suriye konusundaki yeni eylemler üzerinde hiçbir ipucu vermediğini ancak Esad’ın ayrılması için baskıların sürmesi sözü verdiklerini yazdı. Gazete ayrıca, Erdoğan’ın, Esad’ın hükümeti daha hızlı bırakması konusunda Amerika’dan daha fazla adım atması için ısrarcı olduğunu Obama’nın ise ABD’nin bunu yaparken yalnız olmayacağının altını çizdiğini aktardı. <br />
<br />
Washington Post son olarak, ABD’nin NATO üyesi ve büyük çoğunlukla “laik bir ulus olan Türkiye”yi İslam dünyasıyla ilişkilerde çok önemli bir geçiş kapısı olarak gördüğünü belirtti. <br />
<br />
<b> WALL STREET JOURNAL: SURİYE’YE BASKI YAPACAKLAR </b><br />
<br />
Wall Street Journal gazetesi de her iki liderin Suriye lideri Esad’ın görevini bırakarak yerine geçici bir hükümetin gelmesinde anlaştıklarını bildirdi. Obama’nın ‘bu sıradışı şiddet ve güç durumla baş etmek için sihirli bir formül yok. Olsaydı, sanırım Erdoğan ve ben zaten uygulardık ve şimdiye kadar bitmiş olurdu’ sözlerini aktaran gazete, Erdoğan’ın da büyük güçlerin bu savaşı sona erdirmeye yardımcı olacaklarını umut ettiğini, Rusya ve Çin’in bu sürecin bir parçası olmalarının çok önemli olduğunu ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin katılımının da itici güç yaratacağı sözlerine yer verdi.<br />
<br />
<b> CNN:SURİYE’DEKİ SAVAŞIN NASIL BİTECEĞİNİ TARTIŞTILAR </b><br />
<br />
Amerikan televizyon kuruluşu CNN ise iki liderin toplantısını 'Suriye’deki sivil savaşın nasıl sona ereceğini tartıştılar’ şeklinde duyurdu. Suriye hükümetine karşın muhalefetin nasıl güçlendirileceği, savaş yüzünden yerinden edilmiş insanlara yardım etmeyi ve uluslararası toplumu harekete geçirerek Beşar Esad’ın üzerine daha fazla baskı yaratmayı ve siyasi bir geçiş oluşturmayı tartıştıklarını yazdı. CNN, Erdoğan’ın Suriye’nin bölge için bir terörist organizasyon olmasını önlemeye çalıştıklarını ayrıca kimyasal silahların kullanılmaması, bütün azınlık haklarının güvence altına alınması konusunda anlaşmaya vardıklarını ve bunların kendileri için öncelikli konular olduğu açıklamalarını aktardı.<br />
<br />
<b> Kablolu yayın Türk başbakandan nefret ediyor</b>  <br />
<br />
Öte yandan Türk medyasının kaydettiğine göre, Prestijli dijital gazete Huffington Post'ta Erdoğan ve Başkan Obama'nın düzenlediği ortak basın toplantısının tv kanallarına nasıl yansıdığıyla ilgili bir eleştiri yazısı yayınlandı.<br />
<br />
Jack Mirkinson ve Rebecca Shapiro imzalı yazıda tv kanallarının Erdoğan’ı görmezden gelmesi anlatılırken “Kablolu yayın Türk başbakanından nefret ediyor” başlığı seçilmiş. İşte o yazı:<br />
<br />
<b> 'BAŞKANIN YANINDAKİ O ADAM'</b><br />
<br />
“Başkan Obama’nın Perşembe günkü basın toplantısında değindiği IRS, Bingazi ve AP skandalıyla ilgili her sözü eksiksiz yayınlamak konusunda tüm tv kanalları dizilmişti. Fakat can sıkıcı bir problem vardı: Başkanın yanındaki diğer adam konuşup duruyordu ve konuştukları İngilizce bile değildi! <br />
<br />
O adam Türkiye Başkbakanı Recep Tayyip Erdoğan ’dı. Kendisi dünyanın önemli bir bölgesinde, önemli bir adam. Ortadoğu ve Suriye politikalarıyla ilgili oldukça dinlemeye değer şeyler de söylüyordu. Fakat belli ki, hiç bir televizyon yöneticisi bu sözlerin Amerikan izleyicisinin bu kadar dış mesele kaldıramayacağını düşünmüş olmalıydı. O nedenle onu (Başbakan Erdoğan’ı) görmezden gelmeye karar vermek gibi bir çözüm buldular. Ne zaman Erdoğan konuşmaya başlasa yayını kesip stüdyoya döndüler. Ne zaman Obama konuşmaya başladı, koşarak Beyaz Saray’a bağlandılar. Bu neredeyse tüm tv kanallarında yaşandı. Hatta bazı tv kanalları Türk gazetecilerin sorularını da kesmeyi tercih etti. O sorulara Obama cevap veriyor olsa bile.” <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriyeli muhalifler: Silahları gece sivil Türklerden alıyoruz</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39926</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlari-gece-turklerden-aliyoruz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlari-gece-turklerden-aliyoruz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Reyhanlı’da "silahlı sakallı Suriyeliler" diye bilinen yaralılar anlattı: Silahlar sınırda, sivil giyimli Türkler tarafından gece teslim ediliyor. Taraf gazetesi yazarı Amberin Zaman, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde "silahlı sakalı Suriyeliler" olarak bilinen Esad güçlerine karşı savaşanlarla konuştu. Zaman'ın konuştuğu kişiler, sivil giyimli Türklerin gece yarısı, karanlıkta sınıra yakın bir bölgede kendilerine silah ve mermi verdiklerini söyledi.Amberin Zaman'ın Taraf'ta "İşte silahlı sakallı Suriyeliler" başlığıyla yayımlanan (17 Mayıs 2013) yazısı şöyle:<b> İşte silahlı sakallı Suriyeliler</b><br />
 <br />
Onlarca vatandaşımızın hayatını yitirdiği Reyhanlı saldırısının ardından ilçede kol gezdikleri iddia edilen “silahlı sakallı Suriyeliler” söylentileri jet hızıyla yayılmaya başladı. Reyhanlı’da sığınmacıların yanı sıra muhaliflerin de yaşadığı ve örgütlendiği sır değil. Geçen yıl Suriye ordusundan kaçan bir general ile Reyhanlı’da mülakat yapmıştım. Evi muhaliflerle dolup taşıyordu. Ancak patlama sonrası geldiğim Reyhanlı’da bunca iddiadan sonra şu “sakallıların” izini yeniden sürmek gerekiyordu. Sürdüm ve de buldum.<br />
 <br />
<b>‘Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi’</b><br />
<br />
Bomba yüklü araçların patladığı kent merkezinin az aşağısında, kuytu bir binada... Binanın girişinde Türkçe ve Arapça olarak “Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi” yazılı bir levha asılı. Aralarında Arapça konuşan sakallı erkekler binanın içine girip çıkıyor. Ancak ne ellerinde ne bellerinde silah var. Koltuk değnekleri var. Kimisi topallıyor, kimisi tekerlekli sandalyede. Hepsi Suriyeli ve -biri hariç- Esad güçlerine karşı savaşırken yaralanmışlar. Türkiye’ye tedavi için gelmişler. Tekerlekli sandalyede olan adamın adı Imad Ali Khaled. 37 yaşında. Humuslu. Boynunda çekirdekten dizilmiş bir tespih var, elinde sigara. Gözleri kapkara, keder saçıyor. Bir ay önce gelmiş. Kaçak yollardan. El Faruk Tugayı’nda savaştığını anlatıyor. Geçtiğimiz günlerde YouTube’a düşen dehşetengiz videoda Suriyeli bir askerin göğsünü yararak kalbini çıkartıp yiyen Abu Sakkar isimli muhalifin komutanlığını yürüttüğü ve lügatimize yeni giren “ılımlı Selefi” diye tarif edilen El Faruk Tugayı’ndan bahsediyor. “Ilımlı” çünkü diğer İslami gruplardan farklı olarak hilafet düzenine sıcak bakmıyorlar. Tam anlamadım ya, neyse... İmad rejim güçleriyle çatışırken beline mermi isabet etmiş. Artık yürüyemiyor. Beş erkek kardeşi aynı şekilde savaşta hayatını yitirmiş. Mekanik şekilde not alıyorum. İmad birden sert bir tonla; “Karımı ve beş çocuğumu da o caniler öldürdü” diyor. “Onların ne suçu vardı?” Donup kalıyorum.<br />
<br />
Yan masada temiz yüzlü bir genç oturuyor. Adı Hani El Agâh. O da Humuslu. Daha yirmi yaşında. “Benim de amcam ve iki kızını katlettiler,” diyor. “Askerliğimi yapıyordum derhal kaçıp Liva El Hak Tugayı’na katıldım.” Liva El Hak, El Faruk’la yakın işbirliği yapan bir örgüt. İdeolojileri de benziyor. Anladığım kadarıyla örgütlenme farklı figürler etrafında yapılınca isimler de farklı oluyor. Bu parçalı yapı muhalefetin en büyük zaaflarından biri.<br />
<br />
Hani, iki ay önce Humus’ta Esad güçleriyle birlikte savaşan “İranlı Şiiler” tarafından vurulduğunu söylüyor. Ayağında karnında ve omzunda kurşun yaraları var. Otururken aslan gibi duruyor. Ayağa kalkınca birden çöküveriyor.<br />
<br />
<b> ‘Hafif silahlar, mermi veriyorlar’</b><br />
<br />
Hani koltuğuna yeniden oturtulunca cesaretimi toplayıp kritik soruyu atıyorum ortaya. “Türkiye’nin sizlere silah verdiği iddia ediliyor, doğru mu?” İlk cevap Hani’den. “Türkler bizim kardeşlerimiz. Dünya bizi yalnız bıraktı ama Türkler bize yardım ediyor.” Tekrar soruyorum: “Silah veriyorlar mı?” “Allah razı olsun,” diyor Hani. “Hafif silahlar, mermi veriyorlar.” Silahların nasıl ve nerede teslim edildiğini soruyorum. Bu kez adı Firuz El Zobhi olduğunu söyleyen biri cevap veriyor. Kolunda yılan gibi yürüyen ince ama derin bir yara izi var. O da El Faruk’tan. “Silahlar sınırın sıfır noktasında teslim ediliyor. Teslim eden Türkler sivil giysili” diyor. Ve ekliyor: “Teslimat gece yapılıyor.” “Tam olarak nerede peki?” “Sınırın muhtelif noktalarında,” derken Firuz aniden susuyor. Sorularımın artık şüphe uyandırdığını fark ediyorum. Oysa silah veren Türklerin devletle ilgilerinin olup olmadığını soracaktım. Havayı yumuşatmaya çalışıyorum. “Erdoğan’ı çok seviyorsunuz değil mi?” Hepsi birden rahmetli Erbakan gibi başparmaklarını kaldırıyor. “Erdoğan’ı çok ama çok seviyoruz, Şükran (teşekkürler) Erdoğan,” diyorlar Hani coşku dolu bir sesle.<br />
<br />
Ama Türkiye’de birçok insan kendileri gibi rejime karşı savaşanlara radikal İslamcı etiketini yapıştırıyor ve burada bulunmalarından rahatsızlık duyuyor. Hükümet bu konuda yoğun eleştiri bombardımanına tutuluyor. Farkındalar mı? Söze giren kumral yakışıklı bir genç “Biz radikal değiliz biz sadece özgürlük istiyoruz,” diyor. Adı Muhammet El Musa. “Benim elim asla silah tutmadı mesela. Humus’ta üniversitede İngilizce edebiyatı okuyordum. Tarih 3 Ocak 2012. Sınavlardan eve dönüyordum. Sokakta telefonla konuşurken birden kendimi çırılçıplak hâlde hastanede buldum. Durup dururken beni sokak ortasında vurdular, beynim etkilendi artık doğru dürüst yürüyemiyorum. Geleceğim kayboldu, bundan sonra ne olurum hiç bir fikrim yok,” diyor. Musa’nın en sevdiği yazarlar Charles Dickens ve Emily Brontë, ama artık bol bol Kuran-ı Kerim okuyordur.<br />
<br />
Birden orta yaşlı (ve evet sakallı) bir adam geliyor yanımıza. Adı Abu Abdo. Ayaklanmanın ilk günlerinde 14 yaşındaki oğlu muhaliflere katılmış. Çatışmada beyninden yaralanmış. O da yürüyemiyor. Acısını dindirmek için Abdo oğlunun durumunda olan Suriyelilere yardım etmeye karar vermiş. Sekiz ay önce Reyhanlı’daki fizik tedavi merkezini kurmuş. “Gel içeri gezdireyim seni” diyor.<br />
<br />
<b> 50’ye yakın Suriyeli savaşçı tedavi görüyor</b><br />
 <br />
Çaktırmamaya çalışıyorum ama karşılaştığım manzara içimi iyice karartıyor. Rehabilitasyon merkezi demek için bin şahit lazım. Aletler gayet iptidai. Medikal havası veren tek şey masanın üstünde duran alçıdan yapılmış omurga modeli. Ama çocuklar büyük sebatla egzersizlerini yapıyorlar. “Eyvah, çocuklarım mı oldular şimdi. Ya kalbi yiyen yamyam, tarafsız kalman gerekiyor tarafsız” diye ikaz ediyorum kendimi. 50’ye yakın Suriyeli savaşçı burada tedavi görüyormuş. Reyhanlı’da kalacak yerleri olmayanlar merkezde yatıyor. Yerde. Doğru dürüst mutfak dahi yok. Abu Abdo merkezi Suriyelilerin finanse ettiklerini anlatıyor. Türk hükümeti nakdî herhangi bir yardımda bulunmuyormuş. “Bize kapılarınızı açmış olmanız yeterli” diyor Abu Abdo.<br />
<br />
Tedavi görenler arasında El Nusra Cephesi’nden olan var mı? “Olur mu hiç” yanıtında bulunuyor Hani. “Onlar en güçlülerimiz, onlar canlı bomba, onlar içeride savaşıyorlar.” Birden gözleri doluyor “biz ise...” Odaya uzunca bir sessizlik çöküyor.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Silahlar sussun diye 2 aydır debeleniyoruz</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39925</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlar-sussun-diye-debeleniyoruz.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/silahlar-sussun-diye-debeleniyoruz.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> “Akil İnsanlar” Heyeti Marmara Bölgesi Grubu Başkanı Arıboğan, "Sırf bu ülkede silahlar sussun diye bir sürü protestoya rağmen yaklaşık 2 aydır debeleniyoruz" dedi.“Akil İnsanlar” Heyeti Marmara Bölgesi Grubu Başkanı Deniz Ülke Arıboğan, Grup Başkanvekili Mithat Sancar, Grup Sekreteri Levent Korkut, grup üyeleri Hülya Koçyiğit, Ali Bayramoğlu, Hayrettin Karaman ve Mustafa Armağan, kentteki bir otelde gazetecilerle bir araya geldi. AA´nın haberine götr,”Türkiye'de barış projesini, bir demokratikleşme projesine dönüştürmek için toplumdan ciddi veriler topladıklarını belirten Arıboğan, özellikle medyanın barışa vereceği desteğin çok büyük önemi olduğunu vurguladı. Arıboğan, 30 yıldır süren bir çatışma ortamında çok ciddi ölçüde toplumun travmatize edildiğini dile getirerek, "Bu çatışma, şiddet dili hayatımızın her aşamasına nüfuz etmiş durumda" dedi.İNSANIN YÜREĞİNDE AĞIRLIK YARATAN BİR SÜREÇ<br />
<br />
Bir soru üzerine Arıboğan, şunları kaydetti:<br />
<br />
"Dünyada böyle bir örnek yok. Böyle bir heyet nasıl çalışır, toplumla siyaset arasında böyle bir moderasyon nasıl yapılır, bilmiyorduk doğrusunu isterseniz. Zaman zaman sorulara cevap veriyoruz ama gerçekten oradan gelen geri dönüşleri de alıyoruz. Bizler için de yani insanın yüreğinde ağırlık yaratan bir süreç.<br />
Bizim de görmediğimiz bilmediğimiz şeyleri duyuyoruz, insanların ne kadar mağdur edildiklerini biliyoruz ve bu sadece bu siyasete ait bir şey değil, Cumhuriyetin kuruluşundan beri birçok hükümet, mağduriyetleri görmezden gelmiş. İnsanlardaki barışa hasreti gördüğünüz zaman, üç tane evladını kurban vermiş bir anne çıkıp size 'Ben her ölümün arkasından ağlıyorum, her genç evlat toprağa düştüğünde aynı acıyı çekiyorum' dediğinde, 'Barış istiyorum' dediğinde orada hissedilen yürek derinliğinden eziliyorsunuz doğrusu."<br />
<br />
YAKLAŞIK 2 AYDIR DEBELENİYORUZ<br />
<br />
Başkanlık sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Arıboğan, şunları kaydetti:"Böylesine radikal bir anayasa değişikliğine gidilecek mi gidilmeyecek mi? O kolay da görünmüyor doğrusunu isterseniz, ama bu tartışılacak olan bir konu. Bence buradaki esas incitici olan şey bu toplumun maalesef artık bir rüşvet karşılığı olmadan gerçekten iyi niyetle, halisane duygularla bir şey yapılacağına olan inancını kaybetmiş olması. Bu bana çok acı geliyor.<br />
<br />
Mesela bize bakıyorlar, bu adamlar para alıyordur, filan diyorlar. Almıyoruz. 'Hükümete hizmet ediyordur, makam arıyorlardır.' Etmiyoruz, siyasete de girmeyeceğiz, ne yapacağız bakalım. İki aydır, 'sırf inandığımız bir şey için sırf bu ülkede silahlar sussun, bir gencimiz daha hayatını kaybetmesin' diye bir sürü protesto, hakaret, şuna buna rağmen yaklaşık 2 aydır debeleniyoruz. Görevimiz bitene kadar da uğraşacağız." <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Reyhanlı'nın hesabını sormak... </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39924</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg><img src= http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Cengiz Çandar*/</b> Suriye ve Suriye üzerinden gelinen noktada, nerede yanlış yapıldı; ne yapılması gerek; 'doğru' nedir? Bunları tartışalım.Tam iki hafta önce. Öğle saatleri. Güney Afrika’dayım. Pretoria’dan Botswana sınırına doğru, bir otobüste yol alıyor, dışarısını seyrediyorum. Telefonum çalıyor. Velid Cunblat arıyor Beyrut’tan. Nerede olduğumu, ne yaptığımı söylememe fırsat vermeden, heyecanlı bir ses tonuyla dalıyor söze: “Geçen yıl söylediğim çıkıyor işte. Banyas’taki katliam ile Başşar, kıyı şeridinde bir Alevi devletinin kurulmasının temellerini atmaya başladı...” Sözünü ettiği gelişmeden hiçbir haberim olmamıştı. Ortadoğu’nun en kıdemli ve en tecrübeli siyasi liderlerinden olan Velid Cunblat’ın telefondaki hararetli anlatımı, haberden ziyade durumla ilgili yoruma ağırlık verdiği için somut olarak ne olduğunu öğrenemiyorum ama onun alelacele telefona sarılmasına yol açacak dramatik bir gelişmenin Suriye’de cereyan etmiş olduğunu bana anlatmış oluyor. <br />
<br />
Birkaç gün önce, Suriye konusunda en ayrıntılı ve isabetli bilgi kaynaklarından biri olan Joshua Landis’in ‘Syria Comment’ adlı blog’unda ‘Bayda ve Banyas katliamları, bir Alevi devleti yaratmak amaçlı bir etnik temizliği mi ifade ediyor?’ başlıklı yazıda çok çarpıcı bilgilere ulaştım. Joshua Landis, ABD’de Oklahoma Üniversitesi’nde Ortadoğu Merkezi’nin başında. Eşi Suriyeli bir Alevidir ve Suriye’ye kolayca girip çıkabilen, orada yaşamış az sayıdaki Amerikalıdan biridir. <br />
<br />
İki hafta önceki Banyas ve hemen yanı başındaki Bayda’da cereyan eden ‘Sünni katliamı’nın bir Alevi devleti kurma amacı taşımadığına dair uzman yorumlarına yer vermiş. Katliamın gerekçesi olarak “mezhep çatışmasının Esad’ın çıkarına olarak derinleştirilmesi, bu vesileyle Alevi savaşçıların devşirilmesi ve böylesine bir tırmanmayla Alevilere başlarına gelecekte neler gelebileceği ‘mesajı’nın verilmesi olduğu” öne sürülüyor. <br />
<br />
Elbette, Sünnilere yönelik katliamın, kendiliğinden, Alevi yoğun bölgelerde cepler halinde yaşayan Sünnilere kaçırtma gibi bir hesap taşıdığına işaret ediliyor. Çatışma ortamları için geçerli benzeri ‘temizlik’ uygulamalarının Ortadoğu bölgesinde 1948’de Filistinlilerin Siyonistler tarafından evlerini barklarını terk ederek kaçmalarına yol açan katliamlarla ve 1915’te Anadolu’da Ermenilere uygulanan örnekte söz konusu olduğu belirtiliyor. <br />
<br />
Söz konusu yazıda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye ordusunun, ülkenin başka yerlerinde kaybetmekte olduğu için Banyas’ta etnik temizliğe başladığı yolundaki sözlerine yer verilerek bunun doğru olmadığı, zira Esad güçlerinin kaybetmediği üzerinde duruluyor. Esad güçlerinin ülkenin başka bölümlerinde kaybetmesi halinde, kıyı şeridinde çok daha şiddetli bir temizliğe girişeceklerini ama Banyas’ta olanın o olmadığı iddia ediliyor. <br />
<br />
En can alıcı bilgi ise –yorum değil bilgi- Banyas ve Bayda’da gerçekleştirilen katliamın Suriye (rejim) ordusu tarafından değil, Şebiha adlı çetelerin en önemlisi ve en etkilisinin başında bulunan Mihraç Ural’ın eseri olduğu açıklanıyor. Bu iddiayı destekleyen video kayıtları var ve Ali Kayyali adını kullanan Mihraç Ural’ın Banyas katliamından birkaç gün önce, Sünnileri kastederek, “Hainlerin denize çıkabileceği yol Banyas’tan geçiyor” diyerek, gelmekte olan katliamın gerekçesini açıkladığı yine video kaydında mevcut. <br />
<br />
Mihraç Ural’ın, ‘Mukavama Suriyye’ (Suriye Direnişi) adlı Şebiha örgütünden gayrı, ‘İskenderun Sancağı’nın Kurtuluşu için Halk Cephesi’ ve ‘Hatay Kurtuluş Cephesi’ adlı, Suriye’nin ve Hatay’ın Arap Alevilerinden oluşan –elbette ki Suriye rejimiyle iç içe- silahlı örgütlerinin bulunduğundan söz edilen yazıda, Türkiye kökenli eski solcu ve ‘Acilci’yi Suriyeli Alevi din adamlarıyla görüntüleyen video kayıtları da bulunuyor. <br />
<br />
Bu isim, nüfusunun yarıdan çoğu Arap ve Sünni olan Reyhanlı’daki saldırının faili olarak da Türk güvenlik birimlerinin kayıtlarında. Olaylarda MİT ile emniyetin koordinasyon zaafının bir etkisi var mı? Reyhanlı’da 60’a yakın insanın ölümüyle sonuçlanan saldırılar önlenebilir miydi? Bu, tartışılır, araştırılır, soruşturulur ve hatta ihmali olanlar cezalandırılabilir. <br />
<br />
Ancak tartışmasız olan husus, bunu kimin yapmış olduğudur. Sorumlu elbette ki Şam’daki Başşar Esad rejimidir. Uygulayıcı, bilfiil, Banyas ve Bayda katliamlarını gerçekleştirmiş olan Mihraç Ural ve adamlarıdır. <br />
<br />
Saldırının arkasındaki adresi doğru tespit etmeden yapılacak her tartışma, atın önüne arabayı koşmak, sapla samanı karıştırmaktır. <br />
<br />
Omar al-Faruq adlı, Hummus’tan çıkma Sünni-İslami direniş örgütü komutanlarından birinin, yine video kayıtlarından görüleceği üzere, Suriyeli bir askerin kalbini yemeye kalkan vahşi görüntüleri de gerçektir ve akıl havsala alır cinsten değildir. Bunun kadar vahşi Banyas katliamı görüntülerinin haberleri, önceki günkü New York Times’ta yer alan ve International Herald Tribune’de manşetten yayımlanan Anne Barnard ve Hania Murtada imzalı haber yazısında mevcuttur. <br />
<br />
Banyas’ta ne tür bir katliam yapıldığı upuzun yazının daha şu ilk cümlelerinden anlaşılıyor zaten: “Suriye sahil şeridindeki şehrinin sokaklarından 46 bedeni topladıktan sonra, Ömer, ölü sayısını unuttu. Söylediğine göre, dört gün ağzına bir şey koyamadı. Birkaç aylık yanmış bir bebeğin yanık vücudunu, bir hamile kadının karnından çıkarılmış cenini, başında köpeği beklemekte olan bir arkadaşının yerde uzanmış cesedi aklına geliyordu sürekli olarak...” <br />
<br />
Bu durumda, Suriyeli bir Sünni-İslamcı savaşçının Suriyeli rejim askerinin kalbini yemesinden Mihraç Ural’ın Hatay’ı Türkiye’den koparmayı amaçlayan örgütünün hamile kadın karınlarından kazıdığı Sünni ceninlere, yaktıkları birkaç aylık Sünni bebeklere uzanan ‘mezhep savaşı’na dönüşmüş her türlü iğrençliğin ve çirkinliğin yansımalarıyla karşı karşıyayız. <br />
<br />
Dahası, bu ‘hal’in, Başşar Esad’ın ‘en vurucu gücü’ haline gelen Mihraç Ural üzerinden –başta Hatay- ‘Türkiye’ye ihracı’ çabalarıyla karşı karşıyayız. <br />
‘Yanlış Suriye politikası’ndan ötürü böyle bir duruma yol açıyor diye hükümete mi yüklenmeliyiz? Yoksa bu canavarlığı kendi ülkesinde yapmakla kalmayıp Türkiye sınırları ötesine taşıyan Suriye rejimini mi teşhis etmeliyiz? Sapla samanı karıştırmayalım. <br />
<br />
Suriye ve Suriye üzerinden gelinen noktada, nerede yanlış yapıldı; ne yapılması gerek; ‘doğru’ nedir? Bunları tartışalım. Eleştiriyi kim, nerede ve ne ölçüde hak ediyorsa, eleştirelim de. Ama bir şeyi asla aklımızdan çıkarmayalım: Suriye’de olaylar, 15 Mart 2011’de silahsız halkın gösterileriyle başladı. Halka silah kullanan, her gösteriyi acımasızca biçen Başşar Esad rejimiydi. Ülkesindeki çatışmayı ‘mezhep savaşı’na çevirmek isteyerek iktidarının ömrünü uzatmak isteyen Başşar Esad idi. Ülkesindeki ‘mezhep savaşı’nı Türkiye’ye ihraç etmek isteyen de Başşar Esad. <br />
<br />
Önce Suriye rejiminin ‘kanlı sicili’ni tespit edelim. Reyhanlı saldırısının arkasında bu rejimi görelim. Banyas’ta Suriyeli bebekleri, hatta ceninleri sakınmayanların, Reyhanlı’da hiçbir şeyi sakınmayacağını anlayalım. <br />
<br />
Sapla samanı ayıralım. Suriye rejimine ve onun Mihraç Ural gibi hempalarına karşı tavır alalım. Sonra ne tartışacaksak tartışalım; neyi eleştireceksek eleştirelim. <br />
Ne yapıp edip Türkiye’de bir Sünni-Alevi çatışmasının alevlenmesinin önüne geçmek gerekiyor. Reyhanlı’nın hesabı Suriye rejiminden bir şekilde sorulmazsa, rejim ‘caydırılmazsa’ ‘Reyhanlı’ tekrarlar. Asıl risk ve tehlike buradadır. <br />
<br />
Banyas’ın hesabı tutulursa Reyhanlı’nın hesabı da sorulur. <br />
<br />
Bunlar yapılabilirse Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti ve sonuçlarını konuşmanın bir anlamı olur...<br />
<br />
<i>*Radikal/17/05/2013|</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>“Türkiye, Suriyeli mülteci krizi yaşıyor” </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39923</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/turkiye-suriyeli-multeci-krizi-yasiyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/turkiye-suriyeli-multeci-krizi-yasiyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türkiye’nin Suriyeli mültecilerin bir kısmını başka ülkelere göndermek isteğini yazan Washington Post’a göre, ABD, “Teklif gelirse düşünürüz” dedi. Taraf´ta yer verilen haberde şunlar kaydedildi:”ABD’nin saygın gazetelerinden Washington Post, “Son yılların en büyük mülteci krizlerinden birini yaşayan” Türkiye’nin bir süredir misafir ettiği Suriyeli mülteciler için uluslararası yardım arayışı içerisinde olduğunu yazdı. Kevin Sullivan tarafından kaleme alınan haberde, Türkiye’nin başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere zengin ülkeleri çok sayıda Suriyeli mülteciyi topraklarında kabul etmeye çağırdığı ifade edildi. Bu hamlenin Türk hükümetinin siyasetinde bir değişikliğe işaret ettiğine dikkat çekilen haberde şu ifadeler kullanıldı:<b>Hava köprüsü teklifi</b><br />
<br />
“Ankara uzun süre mülteci krizini yönetebileceğinde ve maliyetini karşılayabileceğinde ısrar etti. Bunu ulusal bir gurur meselesi olarak gördü. Ancak ülkedeki yaklaşık 400 bin mültecinin maliyetinin 1.5 milyar dolar olması, mülteci sayısının yıl sonunda 1 milyona çıkacağı yönündeki tahminler, baskıyı artırdı. Ankara’daki yetkililere göre, Türkiye mültecilerin bir kısmını almak isteyen ülkelere bir hava köprüsü kurmak konusunda istekli. Ancak buna sıcak bakan ülke yok.”<br />
<br />
Haberde, ABD’nin şu ana kadar Türkiye’deki mülteciler için 44 milyon dolarlık maddi yardım yaptığı da ifade edildi. Bununla birlikte ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, “Ne Türkiye’den ne de Birleşmiş Milletler’den Suriyeli mültecileri topraklarımıza kabul etmemiz yönünde bir çağrı almadık. Böyle bir teklif söz konusu olduğunda üzerinde düşünmek için hazırız. Ancak şu aşamada mültecilerin uzak bir ülkeye gönderilmektense kendi ülkelerine geri dönmek için beklemeyi tercih edeceğini düşünüyoruz” dedi.<br />
<br />
ABD’nin en büyük mülteci yerleştirme programına sahip olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ventrell ise, “ABD olarak BM’nin öncülüğünde Suriyeli mülteciler için yerleşim seçeneğini değerlendirmeye hazırız” diye konuştu.<br />
<br />
<b> “Çılgın olmak lazım” </b><br />
<br />
Ancak ABD Mülteciler ve Göçmenler Komitesi Başkanı Lavinia Limon “Maliyetler, lojistik ihtiyaçlar, güvenlik gibi konuların değerlendirilmesi ve çözümü bir yıldan fazla bir zaman alabilir. Bu da ABD’nin mülteci sorununun çözümüne önemli katkı yapabilecek sayıda insanı kabil etmesini neredeyse imkansız hale getiriyor. Eğer Obama’yla konuşabilseydim ona ‘Bunu düşünüyorsanız çılgın olmanız lazım’ derdim” diye konuştu.<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rusya'dan Esad'a büyük yardım!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39922</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-esata-yeni-yardim.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusya-dan-esata-yeni-yardim.jpg align=left width=110 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD rest çekmişti ama...ABD'nin yoğun karşı çıkmalarına rağmen, Rusya'nın Suriye'ye gelişmiş füze yardımı yapmayı sürdürüyor. Beyaz Saray'dan perşembe gecesi yapılan açıklamada Putin'in Suriye'ye, denizden gelecek saldırılara savunma amacıyla, 'gemi avcısı' füzeler gönderdiği belirtildi. Suriye&#8217;nin şimdiye kadar kullandığı Scud ve diğer füzelerin aksine 'Yakhont' deniz savunma füzeleri, Esad'ın dış ülkeler tarafından deniz yoluyla muhaliflere sağlayacağı silah ya da ambargo kuşatması gibi tehditlere karşı kendini savunmasını sağlayacak.Vatan gazetesinden Enis Başak´nın haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:&#8221;Buradaki ince detay ise deniz yoluyla koyulan ambargoların belli bir bölge üzerinde uçuşa yasak noktalar oluşturularak yaratılması. Hatırlanacağı üzere Başbakan Erdoğan, Amerikan NBC kanalına verdiği röportajda ABD'ye Suriye'de uçuşa yasak bir bölge oluşturma konusunda destek vereceğini açıklamıştı. Bu da akıllara Rusya'nın Türkiye'ye karşı bir duruş sergileyip sergilemediği sorusunu getiriyor.<br />
<br />
NYT'nin ABD istihbaratından sızdırdığı bu bilginin ABD-Rusya görüşmelerinin hemen ertesinde gelmesi de diğer bir düşündürücü nokta. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin konuyla ilgili 'Rusya'nın Esad'ı desteklememesini tercih ediyoruz' sözlerinden sonra gelen bu gelişmeye Amerikan yönetiminin nasıl bir tavır alacağı merak ediliyor.<br />
<br />
Suriye'nin elinde bulunan daha eski model Yakhont tarzı füzeler yine Rusya'dan 2007 ve 2011 yılların temin edilmişti. <br />
<br />
<b> YAKHONT FÜZELERİNİN ÖZELLİKLERİ</b><br />
<br />
Yaklaşık 3 ton ağırlığında olan Yakhont füzeleri 300 kilogramlık savaş başlıkları taşıyabiliyor. Bu füzeler kıyılarda bulunan birlikler tarafından kullanılabildiği gibi aynı zamanda askeri gemiler ve donanma uçakları tarafından da tercih ediliyor.<br />
<br />
<b> LAVROV'DAN AÇIKLAMA GELDİ</b><br />
<br />
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Lavrov, basının bu konuyu neden büyüttüğünü anlamadığını belirtirken 'yasadışı bir şey yapmıyoruz' ifadelerini kullandı. 'Suriye'ye gönderdiğimiz silah sevkiyatlarını hiç saklamadık. Bunlar daha önce imzalanan kontratlar dahilinde yapılan teslimatlardır ve bizim kendi hukukumuzdur' diye konuşan Lavrov gönderdikleri uçak savar mühimmatının ve silahlarının muhaliflerle olan savaş herhangi bir avantaj sağlamayacağını ifade etti.&#8221;<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriye için 'sihirli' formül çıkmadı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39921</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/16/fft64_mf1459875.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/480x325/2013/05/16/fft64_mf1459875.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Deniz Zeyrek*/ </b> Suriye'de askeri müdahaleye ikna olmayan Obama, Esad'ı bitirmenin sihirli formülü olmadığını söyledi. Erdoğan da Esad'ın gitmesi ve muhalefete desteğin önemini vurguladı.Başbakan Tayyip Erdoğan, ‘A protokolü’ ile ağırlandığı Beyaz Saray’da ABD Başkanı Barack Obama ile başta Suriye krizi, Kuzey Irak yönetimiyle petrol anlaşması ve Ortadoğu barış süreci kapsamında Gazze’ye ziyaret olmak üzere çok sayıda kritik meselenin yer aldığı dosyayı masaya yatırdı. Önce Oval Ofis’te gazetecilere görüntü veren iki lider, daha sonra Bakanlar Kurulu Odası’nda heyetler arası görüşmeye başkanlık etti. Yaklaşık 3 saat süren görüşmesinin ardından iki lider Rose Garden’da kameraların karşısına geçti. Obama Rusya ile mutabakata varılan siyasi çözüm sürecine vurgu yaparak “Esad rejimi üzerindeki baskıya ve muhalefetle çalışmaya devam edeceğiz. Esad’ın içinde olmadığı demokratik bir geçiş süreci için çaba göstermeye devam edeceğiz. Esad’ın gitmesi konusunda kararlıyız. Esad’ın ortaya koymuş olduğu, çözüme olanak vermeyen şiddet bitmeli. Suriye konusunda Türkiye ile yakın çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Obama, Esad’ın gitmesinin ne kadar kısa sürede olursa o kadar iyi olacağını belirterek şunu söyledi: “Asıl soru bunun ne şekilde olacağı. Zaten bunları konuştuk. Suriye’deki şiddet ve sıra dışı durum için sihirli bir formül yok. Olsaydı, Sayın Başbakan ve ben bununla ilgili harekete geçerdik ve çoktan bitirmiş olurduk. Bunun yerine yaptığımız şey uluslararası baskıyı artırmak, muhalefeti güçlendirmek. Cenevre’deki görüşmelerin, Rusya’nın ve Suriye’de her kesimi içerecek siyasi geçişin temsilcilerinin de katılımıyla, sonuç verebileceğini düşünüyorum. Ancak bu sırada, muhalefete yardım ve insani durumla ilgilenmeye devam edeceğiz.” Obama, Türkiye’nin önümüzdeki günlerdeki Cenevre görüşmelerinde Suriye’de tarafların bir araya getirilmesinde önemli rol oynayacağını söyledi. Obama, PKK şiddetini sona erdirmek için Türkiye’ye desteğin süreceğini belirtti. Erdoğan da “Suriye’de kanlı sürecin sonlandırılması, halkın meşru taleplerini karşılayan yeni bir yönetimin inşası konusunda ABD ile tam bir matabatak içindeyiz. Muhalefetin desteklemesi ve Esed’in gitmesi, Suriye’nin terör örgütlerinin faaliyet sahası olmasının engellenmesi, kimyasal silahların kullanılmasının engellenmesi, bütün azınlıkların güvenliklerinin temin edilmesi öncelikli olarak önem arz etmektedir” diye konuştu. Erdoğan, Suriye sorununun çözümü konusunda, Rusya’nın ve Çin’in işin içinde bulunmasının süreci hızlandıracağını, uluslararası camianın baskısının da önem arz ettiğini söyledi. Erdoğan, “Şu anda bizler uluslararası camianın Suriye konusundaki hassasiyetini görmek istiyoruz” dedi. <br />
<br />
Gazze’ye gidecek <br />
<br />
Suriyelilere insani yardımın 1,5 milyar dolara ulaştığını ve ‘açık kapı politikasıyla’ yardımların devam edeceğini belirten Erdoğan, haziran içinde Gazze’ye ziyaretinin söz konusu olduğunu, Batı Şeria’ya da gideceğini açıkladı. <br />
<br />
Erdoğan basın toplantının ardından 6 blok ötedeki Dışişleri Bakanlığı’nda Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry ile resmi öğle yemeği resepsiyonuna katıldı. Akşam saatlerinde ise Obama ile Erdoğan bir çalışma yemeğinde bir araya geldi. Diplomatik Kabul Salonu’nda verilen yemeğe 220 davetli katıldı. Yemekten sonra Erdoğan Kongre’de Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner ile bir araya geldi. Kongre’den sonra yeniden Beyaz Saray’ın olduğu bölgeye dönen Erdoğan, parkın karşısındaki Ticaret Odası’nda işadamlarıyla yuvarlak masa toplantısına katıldı. Toplantıdan sonra yeniden yürüyerek parkı geçip Beyaz Saray’a giren Erdoğan, Obama ile basına kapalı akşam yemeği yedi.<br />
<br />
<i>*Radikal/17/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Weke Tevgera Kurdên Bakur Îro pêwîstiya me bi çi heye?</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39920</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/pdk-bakur-bube-eser.jpg" width="110" height="100"/><b>Bûbê Eser </b>/ Heger siyasetmedar, ronakbîr, hunermend û aqilmendên me, carekê li hev rûnên, bi awayekî maqûl û bi rastî herkes kumê xwe deynin ber xwe, bi dilsozî û camerî carekê li ser rewşa welatê xwe, li ser bîranîn û raberdûyên xwe, li ser hal û kirinên xwe bifikirin wê bibînin ku çi şaşî kirine û wê tê bighêjin ku îro pêwîstiya gel bi çi heye. Ji xwe ev tê zanîn lê nayê gotin û bi cî anîn. Lewra jî pêwîst e ji niha û pêde kesên me yên siyasetmedar li ser vê yekê baş bifikirin û bibîninn ku li ser rûyê vê dinyayê weke bi nifûsa xwe ya herî qelabalix, zêde û pir tenê Kurd hê negihiştiye maf û azadiya xwe, mane.<br />
<br />
Her çiqasî ev maf  bi azadiya perçeyekî ango li başûrê Kurdistanê destpê kiribe jî, ev nayê wê wateyê ku em Kurd bi temamî gihiştine heqê xwe. Ji ber ku perçê mezin û yê bi nivûsa yê herî zêde bakurê Kurdistanê ye. Lê mixabin bakurê kurdistanê jî her çiqasî li hember dagirkeran berxwe dabe jî hê çarenûsa xwe bi dest nexistiye. Çima? Divê em bi hevre li ser vê bifikirin û bersîveke rast bidin. Em wê bersîvê bidin û bibînin ku îro pêwîstiya me û ya xelkê me ji çi heye.<br />
<br />
Hûn ya rastî bixwazin li ser vê pêwîstiyê ez jî di nav de gelek ji nivîskarên me, siyasetmedarên me, aqilmend û hin jî rêvebirên me li ser vê girîngiyê nivîsîne, gotine lê pêk neanîna ya jî nikarîbûn pêk bianiyana. Çima?<br />
<br />
Ji ber ku heta li welatekî şerê çekdarî hebe, wê rojev jî di destê kesên xwedî çek de be. Ew ê gotina xwe bêjin û wê gotin ya wan be. Wê biryar ya wan be. Kiryar wê ya wan be. Yanî hemû meselên civakî û neteweyî li gor biryar û gotinên wan dê di rojevê de cihê xwe bigire. Ev jî keraseteke mezin e ku eger berê çekan ne ji bona azadiya welêt be. Ji ber ku çek tim hêze xurt dixuliqîne. Rast an jî şaş li gor xwe pêvejoyê dimeşîne.<br />
<br />
Li welatê me jî heta niha ev yeka hebû loma jî kes û kesayetiyan, rêxistin û partiyan, komela û dezgehên  ji derveyî rêxistina bi çek, nikarîbûn bibin xwedî gotina xwe ya rast ku wê di nava xelkê xwe de biparêze an jî xwedî lê derkev e. Heger ev  bi dengekî kêm, bi rêxistineyek bi çûk hatibe kirin jî dengê wan ne hatiye bihîstin. Gotin û nivîsên wan di  nava civatê de bi saya şerê çekdarî weke dihate xwestin belav nedibû. Hinan bi zanetî nedixwestin  deng û rengên din bê bihistîn jî hebûn. <br />
<br />
Her weha dema şerê çekdarî  li welatekî hebe, ew şer li gor xwe civatekê ango nifşekî jî dixulîqîne. Ew nifş jî li gor terbiye û edeba rêxistina çekdarî tê perwerdekirin. Loma jî bi wî şerê ne di berjewendiya kurdan de bû, gelek malwêranî û xerabiyên weha bi xwe re anî ku serrastkirin û teqûzkirina wan dê bi salan bajo.<br />
<br />
Çi kir wî şerî? kurd ji orf û adetên wan dur xist. Çi kir wî şerî? Hebûn û hêjayiyên gel hatin înkarkirin, binpêkirin û di şûna wan de hin terbiye û adetên ne yên kurdan bi kurdan dane qebûlkirinê. Çi kir vî şerê? Du nifş ji hev qetand û ne hişt ku tecrube, zanîn û têgihiştinên nifşekî bighêje nifşê din.Çi kir vî şerê? 4000 gundên kurdan wêran kir. Bi qasî nufusa welatekî ango nêzî 6 milyon kurd koçî tirkiyê kir. <br />
<br />
Lê taliya şer ji bona kurdan bi sifireke mezin bi dawî hat. Yên qezenc kirin dagirkerên kurdan bi xwe bûn. Ji xwe ev proje ya wan bû. Di halekî weha de ango di nava tevliheviyan de civat jî ji civatbûnê derdikeve. Loma li me kurdên bakur jî weha hatibû. Netîceya wî şerê ne di berjewendiya kurdan de bû, çi bû?. Niha encama şer xwe dighêjîne ku êdî dive hûn jî vê bizanibin û tê zanîn.Tê zanîn, lê hin bi zanetî nexwazin ev bê gotin û nivîsîn&#8230;<br />
<br />
Sekinandina şerekî ne di berjewendiya gel de be ango dawî lê bê ev ê di berjewendiya gel û xelkê de be. Loma jî bi sekinandin ango xwe teslîmkirina vî şerê gemarî de, êdî wê tevgerên nû li gor orf û adet, tore, hêjayiyên neteweya xwe dest pê bibe. Niha wê ev ê bibe û bûye jî.<br />
Loma jî divê berî ku em dest bi kar bikin, pêwîst e em xwe bi awayekî rêxistinê xurt bikin û di qada xebatên eşkere de xwe zana bikin da ku em bikaribin gelê xwe ji ber tofana lozana dudan xilas bikin. Ji ber vê yekê ye ku ez dibêjim; îro pêwîstiya gelê me ji berê bêtir bi tevgereke neteweyî, li gor adet û toreyên welatê xwe bê damezrandinê,heye. <br />
<br />
Li gor baweriya min, zanîn û têgihiştina min ev hat demazrandin ango zîndîkirin. Lê divê ji niha û pêde çi bibe? Çi bê kirin ku ev di nava xelkê de cihê xwe li gor berjewendiya wî bigire?<br />
<br />
Ew jî ew e ku divê hemû kurdên ku ji welatê xwe hez dikin, xwe bidin ser hev. Xwe di bin sîwaneke neteweyî de, ji ber germa havînê biparêzin. Heta ku rêxistin an jî partiyek xurt û bi hêz amade nebe dê yekîtî û hevkariyên xurt jî pêk nayê. Çima?<br />
<br />
Dema mirov xwedî hêzeke xurt be. Ew hêz rojeva welêt dixe destê xwe û li gor wê kar û barê rêxistiniya ji bona azadiya welatê xwe dike. Heger em bi vê serê xwe biêşînin em ê bibînin ku heta niha yekîtiyeke xurt ji ber wê sedema min li jor got, pêk nehatiye. Û heta ku rewş weha be wê pêk jî neyê.<br />
<br />
Loma ez dibêjim; divê em bi hevre PDK-bakur xurt bikin da ku ew jî bikaribe li gor wê rêbaza pê bawer cihê xwe di nava xelkê de bigire û konê azadiyê li ser erda xwe veke, ji xwe vekirî ye da ku xelk jî xwe li dor wê bicivîne. Ma ev zehmet e?<br />
<br />
Li gor min wê ji niha û pêde evê rehetir be. Kes û kesayetiyên doza gelê xwe dikin, bi baweriyeke weha dikarin bi rehetî werin ba hev. Di destpêkê de kesên baweriyên wan nêzî hev, rêxistinên bi destûr û bernameyên xwe  ne dûrî hev, dikarin yektîya xwe damezrînin hêza xwe bikin yek.<br />
<br />
Ji ber vê ye ku dikarim bi rehetî bêjim; Berê jî hevalbendên Rizgarî, Ala rêzgarî, Kawa, kesên weke xwe li dor kovara Bergehê dabûn hev û PDK bi hevre didan û distendin ku hêzên xwe bikin yek ango di yek partiyê de cihê xwe li ba hev bigirin. Demekê ev pêk hat û bi  navê PDK-Hevgirtin hêzên xwe kirin yek û bi hevre kar kirin. Ji ber çi sedemê ev neçû serî  min li jor anî zimên. Niha tu astengên ku ev hevalana nebin yek nemaye. <br />
<br />
Van hevalana sedî sed weke hev nefikirin jî bi kêmanî sedî 70-80 nerîn û baweriyên wan weke hev in û li gor min ev jî têr dike. Ê baş e çima hêzin xwe nekin yek? Xwe xurt nekin û bi wê xurtkirinê ji bona doza gelê xwe gavên bi hevre navêjin? Ma ne demekê bi hevre kar jî kirin ew neçû serî, lê niha ev dikare bê asteng pêk bê.<br />
<br />
Madem şerê çekdarî ya ne di berjewendiya gelê me de bû qedî ya. De kerem bikin êdî em,hûn û yên din bi hevre hêza xwe xurt, baweriya xwe ya neteweyî qedîm bikin. Bi vê yekê em ê bikaribin hêdî hêdî kesên welatparêz, durust bikşînin ba xwe. Wê gavê em dikarin bi serpereştiya partiya xwe hêz û eniyeke neteweyî pêk bînin. Ez bawerim êdî ev kar jî rehet bû ye. Lê divê em bi xwe bawer bin.<br />
<br />
Bawerim bersîva, Weke Tevgera Kurdên Bakur Îro pêwîstiya me bi çi  heye? Min li gor zanîn, kanîn û têhiştina xwe, da. De ka hûn jî carekê li ser vê bifikirin. Pirsan ji xwe bikin û bersîvên xwe jî bi xwe bidin&#8230;<br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Yine çekiliyorsun yurdundan, niye peki! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39919</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/hasan-cemal-kurdistanda-cekilmeyi-izliyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/hasan-cemal-kurdistanda-cekilmeyi-izliyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Hasan Cemal*/</b> 'Çekilmek öyle kolay değil, her gerilla en sona kalmak  istiyor. 1999'da da böyle olmuştu' sözü aklıma takılıyor... Dağa neden çıktık,  şimdi neden iniyoruz, çekiliyoruz sorusu...Yemekte yuvarlak yufkalar, nohutlu İran çilavı, taze kuzunun haşlanmışı, kavurması ve de ayran... Keyifle yiyoruz. Bahoz Erdal’ın medyayla ilişkilerini de düzenleyen Umut bana dönüp takılıyor: “Vedat Milor’a söyleyin, bir kere de buralara gelip gerillanın yemeğinin tadına baksın!..”Dağın tepesinde, zifiri karanlıkta birden telaş havası esiyor. “Geldiler... Geldiler...” Saatime bakıyorum. <br />
<br />
Gece yarısını geçmiş, 02:10, tarih 14 Mayıs 2013 Salı. <br />
<br />
Yukarıdan, karanlığın içinden tek sıra halinde kadınlı erkekli gerillalar aşağı doğru iniyor.<br />
 <br />
<b> Irak Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
<br />
“Buradan üç saatlik gerilla yürüyüşüyle sınıra varılır; dağların arkası Çukurca’dır” diyor Bahoz Erdal kod isimli Fehman Hüseyin. Kendisi, Türkiye’deki PKK silahlı güçlerinin (HPG’nin) komutanı olarak, çekilmeden de sorumlu olan kişi. (Bahoz Erdal’la yaptığım uzun konuşma dün burada yayımlandı)<br />
<br />
Dağların ortasında, gürül gürül su akan yemyeşil bir vadiye gizlenmiş PKK kampı ya da bir gerilla noktası.<br />
Dağ tepelerine sis inmiş durumda. Akşama yağış bekleniyor. Kötü haber bu. Çünkü gün batarken dağa tırmanmaya başlayacağız, Van bölgesinden sınır dışına çekilmekte olan ‘ilk gerilla grubu’nu karşılamak üzere... <br />
<br />
<b> Bu hava kar demektir, yağmur demektir! </b><br />
<br />
Kara bulutları gösteriyor Bahoz Erdal. “Bu hava Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) fırtına demektir. Dağda kar, vadide yağmur demektir. Bu da çekilmeyi zorlayan bir durumdur. Bu yıl bahar bitmek bilmedi” diyor.<br />
<br />
Güzel bir ceviz ağacının dibinde öğle yemeğindeyiz. İncir ağaçları, dut ağaçları, pembe pembe çiçek açmış silanlar (kuşburnu), Kürdistan gülleri...<br />
<br />
Masada ise yuvarlak yufkalar, nohutlu İran çilavı, taze kuzunun haşlanmışı, kavurması ve de ayran... Keyifle yiyoruz. Bahoz Erdal’ın medyayla ilişkilerini de düzenleyen Umut bana dönüyor:<br />
<br />
“Vedat Milor’a söyleyin, bir kere de buralara gelip gerillanın yemeğinin tadına baksın.”<br />
<br />
Bulutlar iyice alçalıyor. Birazdan yağmur çiselemeye başlıyor. Ben geceyi düşünüyorum. Dağa nasıl tırmanacağım? Belli etmiyorum, ama heyecanlıyım.<br />
<br />
Bahoz Erdal sanki yangına körükle gidiyor, gece dağda yürümenin binbir türlü güçlüğünden söz ediyor. Islak ota, taşa, kayaya nasıl basılacağını anlatıyor. Gerilla eğitiminde dağda yürüyüşün de öğretildiğini söylüyor.<br />
<br />
Bu yolculuk için İstanbul’da yeni satın  aldığım lastik ayakkabıları inceliyor, altına bakıyor, “İyi güzel de, bunlar ıslak kayada, otta kayabilir. En iyisi bizim gerillanın Mekap’larıdır, kaymazlar” diyor.<br />
Gopal, Şırnak bastonu...<br />
<br />
Güneş iyice alçalırken kamptan ayrılıyoruz. Bahoz Erdal elime bir baston, bir de şemsiye tutuşturuyor, “Bu yağış kötü tesadüf” derken...<br />
<br />
Baston, Gopal denilen bir Şırnak bastonu. Ucu sipsivri, mızrak gibi. Bahoz, “Yılana karşı da işe yarar” deyince biraz irkiliyorum. Gülüyor. “Bu mevsimde değil, yazın olur yılan... Ama baston dağda üçüncü bacaktır” diye ekliyor. Gerçekten de gece vakti dağa tırmanırken çok işime yarıyor Gopal...<br />
<br />
Şemsiyeye gelince...<br />
<br />
Yalnız yağmura karşı değil, bir de insansız keşif uçağı Heron’lara karşı da etkili oluyormuş. Bahoz, “Bu 5 dolarlık şemsiyeyle 5 milyon dolarlık Heron’ları etkisiz kılabiliyoruz” diyor bizi uğurlarken...<br />
<br />
Ve ekliyor:<br />
<br />
“Akşam en geç saat yedi ya da yediyi on geçe yola koyulacaksınız, Kuzey’den gelen ilk grupla sınırda buluşmak üzere... Zor bir yürüyüş olacak.”<br />
<br />
Bu arada benim pamuklu safari ceketime ve ince rüzgâr geçirmeze gözü takılıyor:<br />
<br />
“Bunlarla donarsın. Şu su geçirmez gerilla parkasını alın lütfen. Anlaşılan bu gece sizi biraz gerilla yapacağız.”<br />
 <br />
Aynur’un sesi: Şeytan <br />
<br />
<b> beni kışkırtıyor!  </b><br />
<br />
Kar suları kayaları delmiş, toprağın içinden yola fışkırıyor. “Çok güzel sudur, içilir” diyor bir gerilla... <br />
<br />
Aynur’un güzel sesi, Toyota kamyonetin içinde çınlıyor yanık yanık. Dersim’in klasik aşk şarkısıymış:<br />
<br />
“Şeytan beni kışkırtıyor!”<br />
<br />
Zap’la Habur sularının arasındaki Metina bölgesinde, dağlar arasında yol alıyoruz. Yağmur iyice bastırıyor. <br />
<br />
Yüzlerimiz asık. Üçü Kürt medyasından dört gazeteciyiz. Nuce TV’den Erdal Er’le Mehdi Doğan, Newroz TV’den Salih Fırat.<br />
<br />
Dört de gerilla var, ellerinde klasik Rus yapımı makinalı tüfekleri Keleş’leriyle:<br />
<br />
Agır, Xwinrej, Serdem, Hasan.<br />
<br />
Bir de, bizi dağın eteklerine götürüp bırakacak olan kamyonetimizin şoförü Kendal.<br />
<br />
Dışarısı zifiri karanlık.<br />
<br />
Yağmur şakır şakır.<br />
<br />
Sis koyulaşıyor.<br />
<br />
Önümüzü görmekte zorlanıyoruz.<br />
<br />
Arka pencereye tak tak vuruluyor. Ön taraftaki yerimde zıplıyorum. “Birkaç arkadaş daha gelecek” diyor şoförümüz.<br />
<br />
Kendal 35 yaşında. Konyalı... 19 yaşındayken dağa gitmiş bir Kürt. “Neden” diye soruyorum. “Kimlik bunalımı, baskılar, Kürtlüğün inkârı... Dağa en çok 1990’larda çıkılmış Konya’dan” diye anlatıyor, “Ailede ihtiyarlar anlatırdı. Ben Konya’da, ailede sekizinci nesilmişim Kürt olarak...”<br />
 <br />
İstanbul’dan dağa...<br />
<br />
Bir gerilla arkadan atlıyor, iki parmağını ağzına götürüp iki kez karanlığa doğru keskin bir düdük gibi ıslık çalıyor.<br />
<br />
Sislerin içinden, bir elinde şemsiye, bir elinde Keleş, bir gerilla beliriyor zifiri karanlıkta. Kamyonetin arkasına bir şey demeden atlıyor.<br />
<br />
Kendal yavaşlıyor, zira sis iyice koyulaşıyor. Önümüzü göremiyoruz.<br />
<br />
Peki, dağa nasıl tırmanacağız?<br />
<br />
<b> Allah akıl versin Hasan Cemal! </b><br />
<br />
Kamyonetteki gerillalardan biri, 26 yaşındaki Xwinrej. Memleketi, Şırnak’ın Uludere’si. Sekiz yıl önce İstanbul’da yaşarken gerillaya katılmış. Ailesi 1980’li yıllarda iş güç kalmayınca İstanbul’a göçmüş. Kendisi Bağdat’a gidip Arapça okumuş. “Vallahi siyasi çalışma falan derken dağa çıktım” diyor.<br />
<br />
Duruyoruz yine.<br />
<br />
Bir gerilla arkadan atlayıp yine keskin ıslığını çalıyor. <br />
<br />
Yolun kenarındaki çalılıkların, ağaçların içinden bir gerilla daha peydah olup kamyonetin arkasına atlıyor. Bizim muhafızlarımız çoğalıyor.<br />
<br />
Yol çamur deryası.<br />
<br />
Kamyonetimiz kaymaya başlıyor.<br />
<br />
Frene basıyor Kendal, “Buraya kadar, atlayın” diyor, “Burası bir sınır köyü...”<br />
<br />
Yürüme, dağa tırmanma zamanı...<br />
 <br />
Agır, yanımda bitiyor!<br />
<br />
Yağmur yağıyor. Çamur deryası. Patika delik deşik, taşlık, kayalık. Bir elimde şemsiye, bir elimde Bahoz’un hediye ettiği Şırnak bastonu, yürümeye çabalıyorum.<br />
Yanımda bitiyor Agır.<br />
<br />
23 yaşında, 2009 yılında katılmış gerillaya.<br />
Hem dirseğimden tutuyor bana destek olsun diye, hem küçücük el feneriyle bana yolu göstermeye çalışıyor. <br />
<br />
Anlaşılan tembihli, bana yardımcı olması için...<br />
<br />
Dağın eteklerinden yukarı doğru tek sıra halinde yürüyoruz sekiz kişi, sınıra doğru.  Gitttikçe dikleşen, sarplaşan bir tırmanış. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla tırmanıyoruz ama güç bela, arada bir tökezleyerek...<br />
<br />
Dağların öbür yanı Çukurca...<br />
<br />
Fena halde terliyorum.<br />
<br />
Nefesim gayet iyi, bacaklarım da taşıyor beni. Ama geriliyorum sürekli, nereye nasıl basacağımı bilemediğim için. Aşırı dikkat sarf ediyorum. Her an ıslak zeminde kayma, yere kapaklanma, ayak bileğimi burkma tedirginliği beni gererek yoruyor. Sürekli ter boşalıyor.<br />
 <br />
'Hasan Cemal, çekilme<br />
<br />
<b> sürecini sabote ediyor!'</b><br />
<br />
Arada şöyle bir nefeslenmek için mola veriyoruz zifiri karanlıkta. İyi geliyor. Aklıma Ahmet Deniz’in yaptığı espri takılıyor, kendi kendime gülüyorum.<br />
<br />
Geçen 23 Mart’ta, Apo’nun silahların bırakılmasına dönük 21 Mart Newroz çağrısından iki gün sonra Kandil’e, Murat Karayılan’la mülakata gitmiştim. <br />
<br />
Görüşmemiz bittikten sonra gazeteci olarak çekilmeyi izlemek istediğimi söylemiştim.<br />
<br />
Bana bunu ne kadar güç olduğunu anlatmaya çalışmışlardı. Kandil’in medya ve dış ilişkiler sorumlusu Ahmet Deniz de hepimizi güldürmüştü:“Yürüyüş başlayacak. <br />
<br />
Hasan Abi yüzünden gerilla mola üstüne mola verecek, yavaşlayacak. Heron’lar da bunu havadan tespit edip anında Ankara’ya rapor edecekler. Ve Başbakan Erdoğan demeci patlatacak: Hasan Cemal çekilme sürecini sabote ediyor!”<br />
<br />
Bu dağlarda hangi hayvanlar var diye soruyorum Agır’a. <br />
<br />
“Dağ keçisi boldur, tek tük de ayı...” diyor. Ayıyı duyunca tedirgin oluyorum.<br />
<br />
Bir gerilla şöyle diyor:<br />
<br />
“Bu gece gerilla kuralları çiğneniyor. Elde fenerler, patlayan flaşlar, sesli konuşmalar...”<br />
<br />
Uçak sesi duyuluyor.<br />
<br />
Savaş uçağı mı?<br />
<br />
Hayır, yolcu uçağı...<br />
<br />
Fener ve şemsiye altında not almak...<br />
<br />
Arada bir not almak için duruyorum.<br />
<br />
Agır, bir elinde şemsiye, bir elinde fener, bana yardımcı oluyor. Kaçakçı katırlarının yolu berbat etmiş olmalarından yakınıyor.<br />
<br />
Zifiri karanlık.<br />
<br />
Uzaktan uzağa bir baykuşun hu hu’ları...<br />
Çok tuhaf.<br />
<br />
Baykuşun hu hu’ları sisler içindeki kapkaranlık bir <br />
ortamda içimi ürpertiyor. <br />
<br />
Anlaşılan iyice tırmandık.<br />
<br />
Yağmur sulu kara dönüyor.<br />
<br />
Sınırın çok yakınındayız.<br />
<br />
Mola veriyoruz.<br />
 <br />
Saat 02:40, telaş havası esiyor: Geldiler!<br />
<br />
Kalın naylondan derme çatma çadırımızda biraz kestirmeye çalışırken telaş havası esiyor.<br />
<br />
“Geldiler... Geldiler...”<br />
<br />
Saate bakıyorum.<br />
<br />
Gece yarısını çoktan geçmiş.<br />
<br />
Saat 02:40, tarih 14 Mayıs 2013, günlerden salı.<br />
<br />
Yukarıdan, karanlığın içinden tek sıra halinde kadınlı erkekli gerillalar aşağı doğru iniyor.<br />
<br />
Bahoz Erdal’ın sözü aklıma geliyor:<br />
<br />
“Çekilmek öyle kolay değil, gerillayı ikna etmek zor oluyor. Her gerilla en sona kalmak istiyor. 1999’da da böyle olmuştu.”<br />
<br />
Kandil’de Murat Karayılan da aynı güçlükten geçen <br />
<br />
Mart ayında bana söz etmişti.<br />
<br />
Bir başka deyişle:<br />
<br />
<b> Dağa neden çıktık, şimdi neden iniyoruz sorusu... </b><br />
<br />
Çekilme günlüğü yarın devam edecek.<b>16/05/2013</b><br />
<br />
<b>Kadın gerilla Savuşka’nın burukluğu: Yine çekiliyorsun yurdundan, niye peki!</b><br />
<br />
Savuşka’ya soruyorum, barıştan umutlu mu diye. “Pek umutlu sayılmam. Ben önderlikten umutluyum, ona inanıyorum” oluyor yanıtı. Soruyorum: “Çekilmekten dolayı içinde bir burukluk var mı?” Yanıtı samimi: “İster istemez var böyle bir burukluk... Onca yıl çekilen acılar, şehitler... Şimdi yine çekiliyorsun kendi yurdundan, kendi toprağından... Niye peki?..”<br />
<br />
Soruyorum Savuşka’ya, nereye kadar güveniyor 'önderliği'ne?” Yanıt: “Zafere kadar...” “Zafer nedir?..” <br />
<br />
“Kürtlerin eşitliğidir, Kürtlerin özgürlüğüdür. Bunları içine alan demokratik modernitedir.”<br />
<br />
Devam ediyor Savuşka: “Bakın, geri çekilme dağdan iniş değildir. Barış süreci için bir ara veriliyor savaşa...” “Peki, kesin barış nasıl olacak?” “İstenenler olursa... <br />
<br />
Önderliğimizin çizmiş olduğu çerçevedeki koşullar gerçekleştiğinde, eşitlik, özgürlük olduğunda gerçek barış olur.”<br />
           <br />
<b> IRAK Kürdistanı, Metina bölgesinde bir PKK kampı</b><br />
<br />
Dimdik dağın yamacında, sınıra çok yakın bir yerdeyiz. Zifiri karanlık. Saat gece yarısını geçti. Uyku tulumunun içinde biraz kestirmeye çalışıyorum. Soğuğu nedense sırtımdan hissetmeye başladım.<br />
<br />
Yağmur nihayet durdu.<br />
<br />
Sis koyulaştı.<br />
<br />
Yıldızların orasından burasından delmeye başladığı zifiri karanlıkta o baykuşun tuhaf sesini, hu hu’larını yine duyuyorum, dinliyorum. İçimi ürpertiyor baykuş sesi...<br />
<br />
Ama güzel tarafı yıldızlar, yakınlaştıkça yakınlaşıyorlar.<br />
<br />
Sınır bir adım ötemizde, dağın sırtında. Çekilme sürecindeki 15 kişilik ilk gerilla grubu ulaşmak üzere...<br />
<br />
Telaşlı bir ses karanlığın içinden:<br />
<br />
<b>“Geliyorlar! Geliyorlar!” </b><br />
<br />
Başımı yukarıya doğru çeviriyorum. Önce titrek bir fener ışığı beliriyor karanlıkta...<br />
<br />
Saat 02:40.<br />
<br />
Tarih, 14 Mayıs 2013, günlerden Salı.<br />
<br />
Gece vakti gerilla Agır’ın yağmurdan korunayım diye yaptığı kalın naylondan çadırımsı sığınaktan dışarı fırlıyorum.<br />
<br />
Yukarıdan iniyorlar. Karanlığın içinden birer birer çıkmaya başladılar. Dağın sırtından, az ötedeki sınırdan tek sıra halinde, kıvrıla kıvrıla aşağı geliyorlar.<br />
<br />
Kadın, erkek gerillalar.<br />
<br />
Ellerinde, omuzlarında silahlar, bellerinde el bombaları, sırtlarında çantalar. Yükleri gerçekten ağır.<br />
<br />
Bir haftadır yürüyüşteler, Van tarafından geliyorlar. <br />
<br />
PKK’nın deyişiyle, demokratik çözüm yürüyüşü...<br />
<br />
Devlete değil önderliğe... <br />
<br />
Yüzlerinden yorgunluk akıyor.<br />
<br />
“Adım Merwan” diyor, “25 yaşındayım. Amed (Diyarbakır) doğumluyum. 2008’de çıktım dağa...”<br />
<br />
İsmi, Bahoz.<br />
<br />
23 yaşında.<br />
<br />
Hakkâri’den gitmiş dağa üç yıl önce...<br />
<br />
İkisi de umutlu süreçten, çünkü ‘önderlikleri’ne ve onun koyduğu çerçevedeki barışa inanıyorlar, ‘devlet’e ise güvenmiyorlar.<br />
<br />
Savuşka.<br />
<br />
22 yaşındaki kadın gerilla.<br />
<br />
Türkçesi güzel, çok düzgün konuşuyor.<br />
<br />
Dört yıl önce dağa çıkmış.<br />
<br />
Neden mi?<br />
<br />
<b>“Halkımızın üstündeki baskılar, kimliğimizin inkârı...” </b><br />
<br />
Ailesi, 1990’larda Siirt’ten Mersin’e göç etmek zorunda kalmış. Savuşka da liseyi terk edip dağa gitmiş. <br />
<br />
“Seninle yeniden konuşmak isterim” diyorum.<br />
<br />
Adı Hira, kadın gerilla.<br />
<br />
“Hewler’denim” diyor, Erbil’den. 23 yaşında. 10 yıl önce, daha 13 yaşındayken Apo’yu, PKK’yı tanımaya başlayıp örgüte katıldığını söylüyor.<br />
<br />
Zelal, kadın gerilla, Batman’dan.<br />
<br />
25 yaşında, 11 yıldır dağda.<br />
<br />
“Halkımız için, önderliğimiz için” diye konuşuyor. Hiç okul yüzü görmemiş...<br />
<br />
 ‘Varlıklı olsa ne yazar, ülkemiz sömürge...’ <br />
<br />
Bir dağın tepesinde, sislerin içinde, sabaha karşı karanlıkta gerillalarla böylesine diyaloglar bir ara garibime gidiyor. İçlerinden bana ne diyorlar acaba?..<br />
Ben aynı soruları soruyorum, onlar da aynı yanıtları veriyorlar, ezberlemiş gibi...<br />
<br />
Adı Medya.<br />
<br />
Güler yüzlü bir kadın gerilla.<br />
<br />
35 yaşında.<br />
<br />
14 yıldır dağda.<br />
<br />
Lise mezunu.<br />
<br />
Suriye’nin Kobani şehrinden. “Babam müteahhittir. Varlıklıdır. Ama ne yazar varlıklı olsa da, ülkemiz sömürge” diyor.<br />
<br />
Adı Sorxin, Türkçesi kızıl kan.<br />
<br />
İran’ın Maku şehrinde doğmuş.<br />
<br />
Babası hayvancılık yapıyor.<br />
<br />
31 yaşında, dokuz yıldır dağda.<br />
<br />
Dinliyorum Sorxin’i:<br />
<br />
“Abim Önder Apo’nun kitaplarını okuyup bana da anlatırdı. Bundan etkilendim. Önder Apo zindandan çıkarsa mutlu olacağız.”<br />
<br />
İsmi Berwar.<br />
<br />
Suriye’nin Kamışlı’sından.<br />
<br />
Çat pat Türkçe biliyor.<br />
<br />
Babası inşaat işçisi.<br />
<br />
30 yaşında, 13 yıldır dağda.<br />
<br />
Neden dağ sorusuna yanıt kısa:<br />
<br />
“Kürt halkının özgürlüğü için... Kadınların özgürlüğü için...”<br />
<br />
Aslan 27 yaşında.<br />
<br />
Yedi yıldır dağda.<br />
<br />
Şırnak’ın Uludere’sinden.<br />
<br />
Kısa konuşuyor:<br />
<br />
Önder Apo’nun ve Kürdistan’ın özgürlüğü...”<br />
<br />
Amed’de (Diyarbakır) üniversiteye gittiğini, “işletme”den terk ettiğini, İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’da yaşarken PKK’ya katılıp dağa çıktığını anlatırken, şunları da söylüyor:<br />
<br />
“1992, 93’ün acılı günlerinde göç yaşadık. Koruculuk dayatması oldu. Ailemiz kabul etmedi. Göç ettik.”<br />
Babası işçi emeklisi.<br />
<br />
<b> ‘Devlet tarafında hileler, yalanlar olabilir’ </b><br />
<br />
Süreçten umutlu muydu?<br />
<br />
Aslan’ın yanıtı:<br />
<br />
“Biz Önder Apo’ya savaşta da, barışta da güveniyoruz. Devlet tarafında hileler, yalanlar olabilir. Tarihte bunun örnekleri vardır. Ama önderliğimize güveniyoruz.”<br />
<br />
Walat 21 yaşında.<br />
<br />
Suriye’den, Afrin’den.<br />
<br />
21 yaşında ve yedi yıldır dağda.<br />
<br />
Babası memur, Walat yedi yıl gitmiş okula. “Dilimize, kimliğimize baskılar yüzünden PKK’ye katıldım” diyor. <br />
<br />
Hedef olarak “Önder Apo’nun özgürlüğü”nü gösteriyor.<br />
<br />
Xabot, İran’ın Kutul şehrinden.<br />
<br />
Sekiz yıl gitmiş okula.<br />
<br />
25 yaşında. Sekiz yıldır dağda.<br />
<br />
İran’daki baskıları anlatıyor, “Önderliğe özgürlük” diyor.<br />
<br />
Ciger, Suriye’nin Derik şehrinden.<br />
<br />
24 yaşında, beş yıldır dağda.<br />
<br />
Hiç okula gitmemiş.<br />
<br />
Babasının rahmetli olduğunu söylüyor.<br />
<br />
Ciger’in sırtında 12 kiloluk koca bir ağır makinalı...<br />
<br />
Şerwan Bitlis’ten.<br />
<br />
22 yaşında, iki yıldır dağda.<br />
<br />
Ortaokul mezunu. Babası çiftçi. Sekiz kardeşten bir tek kendisi dağa çıkmış.<br />
<br />
Sloganı:<br />
<br />
“Önder Apo’nun ve Kürt halkının özgürlüğü!”<br />
<br />
Hazro, İstanbul, Esenyurt derken dağa... <br />
<br />
Harun, 25 yaşında, beş yıldır dağda.<br />
<br />
Sekiz yıl gitmiş okula.<br />
<br />
Diyarbakır Hazro’dan.<br />
<br />
“Babam traktör şoförüydü” diyor.<br />
<br />
PKK’ya İstanbul’dan katılmış, Esenyurt’tan. Kürtlere olan baskılardan söz ediyor. İstanbul’da halı yıkama işi yapmış... Aile, İstanbul’a göç etmiş, daha doğru deyişle mecbur olmuş.<br />
<br />
“14 kardeşten bir tek ben çıktım dağa” diyor, yüzünden şöyle bir gülümseme geçiyor.<br />
<br />
Konuşkan bir gerilla:<br />
<br />
“Dağa giderken anneme söylemedim. Beş senedir görmedim annemi...”<br />
<br />
“Özlemedin mi anneni?”<br />
<br />
“Fazla değil.”<br />
 <br />
Kürdistan’ın dört parçasından da gerillalar... <br />
16 kişilik gerilla grubunda İran’dan, Irak’tan, Suriye’den de gerillalar da var. “Bütün Kürdistan ya da Kürdistan coğrafyasının dört parçası da temsil ediliyor grupta” diyorum, “İlginç bir sembolizm. Yoksa ilk gerilla grubu için bilinçli bir tercih mi?”<br />
<br />
Böyle olmadığını söylüyor, “PKK zaten böyle bir şey” dedikten sonra artık inişe geçme zamanının geldiğini belirtiyor:<br />
<br />
“Geç kalıyoruz. Aşağıda bir sınır köyü var. Karanlıkta geçmesi doğru olacak gerillanın. Kalabalık bir birliğiz, köy halkı rahatsız olabilir gün ağarırken geçersek...”<br />
<br />
Çekilme sürecinin ilk gerilla grubu Van taraflarından (“PKK literatürüne göre Van eyaleti” diyorlar) bir hafta önce yola çıkmış. Güvenlik güçleriyle hiç karşılaşma olmamış. Hava berbatmış. Dağlarda kar, vadilerde yağmur...<br />
 <br />
Gerilladan kopmamak lazım, ama <br />
<br />
<b> onlar çok hızlı gidiyorlar</b><br />
<br />
Bu dağa zor tırmanmıştım.<br />
<br />
Şakır şakır yağmur altında, çamur deryası içinde, kayalıkların, taşların üstenden kaya kaya tırmanmıştım.<br />
<br />
İniş daha kolay mı olacak?<br />
<br />
Kuşkuluyum.<br />
<br />
Yağmur durmuş olsa da gözümde büyüyor. Ama yine de biraz alıştım galiba. Pek öyle yorgunluk hissetmiyorum. Nefesim yerinde, bacaklarım gayet iyi. <br />
<br />
Ayak bileklerim de, çok şükür, şişmiş, burkulmuş değil.<br />
Ama üşüyorum.<br />
<br />
Soğuk nedense sırtımdan doğru girmeye devam ediyor bedenime...<br />
<br />
Elimde Şırnak bastonu, yanımda gerilla Agır, onun elinde fener yola hızlı koyuluyorum.<br />
<br />
Derdim, gerilladan kopmamak, onların peşi sıra yürümek ve arada kısa söyleşi fırsatları yaratmak. <br />
<br />
Arada bir mola veriyorum, Agır’ın el fenerinin ışığında notlarımı alırken Ayşe’yi hatırlıyorum.<br />
<br />
Ama iniş de zar zor gidiyor. Yağmur altındaki dört saatlik çıkış gibi inişin de hiç kolay olmayacağını, gerillaya ayak uydurmanın zorluğunu bir saat içinde anlıyorum.<br />
<br />
Gerillalar karanlıkta kopup gidiyorlar.<br />
<br />
Gerilla Agır’la Nuce TV’den meslektaşım Erdal Er’le birlikte arkada kalıyoruz. Köyün çıkışında, dağın eteklerindeki mola yerinde gerilla grubuyla yeniden buluşup sohbete devam edeceğiz.<br />
 <br />
'Okumak fazla nasip olmadı,<br />
<br />
<b> yedi kardeşten bir tek ben çıktım dağa...' </b><br />
<br />
Saat sabah 4’e geliyor.<br />
<br />
İlk kuş sesleri, günün ağarmaya başlayacağının müjdesini veriyor.<br />
<br />
Saat 04:30.<br />
<br />
Ortalık iyice ağırdı. Nereye bastığını görerek yürümek ne güzelmiş!..<br />
<br />
Bir su kıyısında durduk, mola.<br />
<br />
Kuş seslerini dinlerken gerilla Agır anlatıyor:<br />
<br />
“Muş’ta doğdum, Bulanık’ta. 23 yaşındayım, dört yıldır da dağdayım. Fazla okuyamadım, nasip olmadı. Yedi kardeşten sadece ben katıldım gerillaya...”<br />
<br />
Su gürül gürül akıyor. Rahat geçelim diye taş döşüyor suyun üstüne...<br />
<br />
“Güzel oldu Agır, ortalık aydınlandı.”<br />
<br />
“Dogridir.”<br />
<br />
Saat sabahın 5’i.<br />
<br />
Köyün içinden köpekler öylesine havlıyor ki, korkutucu. <br />
<br />
“Aman korktuğumuzu falan hissetmesinler saldırırlar” diyor Erdal...<br />
<br />
Yoldan dağa doğru vuruyoruz dimdik. Çok yorucu. Ama bu sefer terlemiyorum, çünkü parkamın önünü açtım, öyle yürüyorum.<br />
 <br />
Bahar patlamış, ama!..<br />
<br />
Bütün görüntüler, köyün mazot kaçakçılığından geçindiğini gösteriyor.<br />
<br />
Erdal ve Agır’la tırmanıyoruz.<br />
<br />
Yol gitgide dikleşiyor.<br />
<br />
Nefes nefeseyiz.<br />
<br />
Gelincik, papatya, mor dağ sümbülleri, meşe palamutları. Bahar patlamış. “Bu da kender bitkisi” diyor Erdal, “Baharda yeniliyor, kızartılıyor da...”<br />
<br />
Beş altı taş ev. Görüntü normal değil. Taş üstünde taş kalmamış. Yakılıp yıkılmış, bombalanmış.<br />
Bu güzelim topraklar böyle.<br />
<br />
Cennette cehennem yaratmak insanoğluna mahsus...<br />
 <br />
Savuşka hanım değil, kadın gerilla...<br />
 <br />
Savuşka’yı arıyorum.<br />
<br />
Bir kayanın dibinde, dinleniyor.<br />
<br />
Keleş’ini kayanın üstüne koymuş... <br />
<br />
Yanına oturuyorum.<br />
<br />
Mehdi’ye:<br />
<br />
“Savuşka Hanım’la fotoğrafımızı çeker misin?” diye sesleniyorum. Savuşka Hanım sözcüğünden hiç hoşlanmıyor:<br />
<br />
“Hanım değil, gerilla, kadın...”<br />
<br />
22 yaşında, dört yıldır dağda.<br />
<br />
Aile 1990’larda Siirt’ten Mersin’e göç etmek zorunda kalmış... 18 yaşında dağa neden çıktığını şöyle izah ediyor:<br />
<br />
“Kürtçe’nin, Kürt kimliğinin inkârı... Okulda soluduğum baskı havası... Özellikle 1990’larda Kürtlerin köylerinden, topraklarından zorla koparılması...”<br />
Soruyorum:<br />
<br />
“Barış sürecinden umutlu musun?”<br />
<br />
Savuşka:<br />
<br />
“Pek umutlu sayılmam. Ben önderlikten umutluyum, ona inanıyorum.”<br />
<br />
“Çekilmekten dolayı içinde bir burukluk var mı?”<br />
<br />
“İster istemez var böyle bir burukluk... Onca yıl çekilen acılar, şehitler... Şimdi yine çekiliyorsun kendi yurdundan, kendi toprağından... Niye peki?.. 1999 hatırlanıyor. Önderliğimize, partimize inancımız sonsuz...”<br />
<br />
“Nereye kadar?..”<br />
<br />
“Zafere kadar...”<br />
<br />
“Zafer nedir?..”<br />
<br />
“Kürtlerin eşitliğidir, Kürtlerin özgürlüğüdür. Bunları içine alan demokratik modernitedir.”<br />
<br />
Devam ediyor Savuşka:<br />
<br />
“Bakın, geri çekilme dağdan iniş değildir. Barış süreci için bir ara veriliyor savaşa...”<br />
<br />
“Peki, kesin barış nasıl olacak?”<br />
<br />
“İstenenler olursa... Önderliğimizin çizmiş olduğu çerçevedeki koşullar gerçekleştiğinde, eşitlik, özgürlük olduğunda gerçek barış olur.”<br />
<br />
Sözü son olarak yine “hanım”a getiriyorum:<br />
<br />
“Hanım deyince kızıyorsun.”<br />
<br />
“Doğrudur.”<br />
<br />
“Kadın gerilla mı diyelim?”<br />
<br />
“Doğrudur.”<br />
<br />
Kadın gerilla Savuşka’nın çekilmeden dolayı hissettiği burukluğun altını çizerek, aynı konuyu içine alacak olan Çekilme Günlüğü’nün üçüncü yazısı yarına...<br />
 <br />
<i>*t24.com.tr/17/05/2103</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serok Barzanî Bi Partiyên Siyasî Yên Kurdistanê Re Civiya</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39918</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/serok-barzani-bi-partiyen-kurd-civiya-1605.jpg" width="145" height="80"/>Duh li Selahedînê Serokê Kurdistanê birêz Mesûd Barzanî bi partî û aliyên siyasî yên Kurdistanê re civiya.Di destpêka civîna han de Serok Barzanî behsa peyvendiyên heyî yên di navbera Hewlêr û Bexdayê de kir û partî û aliyên beşdarwan ji pêşhat û pêşkeftinên siyasî yên li Îraqê agehdar kir û ragihand ku, ev peymana ku, di navbera Hewlêr û Bexdayê de hatiye îmzekirin eger were cîhbicîhkirin destpêkêke bo çareser kirina kêşeyên heyî yên di navbera Bexda û Hewlêrê de.<br />
<br />
Di berdewamiya axaftinên xwe de Serok Barzanî behsa pêvajoya aştî û çareser kirina pirsa Kurd li Bakûrê Kurdistanê de jî kir û ragihand ku, ev pêvajoya han derfeteke gelek başe bo pêşkeftina doza Gelê Kurd li Tirkiyeyê de û daxwaz ji tevahiya aliyên siyasî yên Kurdistanê kir ku, bi hestiyarî û cidiyet nêzî vê meseleya han bibin.<br />
<br />
Serok Barzanî di berdewamiya axaftinên xwe de behsa rewşa siyasî ya Sûriyayê û rewşa Gelê Kurd li Rojawayê Kurdistanê de kir û daxwaz ji part û aliyên siyasî yên Rojawayê Kurdistanê jî kir daku, bihevre tev bigerin û bi lihevkirin hewl bo misuger kirina mafên reva yên Gelê Kurd bidin.<br />
<br />
Rewşa navxweyî ya Kurdistanê, meseleya destûra Kurdistan û hilbijartinên Kurdistanê jî mijareke din ya axaftinên Serok Barzanî bûn û Serok Barzanî tekez li ser girîngiya hebûna destûrê bo Kurdistanê kir û ragihand ku, hebûna destûrê dibe sedema bihêztir kirina prosesa siyasiya Kurdistan û dezgehên îdarî yên Kurdistanê.<br />
<br />
Pişt re Serokê berê yê Parlementoya Kurdistanê Ednan Moftî jî bi awayekî berfire behsa çawetiya amade kirin û pesend kirina destûra Kurdistanê di nava Parlementoya Kurdistanê kir û pişt re jî mafa axaftinê ji beşdarwanan re hate dayîn daku, dest bi giftûgo kirin di derbarê wan mijaran de bikin.<br />
<br />
Beşdarwanên civînê jî bi awayekî berfire û eşkere dest bi nîqaş kirin di derbarê wan mijaran de kirin û ragihandin ku, pêwîste di vê pêvajoya aloz ya Rojhilata Navîn de partî û aliyên siyasî yên Kurdistanê yek deng û yek helwest bin û herwiha piştgîriya xwe ji bo prosesa aştî li Tirkiyeyê diyar kirin.<br />
<i>Ktv</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriye&amp;#8217;nin mezhep sorunu çıkmazı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39917</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyenin-mezhep-sorunu-cikmazi-karabenk-nizamettin.jpg" width="135" height="90"/><b>Bernard Haykel</b> / Suriye&#8217;deki baskıcı rejime karşı bir isyan olarak başlamış olan toplumsal hareket daha sonra iç savaşa dönüşmüş ve son zamanlarda gelişme kaydettiği haliyle vekâletle yürütülen bir çatışma/savaş haline gelmiştir. Muhalefetteki müttefik tarafların varmak istedikleri çelişkili hedefleri ve derinlere kök salmış toplumsal gerginlik ile devam eden mücadele, bu sürecin gelişim seyrinde gittikçe artan oranda karmaşık hal almış ve içinden çıkılmaz bir duruma evrilmiştir. Bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Katar yönetimleri, Suriye milliyetçiliğinden küresel cihatçılık yelpazesi arasında değişim gösteren muhtelif ideoloji ve farklı amaç uğruna savaşım veren silahlı gruplardan meydana gelen kalabalıktan oluşan Suriye muhalefetine destek vermektedir. Farklılık arz eden Suriye muhalefetinin  yapısı, yaklaşık olarak 40 yıldan beri halkına zulüm eden rejiminin icraatları sonucunda ortaya çıkan Suriye toplumunu yansıtmaktadır.  <br />
<br />
Diğer yandan, Rusya ve İran (vekâletliğini yürüten Lübnan Hizbullah&#8217;ı), her bir tarafın kendine has nedenleri olmasından dolayı Beşar Esad rejimine destek vermektedir. Rusya&#8217;nın Esad rejimine destek vermesi soğuk savaş döneminden kalma siyasi mirastan kaynaklanmaktadır. Esat rejimi daha önceleri Sovyetler Birliği ile ve Soğuk Savaş sonrası dönemde Rusya ile ittifak yaparak, Batı karşıtı bir tutum sergilemiştir. Günümüzde ise, Esat rejimine muhalif bütün bölge yönetimleri ABD müttefiki olmalarına rağmen, Suriye Arap Alemi içerisinde Rusya&#8217;ya bağlılığı temsil etmektedir. <br />
<br />
İran&#8217;ın duruma müdahil olması, kökleri geçmişten gelen, Sünni ve Şia güçleri arasında Ortadoğu coğrafyası üzerinde kontrol sağlama mücadelesi olan farklı bir durumu yansıtmaktadır. Şia&#8217;nın egemen olduğu İran&#8217;ın, Esat rejimi güçlerine silah, finansman, askeri kuvvet ve eğitim vermesiyle birlikte yaşanmakta olan çatışmanın farklı mezheplerden kaynaklı boyutu daha da önem kazanmıştır. Çatışmanın bu boyutundan dolayı Suriye devlet güçleri, yaygın Sünni isyancı grupların galip gelmesi ihtimali halinde, onyıllardan beri Suriye&#8217;de yönetimde bulunan, Şia&#8217;ya mensup Alevi azınlığı ortadan kaldıracağı kaygısını taşıyarak mezhepsel özelliği olan askeri bir güce dönüştürülmüştür. <br />
<br />
Mevcut haliyle Esad rejiminin, ezici bir yapıda kara askeri güce; zırhlı tanklara, füzelere, hava kuvvetlerinin yanında kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olma avantajı vardır. Suriye muhalefetinin bu askeri gücü yenebilmesi için daha sofistike silahlara sahip olması gerekir. Destek veren devletler ihtiyaç duyulan silahları sağlamaya hazırdır. Hepsi de Sünni yönetimler tarafından idare edilen Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar son zamanlarda birden bire Suriyeli isyancılara yardımlarını artırmışlardır. Uluslararası <i>cihatçı</i> güçleri silahlandırmamak amacıyla muhalif güçlerine silah yardımında bulunmayı reddeden ABD bile son günlerde Suriye muhalif güçlerine silah yardımı yapma planı üzerinde çalışmakta olduğunu açıklamıştır. <br />
<br />
Sünni&#8211;Şia arasındaki gerginlik, 2006 -2008 yılları arsında Irak&#8217;ta yaşanan jeopolitik güç mücadelesi gibi şiddetli bir şekilde artmıştır. Sünniler ve Şiiler arasında Ortadoğu&#8217;da verilen en son büyük çaplı iktidar mücadelesi, 16. ve 17.yüzyıllarda Sünni Osmanlı İmparatorluğu ile Şii Safevi İran İmparatorluğu arasında meydana gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Irak toprakları üzerinde kontrol mekanizması sağlayarak, küçük bir farkla galip gelmiştir. Ancak, sonu gelmeyen mezhep çatışmaları her iki imparatorluğun çöküşüne yol açmış, Irak üzerinde tahribat yaratmış ve kökleri geçmişten gelen mezhep ayrılığı sorunu bugüne kadar gelmiştir. <br />
<br />
Bu gelişmeler Suriye&#8217;nin geleceği açısından hayra alamet değildir. Yetmişli yıllardan beri Esad&#8217;lar farklı dinsel özelliğine göre bölünmüş Suriye toplumunu kaynaştırmak amacıyla Arap milliyetçiliğini teşvik etmede başarılı olamamış, Suriye halkını oluşturan nüfus üzerinde kontrol sağlamak üzere daha ziyade mezhebe dayalı bir politika benimsemiştir. Alevi nüfustan oluşan kadroların askeri ve istihbarat hizmetleri veren kilit pozisyonlara atanması Esat rejimine iktidar tesis edilmesini sağlamıştır. Bu strateji aynı zamanda Suriye halkı arasındaki Sünni ve Şia ayırımını hem derinleştirmiş hem de daha ileri bir seviyeye taşımıştır. <br />
<br />
Arap Baharı baş gösterdiği zaman Esad rejimi, Alevi kadroların bürokrasi de kilit noktalarda bulunması nedeniyle, Alevilerin etrafında kenetleneceği ve diğer halkın sisteme boyun eğeceğini umut ederek aynı stratejiyi uygulamaya devam etmiştir. Ancak bu defa uygulanan plan geri tepmiş, Suriye&#8217;deki Sünni halk diğer Arap ülkelerinden meydana gelen isyanlardan ilham alarak ve rejimin uyguladığı dehşette isyan ederek harekete geçmiş, o zamana kadar kendisini bastıran korkularından kurtulmuştur. Halkın üzerine sinen korkuları atması Arap otoritaryanizm oyununun gelişmesinde önemli değişiklere yol açmıştır. <br />
<br />
Halk arasında yönetim karşıtı ortak bir ulusal ideolojinin teşvik edilmesine neden olan Esad rejimi iflasının sonuçları tamamen açık hale gelmiştir. Suriye Sünni halkına, Şii azınlığa karşı nefret duygularını göstermek üzere teoloji çağrısı yapılmıştır. El-Kaide ideolojisi ve dünya görüşüne benzer Sünni inhisarcılığı yapılanması norm haline gelmiştir. Esad yönetimi Alevi topluluğunun desteğini sağlama aldığı zaman, Sünni isyancıların rejim tarafından işlenen suçların cezasını Alevilere çektirecek hale gelmesi pahasına icraatlarda bulunmuştur. Bitmek bilmeyen bu savaşa devam edildiği sürece, görüşmelerde çözüm bulma ihtimali de azalmaktadır. <br />
<br />
İran bir yandan bütün varlığıyla Alevilere destek verip, milyonlarca dolar finansman sağlarken, diğer yandan, Körfez devletleri de muhalif Sünnileri desteklemektedir. Suriye bu güçler arasındaki çekişmeden dolayı parçalanma yaşamaktadır. Suriye halkını oluşturan her iki tarafın, yakın gelecekte, zafer kazanma iddiasında bulunmaları için artık çok geç olacaktır. <br />
<br />
<b>Kaynak:</b> http://www.project-syndicate.org/commentary/syria-s-intractable-sectarian-civil-war-by-bernard-haykel<br />
<br />
<i><b>İngilizceden çeviren: Nizamettin Karabenk </i></b><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Filmê derhinêrê Kurd Mano Xelil bo yekem li Munîha Almanya </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39916</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mano-khalil-xelat-vergirt.jpg" width="110" height="100"/>Filmê derhinêrê kurd Mano Xelîl bi navê &#8222;Apê Îrbom&#8220; bi elmanî &#8222;Der Imker&#8220;, xelata yekem a festîvala sînema li bajarê Munîha Almaniya di beşê «sînema Alman» de stand. Di vê pêşberkê de 10 fîlm ji bo xelata mezin hatibun hilbijartin. Festîval di rojên 8-15 Gulanê de li dar ket.Film çîroka mirovekî Kurde, &#8222;Ibrahîm Gezer&#8220; (Apê Îrbom), ku bi esle xwe ji Elbistanê ye. Apê Îrbom, heta salê 90î yek ji mezintirîn mêşvanên Kurdîstanê bu, lê mixabin, ji ber zulm û zordariya rejîma Tirk her tiştê wî winda bu. Mala wî xirakirin, mêşên wî kuştin û eu neçar ma bereve û weke penaber were Swîsra. Her ku Apê Îrbom gelek kul, derd û rojên tarî derbas kirine lê însaniya xwe û kêfa xwe ji xwezayê û ji Însan re winda nake. Li Swîsra dîsa dibe xwedî mêş û çiyayên Alpê jê re dibin weke çiyayên Kurdistanê». <br />
Film roja 6 Hizêranê 2013 derbasî sînema dibe.<br />
<br />
Link:<br />
http://www.swissfilms.ch/fr/information_publications/news/-/id_news/5107/teaser/1<br />
<br />
<br /><br />
<img hspace="4" alt="" align="center" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mano-khalil-xelat-vergirt2.jpg" width="510" height="330"/>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Romana  &amp;#8218;Gava ku masî tî dibin&amp;#8216; ya Helîm Yûsiv bi tirkî derket</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39915</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/gava-ku-masi-ti-dibin.jpg" width="90" height="120"/>Ji nav weşanên Notabene li Enqerê, ji wergera Mehmet Çakmak romana  &#8220;Gava ku masî tî dibin&#8221; ya Helîm Yûsiv bi tirkî derket. Roman behsa xortekî ji Binxetê bi navê Masî dike. Masî dil dikeve keçikeke serxetî û dide pey dilê xwe. Dilê wî,  wî dajo ber bi çiyayên Kurdistanê ve û tev li refên şervanan  dibe. Ev şervanên ku ew bi xwe jî mîna masiyên tî hem li rastiya xwe û hem jî li ava azadiyê digerin. Kûçikê masî Bozo, deriyê hesinî yê oda wî, pênûsa wî, nivişta di bin çengê wî de û tiştên wî yên din serpêhatiya wî ya dijwar  bi evînê re, bi şer re, bi mirin, birîndarî, xemgînî û bi tirajediyên sînoran re, li ber çavan radixîne.<br />
<br />
Gava ku masî tî dibin yekem car di sala 2008 an de, ji nav weşanên Lîsê li Amedê  hatiye weşandin. Piştî &#8220;Sobarto&#8221; û &#8220;Tirsa bê diran&#8221; ev romana nivîskar ya sisiyane.<br />
<br />
Hin agahî ji rûpelê weşanxanê yê internetê:<br />
<br />
http://www.notabeneyayinlari.com/tur_detay.php?id=94<br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Rexne, kînkişandin û lêborîn</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39914</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/qado-serin-310312.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/qado-serin-310312.jpg align=left width=85 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Qado Şêrîn</b> / Heçê bê sûnc û guneh be bila destê xwe bilind bike, daku em jêre biçin sicûdê û bidin ser şopa wî, her wiha emê wî mîna tacek ji zêr li ser serê xwe deynin û hîn bêtir emê wî li ser pêximberan bijmêrin.Heçê li dijî rexneya baş derdikeve û sûdê jê newergire, li dijî pêşketina raman û hişmendiya mirovantiyê derdikeve.<br />
<br />
Xwezî tim di bîr û bala mirov deba ku tenê mirî gunehan nakin, tenê zindî şaşiyên kirêt dikin. Mirov dikarin bibin xayîn û xwefiroş, kujer û tiştin din, êdî sûnc û gunehe mirov ji zindiyan re bibin kole, çimkî zindî ye û dikare rojekê kêra jahrkirî di pişta we de jî biçikîne.<br />
<br />
Wexta em rexneyan dikin, em ji bo xêrê dikin, heçê ne di asta rexneyê debe fam nake, kîna me bi kesî re nîne, lê hin kes bi israr wan rexneyan dikin dijîtî, ew qet ne mebesta meye, ew kes kole ne û fikra wan ne azad e, lê ku ew kes niyeta xwe zelal û paqij bikin dê bibînin bê çiqasî rexne di berjewendiya me û wan deye.<br />
<br />
Heçê tevgerê bike wê ileh şaş bibe, ji ber wê mirî gunehan nakin, mirî tevger û xirecirê nakin, icacokan ranakin û ji ber wê gunehan nakin. Zindiyên rexneyê nepejirînin li dijî hişmendî û pêşveçûn û berjewendiyên xwe û me derdikevin. Mixabin hin kes wateya rexneyê nizanin û çilo û çawa be li dijî xwe wek şer radighînin, bi israr didin ser şopa faşî û diktatoran.<br />
<br />
Rexnepejirandin an na encama perwerdeyê ye, hin kes tenê rexneyê wek kînkişandinê dibînin.<br />
<br />
Mirovê ne demuqrat û azad be nikare rexneyan bipejirîne, ma faşî û diktatoran kîjan rojê rexne pejirandine, wan gelek rexnevan kuştine. Hin kes guman dikin ku  ji gunehan bêrî ne, û di eynî wextê de xwe dikin demuqrat, ileh xwe bixin rêza diktatoran. Em jî tiştekî tenê dizanin: Tenê kole, diktator û faşî rexneyan napejirînin.<br />
<br />
Tenê diktator  hemû karînên xwe rast û durust dibînin, çi bikin wê hin jêre li çepkan bidin, ta bi kuştina zarokan, û ne tenê rexneyê napejirînin, belê rexnevan di şevên tarî de dikujin, û ji ber wê civak û komelgeha bê rexne bi pêş ve naçe.<br />
<br />
Hin kes û hin hêzên siyasî wexta rexne li wan dibe, bi israr wan rexneyan li dijî berjewendiyên gel bikartînin, daku rexneyê rawestînin û xwe jê biparêzin, bi texmîna me ev têkçûna herî mezin e.<br />
<br />
Eger kes an girûpek an jî hêzek siyasî hest bûbin ku em di dermafê wan de şaş çûne û me di rexneya xwe de bêbextî li wan kiriye, bila bi şêweyekî mirovan e me agahdar bikin, emê jî bi kêfxweşî lêborînê bixwazin û soz didin ku emê carek din dubare nekin.<br />
<br />
Li dawî, ji ber ku rexne di civaka me kurdan de nîne, û ji ber ku em nehatine perwerde kirin ku rexneyê bipejirînin, civak li paş maye, siyaset li paş maye, çand û gelek tiştên din li paş mane.<br />
<br />
11/05/2013<br />
www.qadoserin.com <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>“Anadili” kullanma hakkı “kendi dili” oldu</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39913</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/uc-parti-anlasti-160513.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/uc-parti-anlasti-160513.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Yeni TC anayasası tartışmaları sürecinde BDP’nin “temel” talepleri arasında yer alan “anadili” kullanma hakkı “kendi dili” ifadesiyle ve gerekçe notuyla yeni anayasa metnine girdi.. Cumhuriyet gazetesinin haberinde şunlar kaydedildi:“ AKP, CHP ve BDP, yeni anayasada İmralı’ya “sandık konulması”nda anlaştı. TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda, “Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkı” başlıklı maddesinde MHP’nin “Abdullah Öcalan’a seçme hakkı tanınıyor” gerekçesiyle itirazına karşın, CHP’nin de rezervini kaldırması üzerine, hükümlülere de “seçme” hakkı tanındı. BDP’nin “ısrarla” önerdiği “anadili” ise MHP’nin itirazına karşın, yeni anayasaya “gerekçeyle” girdi. <br />
<br />
Komisyonun dünkü toplantısında siyasi partilerin daha önce de uzlaşamadığı “vatandaşlık” maddesinde yine uzlaşma sağlanamadı. Komisyonda dün görüşülen, “seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” başlıklı maddenin yeniden müzakeresinde ise AKP, CHP ve BDP “hükümlülere seçme hakkı” tanınmasında uzlaştı.; bu kapsamda mevcut anayasadaki, “taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç, hükümlülerin oy kullanamayacağına” ilişkin hüküm yeni anayasa metninden çıkarıldı. MHP ise “Öcalan’a da oy kullanma hakkı tanınıyor. Bu ileride seçilme hakkına da sirayet edebilecek bir gelişmedir” gerekçesiyle, mevcut anayasadaki hükmün korunmasını istedi. <br />
<br />
Maddenin ilk müzakerelerinde, bu fıkraya “Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ancak kanunda belirtilen hallerde oy kullanamaz” hükmünün konulmasını öneren CHP, dünkü görüşmelerde bu itirazını kaldırınca, AKP ve BDP’nin istediği şekilde, “silah altındaki er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler” dışında herkese oy kullanma hakkının tanınması öngörüldü. <br />
<br />
'ANADİLİ' 'KENDİ DİLİ' OLDU<br />
<br />
Yeni anayasa tartışmaları sürecinde BDP’nin “temel” talepleri arasında yer alan “anadili” kullanma hakkı ise “kendi dili” ifadesiyle yine gerekçe notuyla yeni anayasa metnine girdi. Aynı maddeye konulan ikinci gerekçe notuna göre, devlet, kişilerin cezalarının infazında ve tutukluluk sırasında “kişilerin inançlarını yaşamaları, kültürel yaşamaları, kültürel yaşamlarını sürdürmeleri ve kendi dillerini konuşmalarını” güvence altına almak zorunda olacak. Bu hükme göre, cezaevlerine “mescit” kurulması ya da kişinin namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getirmesi için özel ortam yaratılmasının da yolu açılmış oluyor. “Çalışma, iş güvenliği ve adil ücret hakkı” başlıklı maddede ise 4 parti, “toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin kaldırılması” hükmünde uzlaştı.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Devletten herhangi bir beklentimiz yok! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39912</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/devletten-beklentimiz-yok.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/devletten-beklentimiz-yok.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Botan bölgesinden geri çekilen 2. HPG grubu “Medya Savunma Alanları”na ulaştı. Grup sorumlularından Seyda Gabar gelişlerinde hem asker hem de korucu hareketliliği ile karşılaştıklarını belirtirken, Sosin Alan ise, “HPG ve YJA Star güçleri olarak çatışmaya girmemek için çok özen gösterdik” dedi.ANF´nin haberi: “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın 8 Mayıs tarihinde Kuzey’de bulunan gerilla güçlerini Medya Savunma Alanları’na çekeceğini duyurması ardından dün alana giriş yapan ilk grubun ardından ikinci grup da ulaştı. Kuzey Kürdistan’ın Botan Eyaletin’den yola çıkan ve 9 gün süren yürüyüşten sonra Güney’e ulaşan ‘Demokratik Çözüm Yürüyüşçüleri’ için bir karşılama töreni hazırlandı. 5’i kadın toplam 15 kişiden oluşan grup için sabah saat 08.00 saatlerinde bir tören gerçekleştirildi. Grubun gelişini ve karşılama törenini bazı medya kuruluşları da takip etti.
‘GERİ ÇEKİLMEDE ASKER MUHALEFETİ’<br />
<br />
Grup adına bir açıklama yapan Seyda Gabar,” 15 kişilik grubumuzla Güney alanına giriş yapmış bulunmaktayız. 2012 yılında geliştirdiğimiz devrimci halk savaşını 2013 yılında daha kapsamlı bir düzeye ulaştırmaya hazırlanıyorduk” dedi. 2012 yılı devrimci halk savaşı kapsamında birçok kazanım elde ettiklerini, Botan eyaletinde birçok alanı denetimlerine aldıklarını belirten Gabar, “2013 yılında bu kazanımları büyütmeyi esas aldık. Ancak Önderliğimizin çağrısı temelinde güneye gelmiş bulunmaktayız. Önderliğimiz olmasaydı bu geri çekilme mümkün olmazdı” diye konuştu.<br />
<br />
Gabar, geri çekilmeleri hakkında ise şunları kaydetti: “Biz Önderliğimizin ve halkımızın fedaileriyiz. Gelişimizde hem asker hem de korucu hareketliliği vardı. Yani geri çekilmede hem devlet güçlerinin muhalefeti hem de hava muhalefeti vardı. Bu nedenle normal koşullarda 6 gün süren yürüyüş 9 güne sarktı.”<br />
<br />
‘DEVLETTEN HERHANGİ BİR BEKLENTİMİZ YOK’<br />
Grubun bir diğer sorumlusu Sosin Alan ise, “2013 hamlesine hazırlanıyorduk. Botan’da bu yönlü hazırlığımız vardı. Kış boyu savaşa hazırlandık. Arkadaşlarla bağlantımız yoktu. Bu temelde hazırlığımız yapıyorduk. Arkadaşları ikna etmek zor oldu. Örgüt yönetimi bu konuda uğraştı. Biz önderliğimizin emrindeyiz, önderliğimizi boşa çıkarmayız. HPG ve YJA Star güçleri olarak çatışmaya girmemek için çok özen gösterdik. Bu temelde sürece katıldık. Devletten herhangi bir beklentimiz yok” diye belirtti." <br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İşte PKK'nin yeni adı! </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39911</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-nin-yeni-adi-mi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/pkk-nin-yeni-adi-mi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Grup grup Özgür Kürdistan Bölgesine çekilen KCK´lilerin yeni yol haritasının belli olmaya başladığı ileri sürüldü. iddiaya göre,  Qendîl, silahların bırakılmasının ardından siyaset provasını Başkent Hewlêr´de yapacak. Hewlêr´den kimlik ve örgütlenme izni talep eden KCK, siyasete KCK ismiyle devam edecek. Sabah gazetesinden Hazal Ateş'in haberinin ayrıntısında şunlara yer verildi:”PKK, çekilmenin ardından silahsız siyaset provasına çözüm sürecinde katalizör rolü üstlenecek olan Erbil'den başladı. PKK liderlerinden Murat Karayılan'ın örgüt üyeleri için Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nden talep ettiği "statünün" ayrıntıları belli oldu. Karayılan, Kandil'de yaptığı toplantıda, çekilmenin ardından sayıları 5 bini bulacak olan örgüt üyelerinin resmi varlığı konusunda Erbil'in anlayış göstermesini istedi. Silahların bırakılmasının ardından siyasete KCK adıyla hazırlanan PKK'nın Erbil'den istediği statü talebine yönelik Kuzey Irak'taki kaynaklar, şu bilgileri verdi:<br />
<br />
<b> PKK, KCK OLACAK</b><br />
<br />
"Kandil, PKK'nın Kuzey Irak'taki üssü olarak biliniyor. Örgütün yöneticileri ve üyelerinin vatandaşlık, siyasi kimlik, ikametgâh gibi hiçbir yasal hakları bulunmuyor. Çekilme sürecinin tamamlanması ile birlikte bu bölgedeki militan sayısı ikiye katlanacak. Yaklaşık 5 bine ulaşacak. Kandil'de yapılacak eğitim programı süresince halkın arasına inmeyecekler. Bir süre kamplarda yaşayacak. Çekilme tamamen sonuçlandığında demokratik ve yasal adımların ardından silahların tamamen bırakılması sürecine geçilecek. Bu süreçte örgüt üyelerinin resmi olarak bir siyasi kimliğe sahip olmaları gerekiyor. Siyasi konumlarından dolayı rahat edebilmeleri için örgütlenme, siyaset yapma konusundaki hukuku kısıtlamaların kalkması gerekiyor. Bu bölgede otonomi olsa da yasal konularda ciddi sıkıntılar bulunuyor. Kürt Yönetimi'nin siyasal statüye izin vermesi durumunda örgüte legal örgütlenme yolu açılacak. Böyle bir statü örgütün bölgedeki varlığının sıkıntı yaratmasının önüne geçecektir. Hem diplomatik hem siyasi boyutuyla Erbil normalleşmeye uzanan süreçte önemli bir köprü olacak." Irak Dışişleri Bakanlığı ise çekilen PKK'lıları istemediklerini belirterek, "Çekilme topraklarımıza müdahaledir" demişti. Ortadoğu gerçeği dikkate alındığında Mahmur ve diğer kampların bir süre daha varlığını koruyacağına dikkat çeken yetkililer, "Silahsızlanma sürecinde bu kamplar önemli bir nitelik kazanacak. Daha önce de dile getirildiği gibi silahların BM denetimindeki bu kamplarda bırakılması da söz konusu olabilir" yorumunu yaptı.<br />
<br />
<b> KAMPLARDA BIRAKILACAK</b><br />
<br />
Bugüne kadar Barzani'nin partisi KDP ve KYB ile gizli görüşmeler yapan örgüt ilk kez Süleymaniye'ye basının karşısına çıktı. Aralarında Sabri Ok'un da yer aldığı KCK heyeti, Bölgesel Kürt Hükümeti eski Başkanı Berham Salih ve bölgedeki diğer siyasi partilerle görüşme yaptı.”<br />
<br />
<i<RO/Cemil Süphan</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>İlk “çözüm konferansı” Ankara'da</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39910</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ilk-konferans-ankara-da.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ilk-konferans-ankara-da.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Abdullah Öcalan'ın İmralı'da kendisini ziyaret eden BDP Heyetinden yapılmasını istediği 4 konferansın ilki 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da yapılacak. Konferans sonunda hazırlanan bildiri, Erdoğan ve Öcalan'a gönderilecek...Radikal´in haberi:”Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kendisini ziyaret eden BDP Heyetinden yapılmasını istediği 4 konferansın ilki 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara’da yapılacak. “Demokrasi ve Barış Konferansı” adı verilen konferansa çok sayıda aydın ve sanatçı katılacak. İkinci Konferans ise 8-9 Haziran tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirilecek. Konferansların bildirgeleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan’a gönderilecek. Hükümetin başlattığı çözüm süreci kapsamında Öcalan’ın düzenlenmesini istediği 4 konferans için çalışmalar tamamlandı. Öcalan, İmralı’da kendisiyle görüşmen BDP heyeti aracılığıyla Kandil’e ulaştırdığı mektupta Ankara’da “Barış ve Özgürlük Konferansı”, Diyarbakır’da “Kuzey Kürdistan Demokratik Çözüm, Birlik ve Dayanışma Konferansı”, Brüksel’de “Halkların Demokrasi, Birlik ve Barış Konferansı” ile Erbil’de “Birlik, Dayanışma ve Barış Konferansı” düzenlenmesini istemişti. <br />
<br />
Konferanslardan ilki bu ay sonunda Ankara’da yapılacak. 25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek Konferansa, Türkiye’deki aydınlar, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları ve siyasi çevreler katılacak. Konferansın çağrısı önceki gün Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan’ın da içinde yer aldığı aydın ve sanatçılar tarafından yapıldı. <br />
<br />
İKİNCİ KONFERANS DİYARBAKIR’DA <br />
<br />
Ankara’daki konferansın ardından ikincisi Diyarbakır’da 8-9 Haziran’da gerçekleştirilecek. Diyarbakır’da yapılacak olan konferansa ise Türkiye’deki tüm Kürt çevreleri katılacak. Bunu Brüksel’de düzenlenecek üçüncü konferans izleyecek. Bu konferansa ise Avrupa’da yaşayan Kürt grupları katılacak. <br />
<br />
Dördüncü Konferans ise Erbil’de düzenlenecek. Erbil’deki Konferansta ise Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürt çevreleri çözüm sürecini masaya yatıracak. Konferans için hem PKK’nın hem de Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin çalışmaları devam ediyor. Daha önce de gündeme gelen Erbil’deki Kürt Konferansına bölgesel yönetim tarafından izin verilmemişti. Ancak çözüm süreciyle birlikte Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin de konferansa onay verdiği öğrenildi. <br />
<br />
SONUÇ BİLDİRİSİ HAZIRLANACAK <br />
<br />
Her konferansın ardından birer sonuç bildirgesi yayınlanacak. Hazırlanan bildiriler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan’a da gönderilecek. „<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Dîyarbekîr Zindanı’nda yaşananlar açığa çıkarılmalı!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39909</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/koalisyonda-bdp-agirligi-olmali.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/koalisyonda-bdp-agirligi-olmali.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, 12 Eylül Askeri Darbesi ardından Dîyarbekîr Zindanı’nda, özel de de Dîyarbekîr 5 No’lu Cezaevi’nde yaşananların açığa çıkarılmasının “geçmişle yüzleşme”nin kapısını aralayacağından yola çıkarak TBMM araştırmasını talep etti.ANF´nin haberinde şunlar kaydedildi: ”Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yaşananların açığa çıkarılması ve arkasında bıraktığı büyük travmayı anlamanın Türkiye’de darbeler tarihiyle yüzleşmek ve yakın tarihi deşifre etmek açısından turnosol görevi göreceğini de belirten Baluken, “Diyarbakır Zindanı’nda yaşanan olayların bütün boyutlarıyla araştırılması hali hazırda yürümekte olan ‘Barış ve Demokratik Çözüm Süreci’ne katkı sunacağı aşikardır. Toplumsal barış ve uzlaşı kanallarının açık kalmasını sağlayacak böylesi kararlaşmanın değeri tartışılmazdır” dedi.Mayıs ayının sol kültürün dağarcığında önemli olayların yaşandığı bir ay olduğunun da altını çizen Baluken şunları belirtti: “Ayın ilk gününün işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması, doğanın dirilişinin sembol ayı olması ve mücadele tarihinin yoğunluğunun bu ayda olması hasebiyle değer atfedilen bir aydır. Türkiye devrimci hareketinin mücadele tarihinde de hareketli ve tarihsel izdüşümleri olan bir aydır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu ayda idam edilmişlerdir; İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişi bu aydadır. Yine Haki Karer ve Halil Çavgun da bu ayda katledilmiştir.<br />
<br />
Mayıs ayında Diyarbakır 5 Nolu Zindanı’nda yaşanan bir olay var ki Türkiye toplumsal mücadele tarihine pek çok boyutuyla  ‘ilk’ olma özelliğiyle hafızalarda yer tutar. Bu olay literatüre ‘Dörtler’in eylemi olarak geçmiştir. Sadece Türkiye için değil dünyada da ilk kez olan bir eylem biçimi olması hasebiyle de hafızalarda derin bir iz bırakır.”<br />
<br />
Esat Oktay Yıldıran ve ekibinin başını çektiği işkence ve kötü muamelelerin Diyarbakır Zindanı’nda bir istisna olduğunu da belirten Baluken, “12 Eylül Cuntası’nın siyasal devamının sağlanması adına hukukun kendini askıya aldığı yasasızlık halinin, sürekli bir hal alarak,  yasasızlığın-hukuk dışılığın bir yasaya ve hukuka dönüşmüş olduğu yani yasasızlığın ve hukuk dışılığın normal bir durum haline geldiği büyük bir satıhtır Diyarbakır Zindanı. Bu satıh ‘Burası askeri bir okuldur. Bu okulun tek amacı vardır; o da sizi Türkleştirmektir’ diyen resmi ideolojinin zihniyetinden mülhem yedi yüz yetmiş dokuz bin kilometrekarelik bir sathın izdüşümüdür” dedi.<br />
<br />
Diyarbakır Zindanı’nda yaşananların araştırılması için Meclis’in kuracağı bir araştırma komisyonunun “geçmişle yüzleşme”nin kapılarını açacağını, haksızlıkların ve mağduriyetlerin hatırlanmasında önemli bir köprü görevini göreceğini de kaydeden Baluken son olarak şunları belirtti: “Komisyonun, dönemin atanmış ve seçilmiş sorumlularının, askeri ve sivil bürokratların sorgulanmasını talep etmek ve sorumluları açığa çıkartarak mahkûm edilmelerini sağlamak hakikatle yüzleşme açısından büyük bir değer atfetmektedir. Bu soruşturma ve yüzleşme sonrası mağdur edilen kişi ve ailelerinden özür dilenmesi ve Diyarbakır Zindanı’nın müzeye dönüştürülmesi Türkiye’yi büyük bir utançtan ve ayıptan kurtaracaktır.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Sürece dair</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39908</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/mir-dengir-firat-tarafta.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/mir-dengir-firat-tarafta.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Dengir Mir Mehmet Fırat*/</b> Oldum olası nedense <b> AÇILIM </b> veya <b> SÜREÇ</b>  sözcüklerinden bir türlü haz etmedim.Önce <b> Kürt Açılımı</b> daha sonra <b> Demokratik Açılım</b> ve nihayetinde <b> Barış ve Kardeşlik Açılımı </b> olarak nitelendirdiğimiz dönem ile son olarak <b> SÜREÇ</b> olarak nitelendirilen, ülkedeki çatışma durumunun ortadan kaldırılıp barış sağlanması sanki bu deyimlerin ifade edildiği tarihte başlamış yepyeni ve kendiliğinden oluşmuş gelişmelermiş gibi bir algılamayı hep yanlış olarak nitelendirdim. Zira hiçbir siyasi ve sosyal gelişim aniden başlayıp gelişmez/ gelişemez. Mutlaka o gelişmeyi güncelleştiren gelişmeler çok önceden başlamış ve o noktaya gelinmiştir.2000’li yılların başlarına dikkatlerimizi çevirecek olursak şunları görmemiz kaçınılmazdır. Bugün güncel olarak konuştuğumuz veya yazdıklarımızı 2000’li yılların ortalarında dahi konuşup yazmamız hatta mimiklerimizle dahi ifade etmemiz ağır cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalacağı gibi devlete egemen güçler tarafından devlet eliyle meçhul bir cinayete kurban gitmeniz olağan gelişme olarak nitelenirdi.<br />
<br />
Asıl süreç Türkiye’nin AB şemsiyesi altında demokratikleşme ve özgürleşme süreci diyeceğimiz ve oldukça çetin geçen bir süreci kapsar. Ve bu sürecin bir sonucu olarak devlet içinde İttihat Terakki’den bu yana palazlanmış ve hep perde arkasında ülkeyi yönetmiş olan hukuk ve demokrasi dışı devlet içindeki yapılanmalarla hesaplaşma sayfasının açılması ile bugünlere gelinmiştir.<br />
<br />
Bu gelişmenin baş aktörü 2002 seçimleri ile hükümeti kuran AK Parti ve onunla birlikte diğer özgürlükçü ve demokrat kişi ve gurupların yanında <b> TARAF</b>’ın katkıları unutulamaz.<br />
<br />
Son günlerde bir türlü mantıki bir izahını bulamadığım <b> DEMOKRASİ- BARIŞ</b>ikilemi veya hangisinin öncelikli olması gerektiği anlamsız tartışmasının temel nedeni bence çok yakın tarihimizi unutmuş olmamız veya dikkate almamamızdır.<br />
<br />
Yakın tarih şunu ispatlamıştır ki, ülkede belli bir düzeyde demokratikleşme sağlanmasa ve bir hukuk devletinin temelleri atılmamış olsaydı bugün ne açılımdan ne de süreçten bahsedebilmemiz mümkün olurdu.<br />
<br />
Ülkede iç barışın sağlanmaması demokratikleşmenin yavaşlaması ve hatta durması sonucunu doğurmuştur. Barış yönünde ufak adımlar atılmaya başlanmasıyla birlikte yargı paketleri adı altında ufak da olsa demokratikleşme adımlarının hızlandığını yaşadık.<br />
Ülkede barışın sağlanması yönünde 150 yıldır atılamayan önemli adımlar büyük bir cesaretle atılmaya ve hayata geçirilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
Bu cesareti gösteren ve bekli de siyasi geleceğini tehlikeye atmaktan çekinmeyen Başbakan’a öncelikle teşekkür etmek isterim.<br />
<br />
Aynı şekilde barışın tesisi için adım atan diğer tarafı da kutlamak gerektiği kanısındayım.<br />
<br />
Barışın tesisi yönünde birinci aşama olarak adlandırılan çatışmazlık süreci ve yurtiçindeki silahlı militanların yurtdışına çıkışları başlamıştır ve umarım ki bu etap en kısa sürede tamamlanarak ikinci ama en zor ancak en kazançlı etaba başlanır.<br />
<br />
İkinci aşama olarak Türkiye’nin çağdaş bir demokrasi ve hukuk devleti olma yolundaki atılımının tüm halkımız için mutlu sonuçlar doğuracağını ve toplum arasında yaratılmış olan şüphe ve kopuşları ortadan kaldırarak eşit vatandaşlık paydası altında mutlu ve müreffeh bir toplum yaratacağını hep birlikte görme imkânına kavuşacağız.<br />
<br />
Bu ikinci aşamada öncelikle özgürlükleri kısıtlayan TMY, TCK ve bazı özel kanunlardaki hükümlerin düzeltileceğini ama aynı zamanda Siyasi Partiler Yasası ve Seçim kanunlarının düzeltilmenin ötesinde yeniden yazılacağını beklemek abartılı olmayacaktır.<br />
Değiştirilen coğrafi yer isimlerinin iadesi veya her ikisinin birlikte kullanılması, harf yasağı gibi gülünç yasaklar da hemen kaldırılmalıdır.<br />
<br />
Bunlar söylerken <b> DEMOKRATİK, ÖZGÜRLÜKÇÜ, KATILIMCI</b>, tavizsiz <b> HUKUK DEVLETİNİ</b> öngören bir anayasa çalışmasının aksatılmadan yürütülmesi ve hayata geçirilmesi gerektiğini unutmadığımı vurgulamak isterim.<br />
<br />
Bu ikinci aşamada devlet bunları hayata geçirmeye başladığı andan itibaren bir daha ele alınmamak üzere silahların gömülmesi gerektiği tartışılmaması gereken bir sonuçtur.<br />
<br />
Şu unutulmamalıdır ki, ülkede barışın tesisi bazı çevrelerin bugüne kadar bir şekliyle yürüttükleri halkın iradesi dışındaki ayrıcalıkları ve hatta devlet erkine ortaklıkları bu barışla sona erecektir. Bu nedenle dış güçlerle ülke aleyhine ittifaklar yapmaktan çekinmeyecek olan bu çevrelerin imkânlarının kısıtlanması ise ancak süreci hızlandırmakla mümkün olacaktır. Bu nedenle sürecin hızlandırılması kaçınılmaz bir zarurettir.<br />
<br />
<i>*Taraf/16.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Swoboda: Erdoğan'ın Esad'la kıyaslaması kabul edilemez </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39907</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/swoboda-kilicdaroglunu-kabul-etmedi.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/swoboda-kilicdaroglunu-kabul-etmedi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Beşşar Esad ile kıyaslamasının "kabul edilemez" olduğunu bildirdi.Kılıçdaroğlu 'nun, dün Brüksel'de yaptığı açıklamalarda Erdoğan ile Esad'ı kıyaslayan ifadeler kullanması üzerine duyduğu rahatsızlığı dile getiren ve Kılıçdaroğlu ile planlanan ikili görüşmesini gerçekleştirmeyen Swoboda, bugün de sosyal paylaşım ağı Twitter üzerinden konuya ilişkin açıklamada bulundu. Türk medyasının kaydettiğine göre,“Swoboda, Twitter'dan paylaştığı mesajında, " CHP liderinin, benim davetlim olarak, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı Esed'le kıyaslamasını kabul edemem. Bu kabul edilemez" ifadesini kullandı.<br />
<br />
<b>GÖRÜŞME İPTAL ETTİREN SÖZLER </b><br />
<br />
Hannes Swoboda, Kılıçdaroğlu ile dün düzenlediği ortak basın toplantısında kendisine yönelik sorular bitince, bir kısmına Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı Sosyalist Grup toplantısına geri dönmüş, bu sırada soruları cevaplandırmaya devam eden Kılıçdaroğlu, "Reyhanlı'da ölen 51 kişinin katili Recep Tayyip Erdoğan'dır. Onun sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır. İstiyorsa gitsin Reyhanlı'da yurttaşlara sorsun" diye konuşmuştu. <br />
<br />
Esad ile Erdoğan'ın "baskıcı" olduklarını ve aralarında "ton farkı" bulunduğunu da söyleyen Kılıçdaroğlu, "Ne fark var aralarında demokrasi açısından?" diye sormuştu.<br />
<br />
Swoboda, olayın ardından yaptığı açıklamada, Erdoğan'ın Suriye halkına yönelik savaş ve teröre devam eden Esed'le kıyaslanamayacağını ifade etmiş, Kılıçdaroğlu ile planlanan ikili görüşmesi ise iptal edilmişti. <br />
<br />
AP Sosyalist Grup kaynakları, Swoboda'nın, Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan ile Esad'ı kıyasladığı açıklamasından rahatsızlık duyduğunu ve Sosyalist Grup bu konuda farklı görüşe sahip olduğu için tavır göstermek amacıyla Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini belirtmişti. <br />
<br />
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ise, Kılıçdaroğlu'nun, rahatsızlığını ifade eden Swoboda ile görüşmenin uygun olmayacağı ve yarar sağlamayacağı kanaatiyle görüşme yerinden ayrıldığını açıklamış, AP'yi ifade özgürlüğü konusunda eleştirmişti.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Reyhanlı - Dağlıca’da kritik benzerlik</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39906</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/baransu040311.jpg><img src=http://www.rizgari.com/images/baransu040311.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Mehmet Baransu*/</b> Türkiye, geçen hafta sonu kanlı bir saldırıyla güne başladı. Hatay’ın Reyhanlı İlçesi’nde iki araca konan bombaların patlatılması sonucu resmî rakamlara göre 51 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce insan da yaralandı. Saldırıyı bir grup gazeteciyle birlikte bir iş seyahati için gittiğimiz Malezya’da öğrendik. Detayları öğrenmek için günlerce interneti takip ettim. Hem hükümet yetkilileri hem gazetecilerin aktardığı bilgilerin satır aralarını okumaya çalıştım. Kamuoyunda bugüne kadar yaşanan istihbarat, istihbarat zaafı, hedefin Ankara olduğu tartışmalarının ötesinde, olayın yaşandığı ilk günün akşamı ağzımdan şu cümle döküldü; “Reyhanlı, Dağlıca baskınına ne kadar da benziyor.” Bu benzerliği nasıl kurduğumu merak ediyorsunuzdur, anlatayım.<b> Tıpkı bugünlerdeki gibi... </b><br />
<br />
Türkiye, 22 Ekim 2007 Pazar günü, Cumhurbaşkanı’nı kimin seçeceğiyle ilgili referandumda sandık başına gitmiş, aynı gün Dağlıca taburuna yapılan baskın haberiyle güne uyanmıştı. 12 asker şehit olmuş, sekiz asker de kaçırılmıştı. Referandumun yanı sıra aynı günlerde Türkiye’de, PKK baskınları sonucu Meclis’ten alınan sınır dışı operasyon kararının hayata geçirilmesi tartışmaları yaşanıyordu. Medya ve asker, Meclis’ten alınan karar gereği, karadan sınır dışı operasyonunun bir an önce yapılması için iktidara baskı yapıyor, “daha ne duruyorsunuz” sözleri yükseliyordu. Tıpkı bugünlerde uluslar arası güçlerin Türkiye’yi Suriye bataklığına sokmak istemesi gibi, o günlerde de birileri orduyu Kuzey Irak’a çekmek için var gücüyle mücadele ediyordu.<br />
<br />
Hatırlarsanız, Dağlıca baskınından 10 gün sonra Başbakan Erdoğan yine “tarihî” bir Amerika gezisine çıkmıştı. 5 Kasım 2007 günü Bush’la görüşmüş, yapılan görüşmede Amerika, PKK’ya karşı aktif destek verme kararı almıştı. Bu da “anlık istihbarat” kelimeleriyle kamuoyuna duyurulmuştu. Bu görüşmenin ardından da dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Güneydoğu’yu BBG Evi gibi gözetlediklerini, izlediklerini açıklamıştı.<br />
<br />
Bu görüşmeden yaklaşık üç ay sonra da Türk ordusu, “Güneş Harekâtı” denen operasyonla, bir kış günü karadan Kuzey Irak’a girdi. Operasyonda her gün şehit haberleri geliyordu. Daha sonra askerlerin çoğunun donarak öldükleri ortaya çıkacaktı. Hükümetin, “Kuzey Irak’ta uzun süre kalacağız” dediğinin ertesi günü ise Amerika Türkiye’yi uyarmış, Dışişleri Bakanı’nın “terk edin” cümlesiyle, aynı gece yarısı, Türk askeri bu bataklıktan son anda kurtulmuş, yurda dönmüşlerdi. Reyhanlı saldırısı sonrası Başbakan’ın yapacağı Amerika gezisinde de Suriye, kara operasyonu gibi planlamaların konuşulması da bu açıdan not edilmesi gereken bir benzerlik.<br />
<br />
Bir başka benzerlik de istihbaratla ilgili. Hatırlarsanız Dağlıca baskınından aylar sonra Dağlıca’yla ilgili bir askerî belgeyi kamuoyuyla paylaşmıştım. Belge, baskından önce tüm birimlere çekilen bir istihbaratla ilgiliydi. Belgede, baskını kimin, kaç kişiyle nasıl yapacağı gibi ayrıntılar yer almıştı. Hatta baskını yapacak grup liderinin ismi, “çok yakın zamanda baskın yapacakları” notu bile vardı. Belge baskından dokuz gün öncesine aitti. Genelkurmay Başkanlığı dahil tüm askeri birimlere gitmiş, dikkatli olmaları yönünde uyarılmışlardı. Buna rağmen baskın gerçekleşmiş, 12 asker şehit edilmiş, sekiz asker kaçırılmıştı.<br />
<br />
<b> Yayın yasağı da aynı</b><br />
<br />
Reyhanlı’yla ilgili bugünlerde kamuoyuna yansıyan istihbarat notlarında da benzer durumu görmek mümkün. Araç plakasına varıncaya kadar istihbarat bilgisinin alındığı bir olay önlenemedi ve 51 kişi hayatını kaybetti. Reyhanlı- Dağlıca benzeri bir gelişme de yayın yasağıyla ilgili yaşandı. Yukarıdaki Dağlıca belgesini yayımladığım gün Genelkurmay Başkanlığı konuyla ilgili yayın yasağı kararı almış, Taraf gazetesine de bir mahkeme kararı göndererek, “Yayın yaparsanız gazetenizi gelip basar, elinizdeki tüm belgeleri alırız” tehdidinde bulunmuştu. O gün gerçeklerin ortaya çıkmaması için askerlerin yaptığı uygulamayı, bugün hükümetin yapması da ayrı bir benzerlik olarak not edilmesi gereken bir durum.<br />
<br />
Dağlıca’da uluslararası aktörlerin Türkiye’yi çekmeye çalıştığı noktayla, Reyhanlı saldırısı sonrası konuşulan ve yaşananların neredeyse birebir örtüşmesi tesadüf olmasa gerek. Umarım, Güneş Operasyonu’nda yaşandığı gibi Türkiye bir hata yapıp, Suriye bataklığına girmek durumunda kalmaz. Bush’un yaptığını, Obama Erdoğan’a yaptırmaz.<br />
<br />
<b> mbaransu@gmail.com</b><br />
<br />
<i>*Taraf/16.05.2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan: Suriye bir numaralı konumuzdu</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39905</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/erdogan-obama-gorusmesi-160513.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/erdogan-obama-gorusmesi-160513.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Türk Başbakanı Erdoğan, ABD Başkanı Obama'ya, hat sanatıyla ismi işlenmiş bir levha hediye etti. Erdoğan, resmi temaslar için gittiği ABD’de TSİ 17:00’de Başkan Barack Obama ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, Erdoğan görüşme öncesinde Obama’ya Türkiye’den götürdüğü bir hediyeyi de sundu. Erdoğan hediye olarak üzerinde hat sanatı ile "Barack Hüseyin Obama" yazılı bir levha seçmişti. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te gerçekleşen görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, Obama ile yaptıkları görüşmede Suriye'nin bir numaralı konu olduğunu söyledi.<br />
<br />
<b>Obama'dan açıklamasının satır başları:</b><br />
<br />
”Bu ziyaret ABD'nin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi için güzel bir görüşme oldu. Afganistan konusunda, nükleer silah konusunda ve bölgede nükleer silahlanma tehdidinden bahsettik. İsrail ile olan ilişkileri normalleştirme konusundan bahsettik.<br />
Yatırım ve ticareti geliştirmeye karar verdik. Son 4 yılda ticaretimiz arttı. Üst düzey bir komite oluşturacağız.<br />
<br />
Müttefikler olarak karşılıklı güvenliği destekleme kararı aldık. Amerikan halkı olarak size taziyelerimi iletmek istiyorum. Reyhanlı'daki saldırıyı kınadığımızı belirtiyorum.<br />
<br />
Türk halkı Suriyelilere inanılmaz bir misafirlik gösterdi.  ABD bölge ülkelere yardım etmeye devam edecek, bu yükü taşımasına yardımcı olacak. Gıda, sığınma ve sağlık konularında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.<br />
Esed rejimi üzerindeki baskıyı artıracağız. Muhalefetin yanında olacağız, Esed'in olmadığı bir Suriye için. Esed'in gitmesi konusunda hem fikiriz. Esed'in tiranlığından bağımsız bir Suriye için uğraşacağız.<br />
Kırmızı çizgilerden bahsettim. Kimyasal silahlar medeni dünyanın olmasını istemediği bir durum. Benim niyetim Uluslararası topluma bildiklerimizi aktarabilmek ve bunlara ek olarak Esed üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilmek ve muhaliflerle birlikte çalışarak geçiş sürecini gerçekleştirmek. Bu ABD'nin kendi başına yapabileceği bir durum değil.<br />
<br />
Esed'in daha önce gitmesini isterdik. Esed'in meşruluğunu kaybettiği, kendi halkını öldürdüğü doğru. Esed'in gitmesi ne kadar erken olursa o kadar iyi. Nasıl olacak? sorusu sorulduğunda ise sihirli bir yanıt yok.Biz bu konuda devamlı bir uluslararası bir baskı sürdüreceğiz. Cenevre'de siyasi geçiş sürecini oluşturacağız. İnsani bir dram yaşanıyor. Bununla ilgili iki ülke arasında gözle görülür bir gelişme kaydediyoruz. <br />
<br />
<b>Erdoğan'dan satır başları:</b><br />
<br />
Boston saldırılarıyla ilgili üzüntülerimi dile getiriyorum. Uzun süre terörle mücadele etmiş bir ülke olarak bunu iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Suriye konusu gündem konularımız arasında ilk sırayı aldı. Suriye'de kanlı sürecin sonlandırılması, halkın meşru taleplerinin gerçekleşmesi konusunda ABD ile aynı düşüncedeyiz. Bu konuyu akşam yapacağımız görüşmede daha detaylı ele alacağız.<br />
<br />
Irak önemli bir konumuzdu. Irak'ta seçimlerin şeffaf bir şekilde yapılması, tüm siyasi kesimlerin katılımıyla huzurlu ve istikrarlı bir sürecin başlaması ortak temennimizdir.<br />
<br />
Terörizmle ortak mücadelemiz devam edecek.<br />
ABD ilişkileri açısından tarihi bir gün yaşadığımıza inanıyorum.<br />
<br />
Haziran ayı içerisinde Gazze ziyareti söz konusu. Sadec Gazze'ye değil, Batı Şeria'ya da ziyaret gerçekleştireceğiz. Bu ziyaretin Filistin barış sürecine de katkıda bulunmasını diliyorum.<br />
<br />
Gerek kimyasal silahlar konusunda, gerek füzeler konusunda belgeleri ilgili birimlerimiz paylaşıyor. Bu konuları aramızda paylaşıyoruz. Süreci bu şekilde ilgili birimlerimizle sürdüreceğiz.<br />
<br />
Suriye meselesinde uluslararası camianın hassasiyetini göstermesi için biz Türkiye olarak çaba gösterirken, inanıyorum ABD'de de bu konuda çaba gösteriyor. Buna hassasiyet gösteren ülkeler var. Bu görüşmeden sonra çok daha fazla ülkeyi ziyaret ederek, Suriye'ye hassasiyeti daha artırmak, daha hızlı demokrasi getirmek için gayretimizi sürdüreceğiz.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Devletinin lehine yalan haber de yapmış!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39904</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ezgi-basaran-240413.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ezgi-basaran-240413.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Ezgi Başaran*/ </b> Aydınından öğretmenine, doktorundan yargıcına... Devletine bu kadar âşık bir halk, her devlete nasip olmaz.İki gün önce, öğleden sonra vakti.. Kabadayılık ve öğrenci fişleme konusunda akademi âleminde bir marka haline gelen dekanın fakültesinde gazetecilik yüksek lisans dersi.. 60’larında bir gazetecilik hocası –ki kendisi sadece yüksek lisans derslerine değil, birinci sınıf iletişim öğrencilerine gazeteciliğe giriş, haber yazma dersi filan da veriyor- sınıfa giriyor ve lafa 1. Körfez Savaşı ile başlıyor. Diyor ki, “Bak Amerikan medyası o dönemde ne iyi etti. Hep savaşa girilmesinin gerekliliğiyle ilgili haberler yaptı. Olması gereken de budur zaten. Bir gazeteci, bir ajans ülkesinin lehine haberle yapar.” Sonra da ekliyor: “Milletimin, devletimin lehine sansür de yaptım, yanlış haber de. Bununla gurur duyarım. Bunun aksini yapan o. çocuğudur. ‘Ben gerçekleri yazarım’ diyenler, anaları o. olduğunda, ‘Benim anam o.’dur diye yazacak mı?” Kalakaldınız değil mi? İsterseniz gözünüzü iki satır yukarıya kaydırıp bir daha okuyun. Ben duyduğumda “Efendim? Ney? Kim? Ne zaman?” şeklinde bir kara deliğe doğru savrulduğum için böyle bir tavsiyeyi gerekli gördüm. <br />
<br />
* * * <br />
İnsanlık terbiyesi ve gazetecilik zihniyetindeki bu irtifa kaybı nereden kaynaklanıyor derseniz… İki hafta önce, yine bir öğle vakti, yine bu faziletli hocamız, yine gazetecilik anlatmak üzere aynı sınıfa giriyor. (Bu kişinin gazetecilik anlatması kurtla kuzunun karşılaşması kadar tehlikesi aleni olan bir durumdur.) Bu kez bir haber ajansının dış haberler sorumlusunu da konuk çağırmış. Sorumlu kişi sunumunu yaptıktan sonra sınıftan birkaç öğrenci, söz konusu ajansın Suriye haberleriyle ilgili eleştiriler yöneltmiş. Faziletli hoca, sen buna bi sinirlen, bi sinirlen. Konuğuna karşı mahcup olması bir kenara, bu gençlerin kafası nasıl böyle karıştı, kirlendi diye bi içerle. E bu durumda… 2 hafta sonra… Reyhanlı’daki patlamanın ardından girdiği derste, olur da yayın yasağı gündeme gelir, bir öğrenci çıkar haber alma özgürlüğünden, Suriye meselesinde Türkiye gazetelerinin nasıl sınıfta kaldığından bahseder diye… George W. Bush usulü önleyici vuruşunu yapmış sınıfa. Küfürlü önleyici vuruş. Türkiş hoca stayla. Nor-Mal. <br />
<br />
* * * <br />
<br />
70’ine merdiven dayamış bir adama terbiye, izan, gazetecilik filan anlatacak değiliz. <br />
<br />
Yahut… Bir ak kaşık olmasa da Amerikan medyasının 1. Körfez Savaşı, Irak Savaşı, 11 Eylül ertesi olmak üzere nasıl tavır aldığını, bu aralar sunulduğu gibi yayın yasağı diye bir şeyin olmadığını anlatmanın da bir yararı olmaz. <br />
<br />
Diyeceğim başkadır: Aydınından öğretmenine, doktorundan yargıcına… Devletine bu kadar âşık bir halk, her devlete nasip olmaz. Türkiye Cumhuriyeti kıymetini bilsin. Geçen gün televizyonda bir âkil adamımız geniş geniş anlatıyordu belirlenmiş bölgesinde vatandaşla iletişimini: “Çözüm süreci kesin işe yarayacak çünkü ilk defa devlet vatandaşın ayağına gidiyor, onları dinliyor.” Aydın diye âkil adam listesine seçilmiş, kendini devlet sanıyor. Birinci yazık. Devletmiş gibi algılanmanın bir aydın için ne büyük bir fecaat olduğunun farkında değil. İkinci yazık. ‘Vatandaşın ayağına gitmek’ gibi bir kavramdan söz ettiğine göre devletin ne varoluş sebebini anlamış ne de 21. yüzyılda geldiği noktayı biliyor. Üçüncü yazık. Gazetecilik hocası devleti için yalan haber yapar, yapmayana küfreder. Aydını devlet adına halkın ayağına gider, Kürt sorununu böyle çözeceğini sanır. İşte vesayetlerin en aşılmazı, en zehirlisi budur. Tüm faili meçhullerin, (dün ve bugün yaşanan) katliamların, vur emirlerinin, cinayetlerinin arkasında bu vesayet vardır. Devlet aşkı vesayeti.<br />
<br />
<i>*Radikal/16/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Erdoğan ve Obama'nın görüşmesi başladı</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39903</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/16/fft78_mf1459556.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/16/fft78_mf1459556.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> ABD'de resmi temaslarda bulunan Erdoğan ile ABD Başkanı Obama'nın görüşmesi başladı. WASHINGTON'da temaslarını sürdüren Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama'yla görüşmek üzere Beyaz Saray'a geldi.Radikal´in kaydettiğine göre Erdoğan’ı Beyaz Saray önünde merasim kıtası karşıladı. Erdoğan Başkanlığındaki Türk heyeti, Obama heyetiyle TSİ saat 17:00’de ilk görüşmelerine başladı. Görüşmeden ilk kare de ajanslara yansıdı. Erdoğan’ın her iki yanında Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yer alıyor. Hemen karşısındaki Obama’nın yanında ise Dışişleri Bakanı John Kerry ve Başkan Yardımcısı Joe Biden görülüyor. <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Davutoğlu'ndan 'BAAS'lı geçiş'e yeşil ışık</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39902</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/davutoglu-yine-rest-cekti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/davutoglu-yine-rest-cekti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TC Başbakanı Erdoğan’ın ABD Başkanı ile görüşmesine saatler kala, Suriye'de BAAS'lı geçişe yeşil ışık yaktı.Radikal´den Drniz Zeyrek´in öuel haberinde sunlara yer verildi:“Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesine saatler kala Erdoğan'ın dosyasındaki mesajlar da netleşmeye başladı. Erdoğan, Rusya ile birlikte konferans düzenleyip Suriye'de BAAS rejiminin de temsilcilerinin olacağı bir geçiş hükümeti kurmayı isteyen Obama'ya, "Türkiye'ye gelmiş bir sığınmacı ertesi gün kendini güvende hissedip geri gidebilecekse, geçiş yönetiminde eli kana bulaşmamış insanlar olacaksa Türkiye destek verecek" mesajını iletecek. Başbakan Erdoğan'a Washington'da eşlik eden bakanlardan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, görüşme öncesi bir grup gazeteci ile sohbet etti. Türkiye'den ABD'ye yapılacak ziyaretler konusunda, "ABD isteyecek Türkiye yerine getirecek" algısı olduğunu söyleyen Davutoğlu, kendi dönemlerinde böyle olmadığını anlattı. "Bizim de isteklerimiz var onların da. Biz buraya oyun planlarımızla geliyoruz. Onların kurduğu oyun planlarını konuşmuyoruz" dedi. <br />
<br />
İKİ SURİYE ŞARTI<br />
<br />
Davutoğlu görüşmede Suriye'nin öne çıkmasının kaçınılmaz olduğunu vurgularken ABD ile Rusya'nın üzerinde çalıştığı 'BAAS'lı geçiş süreci' formülüne nasıl baktıklarını sorunca şu yanıtı verdi: <br />
<br />
"Bizim için önemli olan şu: Bu geçiş hükümeti kurulduktan sonra Hatay'daki Urfa'daki Suriyeli kardeşim sabah kalktığında kendini güvende hissedip ülkesine dönecek mi? Eğer bunu sağlayacaksa bulunan çözüm, biz yanında olacağız..." <br />
<br />
Davutoğlu, "Ama bu süreçte BAAS da olacaksa..." hatırlatması üzerine sözlerini şöyle sürdürdü: <br />
"Bizim anlayışımız belli. Eğer eli kana bulanmamışsa ve çözüm için katkısı olacaksa olabilir. Suriye'de bir doğrudan katliam emri verenler, bir de emirleri uygulamak zorunda kalanlar var. Dolayısıyla Baas içinde olup eli katlima, kana bulaşmamış isimler bulunabilir..." <br />
<br />
KIBRIS, STA, GAZZE<br />
<br />
Davutoğlu, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili istekleri olduğunu belirtirken, Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın şu anda İsrail-Filistin sorununa çözüm bulmaktan daha kolay olduğunu ifade etti. Gündemde Filistin meselesinin de olacağının altını çizen Davutoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Gazze ziyareti ile Filistin'deki tarafların (Hamas-El Fetih vd) birliğinin de ele alınacağını ifade etti. <br />
<br />
Ciroları 120 milyar doları bulan ve yaklaşık 550 bin kişiyi istihdam eden dev şirketlerin patronları ile ABD'ye gelen Erdoğan, ticaret dengesizliklerini ve bu çerçevede ABD ile Avrupa Birliği arasında sürdürülen Serbest Ticaret Anlaşması'nın Türkiye ile ekonomik ilişkilere vereceği zararları da gündemine aldı. Davutoğlu, görüşmede AB ile ABD arasındaki STA görüşmelerini de konuşacaklarını açıkladı.“<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Üretken bir ortaklık</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39901</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.sabah.com.tr/sbh/2013/05/16/100x100/603403797327.jpg><img src=http://i.sabah.com.tr/sbh/2013/05/16/100x100/603403797327.jpg align=left width=110 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>ABD Başkanı Barack Obama*/</b> Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından hemen sonra başlayan Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ortaklığımız sürüyor. NATO müttefikleri olarak, 60 yıldan fazladır ortak güvenliğimizi savunduk. Ve ABD olarak, toplumsal hayatımızı zenginleştiren çok sayıdaki Amerikalı Türk için müteşekkiriz.Bugün, arkadaşım Başbakan Erdoğan'ı tekrar Beyaz Saray'da ağırladığımda ittifakımızın bir sonraki adımlarını belirleyeceğiz. Bu, iki halka da güvenlik, refah ve ilerleme getiren bir ortaklık. Kişisel olarak Başbakan Erdoğan'ın ziyareti, görevimin ilk yılında Ankara ve İstanbul'a ziyaretim sırasında onun ve Türk halkının bana gösterdiği misafirperverliğe karşılık vermek için yeni bir fırsat olacak. Başkan olarak ilk ziyaretimi Türkiye'ye yapmamın nedeni, Türk dostlarımla ilişkileri daha da derinleştirmeyi istemem. 4 yıl sonra, ABD-Türkiye ilişkileri, her zamanki kadar güçlü ve Başbakan Erdoğan'ın ziyareti işbirliğimizi birkaç önemli alanda geliştirmemizi sağlayacak. Öncelikle, ortak güvenliğimize dair kesin sorumluluğumuzun altını çizeceğiz. NATO'nun Türk halkını korumak için Patriot füze savunmasını konuşlandırmasının gösterdiği gibi, müttefik olarak ortak savunmamıza olan bağlılığımız sarsılmaz. PKK'nın şiddeti çok sayıda masum yaşama neden olduktan sonra Türkiye'de kalıcı barış için başbakanın başlattığı cesur çabaları alkışlıyorum. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin kendisini terörizme karşı savunma hakkını tam anlamıyla destekliyor. Ayrıca hukukun egemenliği, iyi yönetim ve insan haklarını geliştirme çabalarını da destekliyor.<br />
<br />
Bu yıl meydana gelen Ankara'daki büyükelçiliğimize karşı düzenlenen saldırıda ülkelerimizin omuz omuza durduğu gibi, geçen hafta Reyhanlı'da masum Türk sivillerin ölümüne yol açan zalimce patlamaları kınıyoruz. Türk dostlarımıza, "Başınız sağ olsun" diyoruz. Washington'da, El Kaide gibi terörist gruplardan gelen tehditler de dâhil olmak üzere, güvenlik işbirliğimizi derinleştirmek için fırsatımız olarak. <br />
<br />
İkinci olarak, ABD-Türkiye ticaretini artırıp halklarımız için daha fazla iş yaratabiliriz. Havacılık şirketlerimiz 3.5 milyar dolarlık bir anlaşma kapsamında en gelişmiş helikopterimizi beraber yapmak üzere çalışıyor. Amerikan ve Türk ilaç ve araştırma şirketleri, ortaklıklar kurarak Türk sağlık sistemini zirveye çıkarabilir. Türkiye'nin artan enerji ihtiyacını karşılamak için temiz enerji ve enerji verimliliği konularında beraber çalışabiliriz. Ve bizim teknoloji şirketlerimiz, Türk çocuklarının eline en gelişmiş eğitim araçlarını verip Türkiye'yi bölgenin eğitimsel yazılım ve inovasyon merkezine dönüştürebilir. <br />
<br />
Aynı zamanda, öğrenci değişim programlarının kapsamını genişletip, Türkiye'ye daha fazla Amerikalı, ABD'ye de daha fazla Türk öğrenci getirebiliriz. 4 yıl önce Türkiye'de tanıştığım inanılmaz öğrenciler gibi, bu genç insanlar Türk inovasyonuna ivme kazandırıp Türkiye'nin dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir.<br />
<br />
Üçüncü olarak Başbakan Erdoğan ve ben, ikimizin de ortak ilgi alanı olan İsrailliler ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı barış ve Mısır ve Libya'daki demokratik geçişi desteklemek dâhil olmak üzere, bölgesel sorunlara da değineceğiz. Ve İran'a karşı getirilen yaptırımların Türkiye gibi ülkelere bir maliyeti olduğunu kabul etsek de, Türkiye dâhil tüm bölge için tehdit oluşturacak nükleer silah sahibi bir İran olmaması için beraber durmalıyız. <br />
<br />
Ve en acil olarak, Esad rejiminin Suriye halkını korkunç bir şekilde katletmesini durdurmak için beraber çalışmaya devam etmeliyiz. Başbakan Erdoğan ve ben, ılımlı muhalefeti güçlendirip Beşar Esad'ın olmadığı demokratik Suriye'ye hazırlık için Esad rejiminin üzerindeki baskıyı artırmaya nasıl devam edeceğimizi konuşacağız. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'ye sığınıp inanılmaz cömert Türk halkına çok şey borçlu olanlar dâhil, Suriyeli mültecilere insani yardım sağlamaya devam edecek.<br />
<br />
Son olarak, Türkiye'nin dünya çapında artan rolü kapsamında, Başbakan Erdoğan'la küresel sorunları görüşmeyi dört gözle bekliyorum. Askeri birliklerimiz, kısa süre sonra güvenliğin yerel güçlere geçeceği Afganistan'da beraber cesurca hizmet veriyor. Beraber, Afrika'nın güvenliği ve istikrarını destekliyoruz. Ve G-20 üyeleri olarak, kendi insanlarımız için iş ve fırsat yaratmaya odaklanarak küresel ekonomik canlanmanın sürdürülebilir olmasını sağlayabiliriz. <br />
<br />
Bu son derece kapsamlı bir gündem ama hem ülkelerimizin paylaştığı menfaatleri hem de Türkiye'nin dünyadaki benzersiz yerini yansıtıyor. Dört yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde söylediğim gibi, "Türkiye'nin büyüklüğü, sizin her şeyin ortasında olabilme yeteneğinizde yatıyor. Burası Doğu ve Batı'nın ayrıldığı yer değil. Burası, onların birleştiği yer."<br />
<br />
Başbakan Erdoğan'ı Washington'da tekrar misafir etmeyi iple çekiyorum. Ve büyük ülkelerimizin beraber çalışmaya devam edeceğine inancım tam. İttifakımız, halklarımızın hak ettiği güvenlik, refah ve ilerlemeyi getirmeye devam edecektir.<br />
<br />
<i>*Sabah Gazetesi/16/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Tarihi bağlantılarıyla beraber Mihraç Ural</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39900</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/sebbihalari-kim-organize-ediyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/sebbihalari-kim-organize-ediyor.jpg align=left width=145 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Reyhanlı saldırısının sorumlusu olarak gösterilen Mihraç URAL´a ait video görüntüleri yayınlandı. incanews.com´da yer verilen haberi yorumsuz olarak aktariyoruz&#8230;&#8220;Suriye&#8217;de Esad yönetiminin halka yönelik katliamına tetikçilik yapan Mukaveme Suriye Örgütü&#8217;nün lideri Mihraç Ural hakkında haberimizi ilginize sunuyoruz.İskenderun Halk Kurtuluş Cephesi &#8211; Mukaveme Suriye adıyla bilinen ve liderliğini Mihraç URAL&#8217;ın yaptığı örgüt, Suriye&#8217;de katliamlara imza atıyor. Ural, Banyas-El Beyda&#8217;da aralarında kadın ve çocuğun olduğu 300&#8217;den fazla sivilin katledilmesinin arkasında Türkiyeli Şebbihalar&#8217;ın, Mukaveme Suriye&#8217;nin olduğunu itiraf ediyor. Banyas&#8217;ta katıldığı bir taziye töreninde şu konuşmayı yapıyor: &#8220;Banyas, hainlerin denize açılabileceği tek çıkış noktası. En kısa sürede Banyas&#8217;ın kuşatılması ve temizlik yapılması gerekiyor.&#8221;<b> Banyas katliamından&#8230;</b><br />
<br />
Mihraç Ural videoda: &#8220;Banyas, hainlerin denize açılmasını sağlayacak tek geçiş noktası.. Mutlaka en kısa sürede Banyas&#8217;ın kuşatılması ve temizliğe başlanması gerekir. Biz &#8220;Suriye Mukavemeti&#8221; olarak desteğe gidiyoruz. Suriye Mukavemeti&#8217;nin misyonu kuşatma ve temizlik. Yönetim gayemiz ve siyasi bir düşüncemiz yok. Devlet var olduğu sürece yönetim var. Adli veya sivil hiçbir işe karışmıyoruz. Bu çaldı, bu öldürdü vs bizi ilgilendirmiyor. Suriye Mukavemeti&#8217;nin misyonu tahrir (kurtarma) ve tathir (temizlik). Bu da bizim bu hafta içinde Banyas&#8217;ta vatani görevimizi yerine getirmek için sahaya inmemizi gerektiriyor. Yakın uzak herkes Suriye Mukavemeti&#8217;nin ne yaptığını görecek. Planımız daima saldırı, sonra saldırı ve sonra yine saldırı şeklindedir. Misyonumuz kurtarmak ve temizlik yapmaktır. Banyas, hainlerin denize açılabileceği tek çıkış noktası. En kısa sürede Banyas&#8217;ın kuşatılması, kurtarılması ve Banyas&#8217;ta temiz yapılması gerekiyor.&#8221; diyor. İşte o video: <b>http://www.incanews.com/?aType=haber&ArticleID=513</b><br />
<br />
<img hspace="6" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mihrac-ural-kimlik-mit.jpg" width="245" height="187" alt=""/>Ural&#8217;ın kendi ifadesiyle Mukaveme Suriye, Suriye&#8217;nin içişlerine karışmıyor. Ural özellikle sınır bölgelerinde görev aldıklarına vurgu yapıyor ve Adana, Hatay ve Mersin gibi Nusayri yoğunluğunun bulunduğu bölgelerden insanların Esad&#8217;ın yanında savaşmak için Suriye&#8217;ye gelmek istediklerini iddia ediyor ve şunları söylüyor: &#8220;Şu anda sadece sınır bölgelerinde faaliyetteyiz. Şu an 2000&#8242;e yakın militanımız var. Bu örgüt, İdlib&#8217;in ilçesi olan Serkin&#8217;den, Kesab&#8217;ın en uç noktasına kadar bu sınır boyunda savunma hareketi olarak yerini alıyor. Biz böyle bir çağrı yapmadık ancak gelip katılmak isteyen binler var. Bölgemizin sınırları suni sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Bu harita gerçekçi bir harita değildir. Bu haritanın yaşaması mümkün değildir. Yoğun olarak Arap Alevileri gelmek istiyor. Onlara bulunduğunuz ülkelerde Suriye dostları olarak etkinliklere katılmanız yeterlidir diyoruz.&#8221;<br />
<br />
95 te Sırp Komitacılar&#8217;ın Srebrenitza&#8217;da yaptıklarını bugün de Ergenekon/Muhaberat&#8217;la işbirliği ilişkileri olduğu düşünülen Mihraç URAL&#8217;ın liderliğindeki &#8220;İskenderun Halk Kurtuluş Cephesi&#8221; isimli Esad yandaşı Mukaveme Suriye örgütü yapıyor.<br />
<br />
Suriye İstihbarat Örgütü &#8216;Muhaberat&#8217;ın ajanlığını yaptığı öne sürülen Mihraç URAL&#8217;ın eski Emniyet Genel Müdürü, eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet AĞAR ve ERGENEKON ile derin ilişkileri var olduğu iddia ediliyor.<br />
<br />
<img hspace="6" align="right" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/mihrac-ural-milisleri.jpg" width="245" height="187" alt=""/>Mukaveme Suriye, Türkiye&#8217;de de boş durmuyor. Bulundukları bölgede Esad Suriyesi&#8217;nin dostları olarak faaliyet yapmalarını istedikleri kişiler özellikle Hatay&#8217;da Esad yönetiminden kaçarak Türkiye&#8217;ye sığınan sığınmacılara karşı Türkiye halkının kışkırtılması için çalışıyor. Barış eylemleri adı altında düzenlenen gösterilerde katliamdan kaçarak Türkiye&#8217;ye sığınan Suriye halkına karşı kin ve nefret tohumları ekiliyor.<br />
Barış eylemleri adı altında &#8220;Suriyedeki &#8216;savaş&#8217;a karşı duruş&#8221; gibi düzenlenen eylemler, basın organları tarafından provokasyon olarak değerlendirilirken, bu provokasyonları THKP-C Acilciler örgütünün &#8216;eski lideri&#8217; Mihraç URAL&#8217;IN yürüttüğü konusuna vurgu yapılıyor.<br />
THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) Acilciler, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP-C örgütünün, hemen hemen tüm liderlerinin 1972&#8217;de Kızıldere olayında öldürülmesini takip eden yıllarda bu hareketi izleyerek kurulan örgütlerden biriydi. Silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt, çıkışında yayımladığı &#8216;Türkiye Devriminin Acil Sorunları&#8217; broşürü nedeniyle THKP-C Acilciler adıyla anıldı.<br />
<br />
THKP-C ile arası açılan URAL, Acilciler tarafından Muhaberat ajanı ve MİT işbirlikçisi olarak görülüyor. Örgüte göre Mihraç Ural hain bir ajan ve aynı zamanda örgütün mallarını zimmetine geçirerek servetini büyüten bir hırsız.<br />
<br />
BBC ile yaptığı röpörtaj&#8217;da Mihraç Ural, Suriye&#8217;de şu anda faaliyette bulunan Mukaveme Suriye örgütünün, THKP-C Acilciler olmadığını, &#8216;yeni bir direniş hareketi&#8217; olduğunu kaydediyor.<br />
<br />
<b> Fransa, Türkiye ve Suriye İstihbarat örgütleriyle ilişkileri</b><br />
<br />
Suriye istihbarat örgütü Muhaberat ile yakın ilişkiler kurduğu bilinen URAL&#8217;ın Fransız istihbaratıyla da dirsek teması olduğu düşünülüyor. Ural yaklaşık 30 yıldır Suriye&#8217;de ve dönem dönem Fransa&#8217;da yaşıyor.<br />
URAL&#8217;ın Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı ile de ilişkisinin ortaya çıkması ve Çatlı&#8217;nın yakalandığında, &#8220;Fransa&#8217;ya &#8216;Acilci&#8217; olarak iltica ettim&#8221; demesi iddiaları kuvvetlendiriyor. O dönemde Çatlı&#8217;ya Acilciler grubundan Mihraç Ural ve Kemal Bayram&#8217;ın referans olduğu da iddialar arasında.<br />
Mihraç Ural, Fransa da kaldığı yıllarda, Esad ailesi ve Suriye istihbaratı adına İslamcı grupları takip etti ve Hasan Cabir simli bir şahsı Fransa&#8217;dan özel yollarla Suriye&#8217;ye getirip el Muhaberat&#8217;a teslim etti. Ural&#8217;ın operasyonuna Fransız istihbaratının yardım ettiği belirtiliyor.<br />
<br />
<b> Esad ailesinin &#8216;içgüveyi&#8217; Ural</b><br />
<br />
Mihraç URAL, Suriye&#8217;nin dilediğini yapma gücüne sahip derin ismi Cemil Esad&#8217;ın sekreteri Melek Fadal&#8217;la evlendi. Cemil Esad Beşar Esad&#8217;ın amcası, Suriye eski devlet başkanı Hafız Esad&#8217;ın ise küçük kardeşiydi.<br />
 <br />
<b>Abdullah ÖCALAN-Mihraç URAL dostluğu</b><br />
<br />
Esad ailesinin Lazkiye&#8217;deki evinde Abdullah Öcalan&#8217;la tanışan Ural, Abdullah Öcalan&#8217;ı Hafız Esad&#8217;a takdim eden kişi olarak biliniyor. İP Genel Başkanı Doğu Perinçek&#8217;i Suriye&#8217;deki karargahında Abdullah Öcalan&#8217;la görüştürenin o olduğu iddia ediliyor. 19 yıl Abdullah Öcalan&#8217;la birlikte yaşayan URAL, onun hakkında &#8220;Apo&#8217;yla 19 yıl boyunca Suriye&#8217;de birlikte yaşadım. Aynı sofrada yedik, aynı evde yatıp kalktık. Dünyada tanıdığım en az milliyetçi olan adamdır.&#8221; diyor.<br />
 <br />
<b> Öcalan&#8217;dan hamisine vefa: &#8220;Ben tekrar Cemil Esad ve Hafız Esad&#8217;ı saygıyla anıyorum.&#8221; </b><br />
<br />
Eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad&#8217;ın kardeşi Cemil Esad, Abdullah Öcalan&#8217;ın Temmuz 1979&#8217;da Suriye&#8217;ye yerleşmesinde önemli rol oynadı. Hürriyet&#8217;in haberine göre Hafız Esad&#8217;ın karakutusu sayılan ve Beşar Esad ile görüş ayrılığına düştüğü için sürgünde olan dönemin dış politikadan sorumlu Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam, Cemil Esad&#8217;ın Öcalan&#8217;ı ilerde Türkiye&#8217;ye karşı kullanmak için Suriye&#8217;ye getirdiğini söylüyor.<br />
Öcalan Suriye&#8217;deki olaylar sonrası TV&#8217;lere konuşan Beşşar Esad&#8217;ın konuşmalarından mesaj aldığını vurgulayarak avukatlarından Esad&#8217;a hitaben mektup yazılmasını istiyor ve şöyle diyor: &#8216;Esad Ailesi Kürtlerle düşmanlık yapmak istemez. Hafız Esad&#8217;ın oğlunun da babasına layık olmasını ve Kürtlere haklarını vermesini diliyorum. Güzel bir mesaj iletin Suriye&#8217;ye. Esad&#8217;ın TV&#8217;de bir demeci çıkmış. Önemli benim için. Kürtler meselesi, bölgede müzakereyle halledilmeli demiş. Esad, Türkiye&#8217;de, İran&#8217;da Kürtlere yönelik şiddet yöntemlerine katılmıyor. Mesajından bu çıkıyor. En azından şöyle bir mektup yazın benim adıma: &#8216;Sayın Esad Suriye&#8217;deki Kürt dostlarımızla ilgili TV&#8217;deki mesajınızı aldım. &#8216;Bölgesel müzakereyle tayin edilmeli&#8217; fikriniz, çözüm yolunda bizim açımızdan çok önemli, teşekkür ederiz. Bu durum babanızın görüşüne de uygundur. Ben tekrar Cemil Esad ve Hafız Esad&#8217;ı saygıyla anıyorum.&#8217;<br />
<br />
<b> Türkiye&#8217;yi nasıl sıkıştıracağını biliyor: &#8220;PKK&#8217;yı sınıra taşı!&#8221; </b><br />
<br />
İddialara göre Esad&#8217;a PKK&#8217;nın Suriye sınırına yerleştirilmesi konusunda fikir veren de Mihraç URAL. Türkiye&#8217;ye karşı PKK kartını kullanması doğrultusunda Esad&#8217;a fikir vermesinden sonra Kamışlı gibi sınır bölgelerindeki yerleşim yerlerinin PKK Suriye kolu <br />
PYD&#8217;ye bırakıldığı öğrenildi.&#8220;<br />
<br />
Habere ait diğer videolar. http://www.incanews.com/?aType=haber&ArticleID=513<br />
<br />
http://www.incanews.com/?aType=haber&ArticleID=513<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Finansial Times: Lihevkirina bi PKK'ê re Tirkiyê nêzîkî petrolê dike </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39899</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/financial-times-erdogan-barzani.jpg" width="145" height="87" alt=""/> Rojnameya Financial Times di gotareke xwe de nivîsand ku ji bo şirîkatiya petrolê Tirkiyê bi Herêma Kurdistanê re li hev kir; ev polîtîkaya aborî ya Tirkiyê digel 'pêvajoya aştiyê' ya bi PKK'ê re hatiye destpêkirin, digunce. Rojnameya navborî 'metirsî û sûdên' girêbesta petrolê ya di navbera rêveberiya Herêma Kurdistan û Tirkiyê de saz bûye, nirxand. Di gotarê de hat gotin ku 'lihevkirina bi PKK'ê re Tirkiyê nêzîkî petrolê dike'. <br />
<br />
Financial Timesê 'pisgirêka Kurdan' ji bo Tirkiyeyê mîna derfet û avantajekê nirxand.<br />
<br />
Herwiha destnîşan kir ku rêveberên Tirkiyê, Başûrê Kurdistanê wekî berdewamî û dirêjahiya aboriya xwe ya xwezayî dibîne. Di gotarê de tê nivîsîn ku tevliheviyên herêmê û pêvajoya guhertinê ya sê car in rê li ber serkeftina Recep Tayyîp Erdogan û partiya wî AKP'ê vedike, destê Enqereyê li hemberî doza Kurdî bi hêz kir. <br />
<br />
Gotara Financial Timesê wiha didome: "Ger Tirkiye bi hemwelatiyên xwe yên Kurd re li hev bike, dibe ku hêz û nifûsa wê ya siyasî li nav Kurdên derveyî sînor jî zêde bike. Her bi heman awayî piştî hilweşîna rejîma Esed, di vê çarçoveyê de dikare bandorê li Kurdên wir jî bike."<br />
<br />
Lê ya herî girîng ew e ku Enqere têkiliyên xwe bi Herêma Federe ya Kurdistana Iraqê ya ku di warê aborî û siyasî de 'defacto' serbixwe bûye re bihêztir dike. Di heman demê de ev polîtîka, bi dûrxistina Bexdayê re dibe ku destê dabeşxwazên Iraqê bi hêz bike. <br />
<br />
Di hevdîtina Erdogan û Obama ya roja Pêncşemê de sedî sed tê payîn ku Obama ji Erdogan re bêje ku rêkeftina Tirkiye bi Hikûmeta Herêma Kurdistanê re Serokwezîrê Iraqê Nûrî Malîkî dê zêdetir bavêje nav pêşa Îranê. <br />
<br />
Lê Malîkî ji bo veqetîna gel û civakên Iraqê ji her kesî bêhtir kar kir. Ne pêkan e, ji rewşa heyî zêdetir nêzîkî Tehranê bibe, jixwe têra xwe nêzîk bûye. Malîkî, dikare ji bo kêmaniyên mîna Kurd û Suneyan dahatûyeke baş amade bike. Lewma divê Malîkî bê givaştin. Li Tirkiyê jî dê hinek rayedar bêjin ku armanca girêbesta bi Herêma Kurdistanê re hatiye morkirin, jixwe givaştina Malîkî ye."<br />
<br />
Di qunciknivîsa navborî de hat diyarkirin ku Tirkiye hewl dide xwe zêdetir bigihîne çavkaniyên gaz û petrolê yên Başûrê Kurdistanê. <br />
<br />
Herwiha hat nivîsandin ku Tirkiye 'lîstikeke mezin dihûne', lê metirsiyên vê lîstikê jî mezin in.<br />
<i>Rûdaw</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Nêçîrvan Barzanî Îmze Da Kempîna Azadiya Ocelan</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39898</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/necirvan-barzani-jibo-azadiya-ocalan-imze-da.jpg" width="110" height="100"/>Duh li Talara civata Wezîran ya Hikûmeta Kurdistanê de, Serokwezîrê Hikûmeta Kurdistanê birêz Nêçîrvan Barzanî beşdariya kempîna kom kirina îmzeyan bo azadiya Ebdulah Ocelan kir. Di çarçoweya kempîna kom kirina 5 miliyon îmzeyan bo azadiya Ocelan de evro jî li civata Wezîran ya Hikûmeta Kurdistanê Serokwezîrê Hikûmeta Kurdistanê îmze da kempîna han.<br />
<br />
Di vê derbarê de endamê kempîna nav hatî Elî Mehmûd eşkere kiriye ku, evro serdana civata Weîzran ya Hikûmeta Kudistanê kirine û ji aliyê Serokwezîrê Hikûmeta Kurdistanê ve hatine pêşwazîkirin û pişt re Serokwezîrê Hikûmeta Kurdistanê bi îmzeya xwe beşdariya kempîna azadiya Ocelan kir.<br />
<i>Ktv</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Kürtlerle Türkler eşit olana kadar Kürtlerin yanındayım</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39897</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ihsan_eliacik_kurdistanin-kurulmasindan-yanayim.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ihsan_eliacik_kurdistanin-kurulmasindan-yanayim.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Anti Kapitalist Müslümanlardan İhsan Eliaçık,“Nemrutlara karşı devrimci peygamberlerin çıktığı Mezopotamya ve Ortadoğu’da bu ruhun bugün yeniden kendini gösterdiğini” belirterek, “Müslümanlarla gayrimüslimler eşit düzeye gelene kadar ben gayrimüslimin yanındayım. Kürtlerle Türkler eşit hale gelene kadar Kürtlerin yanındayım. Kürdistan’ın kurulmasından yanayım. Ancak sınırlara karşıyım” dedi. ANF´nin haberinde şunlara yer verildi:“Söz dergisi okurları öğrenciler, “Ortadoğu’dan Anadolu’ya Kürt sorununda müzakere süreci ve olası sonuçları, Türkiye devrimci hareketinin durumu ve görevleri, Ezilenlerin İslam’ı ve isyan dinamikleri” konulu panel düzenledi. Ankara Üniversitesi (AÜ) Hukuk Fakültesi Dekanlığı’nın “Sebahat Tuncel katılamaz” diyerek, gerekçesiz bir biçimde salon vermemesi üzerine öğrenciler, paneli fakülte kantininde gerçekleştirdi. Panele konuşmacı olarak organize edildiği gibi BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Anti Kapitalist Müslümanlardan İhsan Eliaçık ve Türkiye Gerçeği dergisinden Mehmet Güneş katıldı.<br />
<br />
Panelde ilk olarak söz alan Tuncel, Ortadoğu halklarının kapitalist moderniteye karşı birlikte baş kaldırdığını belirterek, “Ancak itiraz eden halkların örgütlenme gücü zayıf. Örneğin; Ortadoğu’da başlayan mücadelenin ismini ‘Arap Baharı’ diye adlandıranlar egemenlerdir” dedi. Dört parçadaki Kürtlerin devletsiz en büyük halk olduğunu ifade eden Tuncel, “Kürtler sadece bir halk değil. Yeni çağda yeni bir güçtür. Irak’ta kendi kendini yürüten Irak Kürdistan’ı var. Yine Rojava’da Kürtler açısından bir devrim gerçekleşiyor. Kürtler, 17 Temmuz’daki Rojava devrimiyle rejim askerlerini kendi bölgelerinden çıkararak, kendi kendilerini yönetmeye başladılar. Bunun önemli bir boyutu da buradaki Kürtlerin Türkiye sınırında bulunmasıdır” diye kaydetti.<br />
Türkiye’deki Kürtlerin cumhuriyetin ilanından bugüne kadar süren bir mücadelesi olduğunu dile getiren Tuncel, “Eşit yurttaşlık çerçevesinde  bu sorun çözülebilir. Devlet ne kadar yok edeceğiz dediyse bilanço daha da ağır olmuştur. Kürtler açısından yeni bir süreç başladı. Türkiye bu sürece başlarken kendi isteğiyle değil koşulların zorlamasıyla kabul etmiştir. Türk tarafının kafası karışık. Bunun nedeni de Kürtleri yıllardır ‘terörist’ olarak göstermesidir. Şu an ki yeni süreçte müzakere devletle PKK arasında değil devletle toplum arasında olacaktır” ifadelerinde bulundu.<br />
<br />
NEMRUTLARA KARŞI DEVRİMCİ PEYGAMBERLERİN RUHU<br />
<br />
Anti Kapitalist Müslümanlardan Eliaçık, Ortadoğu ve Mezopotamya’nın üç büyük dinin çıktığı yerler olduğunu belirterek, “Burası sürekli akınlara, istilalara uğramış bir coğrafyadır. İnsanlık tarihi boyunca bu coğrafyada güçlerini birleştirenler kazanmıştır. Bu coğrafya Zerdüşt’ün, İsa’nın, Musa’nın çıktığı yerlerdir. Burada ‘Allah’ sözcüğü boş, metaforik bir anlam ifade etmiyor. Çığlıklara karşı ortaya çıkmıştır. Din ruhsuz dünyanın kalbi olarak ortaya çıkmıştır bu coğrafyada. Nemrutlara karşı devrimci peygamberler olmuştur bu topraklarda. Bu ruh bu süreçte kendisini göstermektedir” dedi.<br />
<br />
‘KÜRDİSTAN KURULMALI AMA SINIRLARA KARŞIYIM’<br />
<br />
“Size bugünkü dini anlatalar Emevileri ve Abbasilerin oluşturduğu bir dindir. Yani egemenlerin dinidir” diyen Eliaçık, şunları söyledi: “Anlatılan din, ezilenlerin dini değil. Kuran’ı açtığımızda sürekli ‘yanacaksınız’ deniyor ayetlerde. Doğrudur, ancak yanacaklar sömürücüler, zalimler ve katliamcılardır. Mekke’deki tüccarlar kara para yoluyla erkekleri köleleştirip, kadınları ise Mekke’nin arka sokaklarında bulunan genel evlerde fahişe olarak kullandırtıyor. Hz. Muhammed ise buna karşı ortaya çıkmıştır. Bütün devrimci hareketler İslam’da bir damar bulmak zorundadır. Müslümanlarla gayrimüslimler eşit düzeye gelene kadar ben gayrimüslimin yanındayım. Kürtlerle Türkler eşit hale gelene kadar Kürtlerin yanındayım. Fakirle zengin eşit düzeye gelene kadar ben fakirin yanındayım. Kürdistan’ın kurulmasından yanayım. Ancak sınırlara karşıyım.”<br />
<br />
Türkiye Gerçeği dergisinden Güneş’in yaptığı sunumun ardından panel, soru cevaplarla devam etti.“<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i>  <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Pêşmerge Bakanlığı´ndan HPG´lilerin geri çekilmesine destek</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39896</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/pesmerge-bakanligi-cekilmeyi-destekliyor.jpg><img src= http://rizgari.com/images/wenenuce/pesmerge-bakanligi-cekilmeyi-destekliyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Kürdistan Bölge Hükümeti Pêşmerge Bakanlığı tarafından HPG´lilerin Kürdistan Bölgesi topraklarına geri çekilmeleri ile ilgili bir açıklama yayınlandı.Dengê Azad com´da yer verilen haberde şunlar kaydedildi:”Kürdistan Bölge Hükümeti Peşmerge Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Türkiye hükümeti ve Kürdistan İşçi Partisi-PKK arasında Türkiye’deki Kürt sorununun barışçıl çözümüne yönelik sürdürülen görüşmelerin başlıca aşamasının Türkiye’deki Kürt halkının ulusal haklarının tanınması olduğu dile getirilerek; “Bu nedenle ilk adım olarak ateşkes ilan edilerek her iki taraf arasındaki savaş durduruldu. PKK elindeki Türk ordusuna bağlı esirleri serbest bıraktı. Barış sürecinin devam ettiği bu dönemde ayrıca Türkiye hükümeti ve PKK bazı önemli adımlar attı” denildi.Açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi; “Peşmerge Bakanlığı olarak bir kez daha teyit etmek istiyoruz ki, bakanlığımız, Kürdistan Bölge Başkanlığı ve Kürdistan Bölge Hükümetinin bir parçasıdır. Bu nedenle düşünce ve tutumumuz onlardan ayrı olamaz. Bakanlık olarak PKK gerillalarının Kürdistan Bölgesi topraklarına geri çekilmesi ve Türkiye’deki Kürt sorununun barışçıl çözüm sürecine destek verdiğimizi yineliyoruz.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Kafaları taşla ezildi!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39895</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/kafalari-tasla-ezildi.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/kafalari-tasla-ezildi.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> Reyhanlı ’da geçen cumartesi günü yaşanan bombalı saldırıların ardından, ilçeye giden Star Gazetesi yazarı Hakan Albayrak, A Haber’de yayınlanan Selin Ongun’un sunduğu Bi Sormak Lazım programında şimdiye dek yayınlanan Reyhanlı saldırısı haberlerini yalanlayacak şeyler söyledi.“Bombalı saldırıda öldüğü söylenen kişilerin birçoğunun linç edilerek öldürüldüğü” anlatan Albayrak, “Bombalı saldırıdan hemen sonra Suriyeliler kafaları ezilerek öldürüldü, doktorlar otopside bunu saklamaya zorlandı” dedi. Reyhanlı’da yaşananların Neonazi faşist teröründen farksız olduğunu söyleyen Albayrak, “Bu insanlar maazallah Ermeni olsaydı acaba ne yapardık! Reyhanlı onlara ne yapardı! Kafasına taş vurarak öldürüyorsun Reyhanlı’da, sen kime ne yapmazsın! Bu müthiş bir utanç! Bunun acısıyla konuşuyorum” ifadesini kullandı.<br />
<br />
Reyhanlı’da sıkıyönetim ilan edilmesi gerektiğini söyledi.“Bu hükümet, bu ülkeye iki numara büyük. Bu hükümetin Suriye siyasetenin asaleti, şerefi, şanı bu ülkeye beş numara büyük!” diyen Albayrak, “İnsanlar öleceksek Suriye’de ölelim diyor, bu nasıl bir rezalet! Ve buna sevinen vatandaşlarımız var, onlarla aynı ülkenin çocuğu olmaktan utanç duyuyorum. Yazıklar olsun” ifadesini kullandı.<br />
<br />
Hakan Albayrak’ın Selin Ongun’un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:<br />
<br />
<b> BOMBALI SALDIRIDA ÖLDÜĞÜ SÖYLENENLERİN BİRÇOĞUNU SOKAKTAKİLER ÖLDÜRDÜ</b> <br />
<br />
“Maalesef Reyhanlı halkı bu vahşete göstermemesi gereken tepkiyi gösterdi. Katillerin, provokatörlerin arzu ettiği şekilde davrandı ve davranmaya devam ediyor. Kan gövdeyi götürüyor böyle bir ortamda birileri ölüleri yaralıları bırakıp, gördükleri Suriyeli mültecilere saldırıyorlar. Koca koca taşlarla kafalarına vurabiliyorlar. Bombalı saldırılarda öldüğü söylenen kişilerin birçoğu maalesef Reyhanlı’daki sokak teröristleri tarafından öldürülmüştür.<br />
<br />
<b> REYHANLI SOKAKLARI’NDA NEONAZİ TERÖRÜ VAR</b><br />
<br />
Bildiğiniz neonazi terörü bu, Berlin 1933. Sokakta o zaman sosyalist neonazi gençleri gördükleri Çingene ve Yahudilere saldırıyorlardı, onların kafalarını asfalta vurarak öldürüyorlardı, maalesef Reyhanlı’daki birtakım neonaziler sokaklarda faşist bir terör estiriyorlar. Bu terör devam ediyor. Bu memlekette en çok sevdiğim yerlerden biri idi Reyhanlı, dehşet içindeyim.<br />
<br />
<b> REYHANLI BARBARLIĞA GÖZ YUMUYOR</b><br />
<br />
Sokaklarda insanlar toplanmış hükümete sövüyor, hiç kimse bu cinayeti işleyen Esad rejimine bir şey demiyor. Hükümete sövüyorlar ve Suriyelilere saldırıyorlar, tam olarak provokatörlerin yaptığı şeyi yapıyorlar. Ana avrat sövüyorlar, kelli felli adamlar bunun şakşakçılığını yapıyor. Oradan bakan geçiyor, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bir meczup el kol hareketleri ile hareketlerde bulunuyor. Hep birlikte herkes alkışlıyor. Elbette bütün Reyhanlı değil bunu yapan ama bütün Reyhanlı bu vahşet, barbarlığa göz yumuyor, ya alkışlıyor ya da sessizliğiyle destekliyor.<br />
<br />
<b> BOMBALI SALDIRIDAN HEMEN SONRA SURİYELİLER KAFALARI EZİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ! </b><br />
<br />
Tekrar ediyorum insanlar öldürülmüştür! Bombalı eylemlerden hemen sonra beş on dakika içinde birçok Suriyeliye saldırıldı, kafaları ezilerek öldürüldüler! Bir tanesini ben kesin olarak biliyorum. Bombalı saldırıda öldüğü ileri sürülen üç kişinin sokak çetesi tarafından öldürüldüğü söyleniyor, ben en az bir tanesinin öldürüldüğünü biliyorum.<br />
<br />
<b> FIRIN SURİYELİYE EKMEK VERMİYOR, ECZACI İLAÇ VERMİYOR</b><br />
<br />
Sunucu Selin Ongun’un “Bunu yapanlar kim” sorusu üzerine Albayrak sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
<br />
Reyhanlı’lı gençler, Reyhanlı’lı adamlar… Bu bombalı saldırıdan üç gün önce zaten Reyhanlı’da bir provokasyon yapılmıştı... Şu anda hiçbir Suriyeli doktora gitmesi gerekse bile sokağa çıkmıyor. Ben oradayken yaşananı anlatayım. Bir Suriyeli bir eczaneye gidip ilaç alması gerektiğini söylüyor. Eczacı bu ilaç yok diyor. Eczacının açıklaması şöyle alışveriş bir iki dakika sürerdi, birileri burada Suriyeli biri olduğunu görüp, dükkâna saldırırdı diye korktum diyor. Az önce bir telefon geldi, bir Suriyeli kardeşimiz bakkala gidiyor, kendisine sen Suriyelisin sana ekmek yok deniliyor. Neonazi terörü diyorum ırkçı bir şiddetten bahsediyorum ama zannedilmesin ki, bunu sadece oranın Türkmenleri yapıyor. Araplar, Arap kökenli vatandaşlarımızda bunu yapıyor. İnanılır gibi değil, koca bir şehir Baas ve neonazi terörüne teslim olmuş durumda.<br />
<br />
<b> ESAD’IN YERİNDE OLSAM SEVİNÇTEN GÖBEK ATARDIM</b><br />
<br />
Esad’ın yerinde olsam sevinçten göbek atardım, Türkiye bu kadar kolay manipüle edilebilir bir yermiş diye, bombayı koyan istihbaratçılara aferin derdim.<br />
<br />
<b> LİDERLER ÖYLE KONUŞURSA, SOKAKTAKİ CAHİL HALK DA, BEN BU ÜLKENİN ANASINI…</b><br />
<br />
MHP VE CHP liderlerinin açıklamalarına da işaret eden Albayrak şunları kaydetti:<br />
<br />
“Koskoca siyasetçiler bunu yaparsa sokaktaki cahil adam, altını çiziyorum cahil adam ben bu hükümetinin anasını bilmem ne yapayım… orada ölenler var, ölenlerle ilgili bir acıyı gözlerde okuyamadım. Buna inanamıyorum!<br />
<br />
<b> BÖYLE ÜLKENİN CANI CEHENNEME</b><br />
<br />
Yahu sen Müslüman değil misin, sen insan değil misin, bu insanlara kucak açmasaydık kendimizden şerefli bir ülke olarak bahsedebilecek miydik? Bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın diyen bir ülkenin canı cehenneme…Reyhanlı ahalisi bir avuç sokak serserisinin arkasından gidebiliyorsa Reyhanlıya yazıklar olsun…Suriyeli mülteciler başımızın tacıdır deyip onlara zulmedenlerin karşısına dikilmezlerse bütün Reyhanlı zan altında kalır…<br />
<br />
<b> LİNÇ EDİLEN SURİYELİLERİN OTOPSİSİNDE DOKTORLAR BUNU SAKLAMAYA ZORLANDI</b><br />
<br />
Selin Ongun’un “Merkez medyada çok yerel almıyor. Ancak Time Türk, gibi haber sitelerinde bombalama esnasında üç Suriyeli’nin linç edilerek öldürüldüğü ancak otopsilerde bombalama esnasında ölmüş gibi kayda geçirildiği haberleşti. Siz Reyhanlı’da gördükleriniz bunu yalanlayabilir mi?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi:<br />
<br />
Bir tanesini çok yakından biliyorum. Doktorlar dediğiniz şekilde rapor tutmaya zorlandılar polis tarafından. Kötü niyetle yapılmış bir şey değil bu. Bu utancı biz kaldıramayız demiş olmalı ki böyle bir karar verildi. Fakat biz bu utançla yüzleşmek zorundayız. Yoksa yeni cinayetler işlenir. Facebook’ta tiwitter’da birileri haydi Reyhanlı’da toplanalım Reyhanlıların hanımlarına bilmem ne yapalım gibi böyle şeyler yazılıyor.<br />
<br />
<b> ARKADAŞIM SURİYELİ KADINI ÖLÜMDEN KURTARIRKEN, SATIRLA BACAĞI KESİLDİ</b><br />
<br />
Böyle bir linç iddiası var, cesetler taze, otopsi tekrar edilecek, hukukçuların gözetiminde yapılmalıydı… Bakın benim arkadaşım bir Suriyeli kadını öldürülmekten korumaya çalışırken satırla yaralandı, adaman bacağı gidiyordu. Şu anda Gaziantep’te bir hastanede yatıyor, Reyhanlı’da yatamıyor. Bu da ayrı bir utanç.<br />
<br />
<b> DOKTORLAR, ASKERLER, HEMŞİRELER YARALILAR SÜNNİ DİYE KÖTÜ DAVRANIYOR</b><br />
<br />
Eski doktorlar oradaki öteden beri hastalara kötü davranıyorlar mezhebi, ideolojik bir düşmanlık yüzünden. Hastalara kötü davranan doktorlar hala görevde, Suriyeli mültecilere kötü davranan askerler hala görevde, listede isimler burada önümde. Ama şimdi söylemeyeceğim, bir sıkıntı olabilir diye. Ama bunları açıklayabilirim, doktorların, askerlerin, hemşirelerin isimleri hepsi mevcut, durum rezalet!<br />
<br />
<b> ŞİMDİ BEN DE HÜKÜMETİ SUÇLUYORUM…</b><br />
<br />
Bunları iki yıldır rapor ediyoruz. Daha Başbakan’la görüşemedik, randevu istedik alamadık! Daha şu ambulans sayısının artırılması konusunda konuşamadık hükümetle! Şimdi ben de hükümeti suçluyorum evet! iki yıldır bir savaş var orada. Açıktan açığa söylüyorum, yaralılar Sünni diye eziyet eden doktorlar, hemşireler, tercümanlar var. Hatay Devlet Hastenesi’ne mi Antep’e mi götürsek yaralıyı diye tereddüt içindeyiz, acaba birileri öldürür mü diye. Rezalet! Bükülmez Karakolu kaç tane şikayet aldık, hala orada bir başçavuş beyefendi millete eziyet ediyor… Neden Kürt meselesindeki akil adamlar gibi bir uygulama burada yapılmıyor.<br />
<br />
<b> NEONAZİLERİ TÜRKLERE KARŞI BU KADAR AZ SUÇ İŞLEDİĞİ İÇİN TEBRİK EDERİM! </b><br />
<br />
Asaletsizlikten ölüyor Reyhanlı ve Hatay… Hükümet niye mazlumlara sahip çıkılması gerektiğini anlatamadı. Almanlardan neonazilerden böyle zulüm görülmedi. 3 milyon Müslüman Türk Almanya’da, giyimi, felsefesi, tipi, kıyafeti farklı 3 milyon Türk orada yaşıyor.<br />
<br />
Almanlar ne mübarek adamlarmış gibi 40 yıldır bunlara tahammül ediyorlar. İki sene şurada kamplara sıkışmış 200 bin mülteciyi bu memleket kaldıramadı. 500 liralık eve bin beş yüz liraya kiraya verirken iyiydi. Suriyeli garibim elindeki altını Hatay’ın kuyumcularında bedavaya bozdururken iyiydi Suriyeliler! 40 yıldır Almanya’da Türklere tahammül eden Alman hükümetine, Almanya’ya hatta Neo–Nazilere Türklere karşı bu kadar az suç işledikleri için tebrik ediyorum. Hatta onlara teşekkür ediyorum!<br />
<br />
<b>REYHANLI BU UTANCIN ALTINDA EZİLMELİ, YAZIKLAR OLSUN! </b><br />
<br />
Bu insanlar senin dayının oğlu, akraban, komşun, din kardeşin… bu mazlumların yaşadıklarını onlara hak gören Reyhanlılar hepsini demiyorum, ama bu suçlara sesini yükseltmediği için bütün Reyhanlı bu utancın altında ezilmelidir. Yazıklar olsun!<br />
<br />
<b> BOMBALAMAYA SEVİNENLER BİLE VAR</b><br />
<br />
Benim Reyhanlı’da bulduğum ahalinin katillerle hiçbir derdi yok. Katiller yakalanmış mı yakalanmamış mı umurlarında değil. Birçok insan sanki kardeşlerinin, akrabalarının yakalanmasına sevinmiş gibiler. Ateş düştüğü yeri yakıyor, cenaze evlerinde acı hüzün vardı. Ama sokakta gördüğüm adamlar, böyle bir şeyin olduğu iyi oldu, biz bu ölüleri kullanarak Suriyelilere ve hükümete yüklenelim havasında.<br />
<br />
<b> MÜLTECİLER ACABA ERMENİ OLSALARDI, NE YAPARDIK! </b><br />
<br />
Bakın bu mülteciler Arap, tamamına yakını Müslüman, içlerinde Türkmenler de var. Bunlar bizim kardeşlerimiz, akrabalarımız, komşularımız. Onlara bunu yapıyoruz. Bu insanlar maazallah Ermeni olsaydı acaba ne yapardık! Reyhanlı onlara ne yapardı!<br />
<br />
<b> KAFASINA TAŞ VURARAK ÖLDÜRÜYORSUN, SEN KİMLERE NELER YAPMAZSIN!</b> <br />
<br />
1915’i konuşuyoruz, bizim halkımızdan Ermenilere kötülük eden kimse yoktur deniliyor, yahu onu oradaki kendi amcanın oğluna yapıyorsun bunu. Kafasına taş vurarak öldürüyorsun Reyhanlı’da, sen kime ne yapmazsın! Bu müthiş bir utanç! Bunun acısıyla konuşuyorum.<br />
<br />
<b> REYHANLI’DA SIKIYÖNETİM OLMALI, MOBESE BİLE YOK</b><br />
<br />
Bundan sonra daha korkunç hadiselerin tekrarlanmaması için şu anda Reyhanlı’da sıkıyönetim olmalı. Elimi kolumu sallayarak girdim Reyhanlı’ya, ve öyle çıktım. Arabamda silah olabilirdi, sabotajcı olabilirdim… Kilometrelerce arabamla gittim, hiçbir yerde hiçbir barikatla ve güvenlik birimiyle karşılaşmadım. 350 mülteci bir spor salonundaydı, kapısında onları koruyacak bir kişi yok, 350 kişi içeride titriyordu. Yine orada bombalı saldırıda yaralanan bir Suriyeliyle konuştuğumda, tedavi olmaya gitmeye korkuyorum dedi. Birkaç arkadaşımız yaralanan Suriyelileri hastaneye götürdüğünde, başhekim bunları buraya neden getiriyorsunuz demiş. Şehrin giriş ve çıkışında Mobese kamerası olmadığı söyleniyor.<br />
<br />
<b> BU HÜKÜMET BU ÜLKEYE İKİ NUMARA BÜYÜK! </b><br />
<br />
İnsanlar öleceksek Suriye’de ölelim diyor, bu nasıl bir rezalet! Ve buna sevinen vatandaşlarımız var, onlarla aynı ülkenin çocuğu olmaktan utanç duyuyorum. Bu hükümet bu ülkeye iki numara büyük. Bu hükümetin Suriye siyasetenin asaleti, şerefi, şanı bu ülkeye beş numara büyük! Bu ülkenin değerini bilene değil, ama bu anlattığım vatandaşa! “<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Bahoz Erdal: Özgücümüze güveniyoruz, umutluyuz</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39894</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/bahoz-erdal-hpg.jpg ><img src=http://www.rizgari.com/images/bahoz-erdal-hpg.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> HPG komutanlarından Bahoz  Erdal, gazeteci Hasan Cemal'e verdiği mülakatta, bu sürece her iki tarafın da ne yenilgi ne de zafer olarak bakmaması gerektiğini söyledi.  Devlete değil, özgüçlerine güvendikleri için süreçten umutlu olduklarını ifade eden Erdal, &#8220;Biz şimdi bugün silahı bir kenara koyuyoruz.(Gülüyor) Bu silahı bırakma anlamında değildir" diye ekledi.ANF´nin haberi: &#8221;Gerillanın denetimindeki alanlarda bulunan Hasan Cemal'in Bahoz Erdal ile yaptığı röportaj T24'te yayınlandı. "Bu süreci önderliğimiz başlattı. Biz de buna katılıyoruz. Devlete güvendiğimizden dolayı değil. Gece hareket ediyoruz. Çatışma riskini en aza indirmek istiyoruz çünkü" diyen  Erdal, &#8220;Biz üstümüze düşeni yapıyoruz.Her gün telsizle konuşuyorum. Türk askeri de gergindir.Bir tilki geçer, bir hışırtı çıkar, kıyamet kopar. Onun için çok dikkatli olmamız lazım" şeklinde konuştu.Hasan Cemal'e göre Bahoz Erdal&#8217;ın bu konuda Türk tarafına yönelik bazı eleştirileri var. Bu eleştiriler şöyle sıralanıyor:<br />
<br />
(1)Dağların tepelerinde keşif uçağı Heron&#8217;ların dolaşması&#8230;<br />
<br />
(2)Sayıları arttırılan korucular&#8230;<br />
<br />
(3)Hızlandırılan yeni karakol inşaatları&#8230;<br />
<br />
(4)Bölgede askeri sevkiyatın ve faaliyetin gözle görülür şekilde artmış olması&#8230;<br />
<br />
Erdal, &#8220;Eğer fiili ateşkese devlet de uyarsa, PKK&#8217;nin silahlı unsurlarının çekilmesi büyük oranda iki ay içinde biter. Ancak bu yukarıda sıraladığım dört unsur devam ederse, çekilmenin sona ermesi sonbahar aylarına sarkar" diyor.<br />
<br />
&#8220;Şaka yapmıyoruz. Süreci sahipleniyoruz" diyerek sözlerini sürdüren Erdal,  "Savaşa nasıl ciddi yaklaştıysak, barışa da çok ciddi yaklaşıyoruz. Yoksa savaştan yorulmuş değiliz. Hem bizim durumumuz, hem de bölgesel koşullar bizim mücadelemizi çok daha ileriye götürmeye uygundur. Önderliğimiz siyasal hamleye karar verdi. Mektuplar geldi gitti, tartıştık ve önderliğimizin arkasında durmaya karar verdik" şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
&#8220;Süreçten umutlu musunuz&#8221; soruna ise Erdal şu yanıtı veriyor: &#8220;Barıştan umutluyuz. Ama devlete güvendiğimizden değil, önderliğimizin öngörüsüne, süreci okumasına ve kendi öz gücümüze güvendiğimiz için umutluyuz barıştan&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8221;Eğer Ankara, AK Parti hükümeti, demokratikleşme konusunda barışın altını doldurma konusunda ipe un sererse, bunları yapmazsa o zaman silah, silahlı mücadele mi alternatif olacak?&#8221; şeklindeki soruya Erdal'ın verdiği cevaplar şöyle:<br />
<br />
&#8220;1- Önderlik, bu sürece stratejik yaklaşıyor ve çok ciddidir. Devlet de böyle ciddi yaklaşmak zorunda.<br />
<br />
2- Bu sürece her iki taraf da ne yenilgi, ne de zafer diye bakmalı. Bundan kaçınmak lazım. Her iki taraf için de kazançlı olan bir durumdur söz konusu olan çözüm süreci.<br />
<br />
3- Çok abartılı iyimserlik de, abartılı karamsarlık da yanlıştır. Hem Türk tarafında, hem Kürt tarafında bu var. Bundan kaçınmak lazım.<br />
<br />
4- Bizim için, PKK için, &#8220;1999&#8217;daki gibi çekilip gittiler&#8221; denmesin bu sefer. O zaman dört yıl heba oldu. Hiçbir şey yapılmadı. Bu bir daha tekrarlanmamalı. Devlet, yine 1999&#8217;daki gibi &#8220;Ben PKK&#8217;yi bölerim, etkisizleştiririm&#8221; derse, o zaman bize, Kürtlere söylenecek bir şey kalmaz. Bu bir tehdit değildir, objektif bir tespittir.<br />
<br />
5- Bu süreçte zorlanan taraf biziz. Kadrolarımızı ikna etmekte zorlandık, zorlanıyoruz biraz.Kuzey&#8217;deki (Türkiye&#8217;deki) güçlerimizi çekilmeye ikna etmek kolay olmadı. Keşke telsizin başında olsaydınız, dinleseydiniz. Arkadaşlar bize en çok şu soruyu sordular: &#8220;Önderliğin durumu ne olacak?&#8221; Gerillanın en hassas, en duyarlı olduğu konu budur. Yani Önderliğimizin hapishane koşullarından, ev hapsinden özgürlüğe açılan yolu&#8230;<br />
Bakın biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Ön koşulsuz ateşkes, ön koşulsuz çekilme&#8230; Devlet de bunu görmeli&#8230;&#8221;<br />
<br />
Erdal şunları ekliyor: &#8220;Ateşkes ilan ettik. Dediler ki &#8216;Yetmez çekilin.&#8217; Şimdi de çekiliyoruz. Yarın &#8216;Bu da yetmez, silah bırakın&#8217; derler. Bu olursa, bu tam bir dayatma olur. Teslimiyet dayatmasıdır bu. En zor koşullarda bile teslimiyeti kabullenmek PKK için mümkün değildir. Bu konuda Murat Karayılan&#8217;ın 25 Nisan&#8217;daki basın açıklamasında söylediği altı nokta çok önemlidir.Bakın, Kürt sorunu çözülmezse, PKK bu davayı yarın bıraksa bile PKK&#8217;den 10 kat daha radikal, fanatik örgütler çıkar ortaya. En temel insan hakkı olan ana dilde eğitim tanınmadan Kürt sorunu nasıl çözülecek?.. Eğer yarın Kürtlerde derin bir hayal kırıklığı uyanırsa o zaman ne olacak?.. Mesele silahı bırakıp bırakmamak değildir. Kürt sorununu çözmektir. Dağa çıkmanın nedenlerini ortadan kaldırmaktır.&#8221;<br />
Bahoz Erdal, &#8220;Biz şimdi bugün silahı bir kenara koyuyoruz.(Gülüyor) Bu silahı bırakma anlamında değildir" diyor.&#8221;<br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Suriye çatışmasında Türkiye çıkmaz sokakta</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39893</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyede-turkiye-cikmaz-sokakta.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/suriyede-turkiye-cikmaz-sokakta.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Almanya'nın önemli dergilerinden Der Spiegel'in internet edisyonu Spiegel Online, Türkiye ve Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye politikasına ilişkin bir makale yayınladı. Raniah Salloum imzasıyla yayınlanan yazıda, Erdoğan ve Türk hükümetinin Suriye politikası “çıkmaz sokakta manevra yapmaya” benzetildi. Radikal´in aktardigina göre, Raniah Salloum’un yazısından bazı satır başları şöyle: “Başbakan Erdoğan, diktatör Esad’ı kararlı bir şekilde terk etti. Ancak Türkiye Başbakanı hesaplarında bir yanlışlık yaptı: Suriye’de savaş halen devam ediyor. Ve diğer yandan Erdoğan’ın Şam stratejisine karşı Türkiye’de memnuniyetsizlik artıyor.” <br />
<br />
“Türkiye Başbakanı, perşembe günü ABD Başkanı Barack Obama’yla buluştuğunda, Suriye üzerine çokça konuşacak. Erdoğan’ın, ‘Suriye’deki muhaliflere desteğini artırması’ için ABD Başkanı’na baskı yapacağı tahmin ediliyor. <br />
<br />
Ancak, Suriye çatışması konusunda çıkmaz sokakta manevra yapmaya çalışsa da Erdoğan ne yazık ki bu çıkmazdan kolayca kurtulamayacak.” <br />
<br />
“Reyhanlı’daki patlamalarda en az 51 kişi hayatını kaybederken, 100’den fazla kişi de yaralandı. Bu ağır kayıp Hükümet liderinin Suriye politikasını zora soktu. Başbakana eleştiriler artmaya başladı. Reyhanlı’daki patlamalar, Türkiye hükümetiyle muhalefeti arasında, Ankara’nın PKK lideri Abdullah Öcalan’la yürüttüğü barış çabalarının dışında, yeni bir çatlak daha oluşturdu.”<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Irak, HPG nedeniyle Türkiye´yi BM´ye şikayet edecekmiş  </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39892</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/irak-tc-yi-bm-ye-sikayet-ediyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/irak-tc-yi-bm-ye-sikayet-ediyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Irak merkezi yönetiminin PHPG´lilerin çekilmesine ilişkin olarak Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikayet edeceği belirtildi. Iraqi National News isimli internet sitesinde yayınlanan habere göre, HPG´lilerin “Irak topraklarına” çekilmesinin egemenliği ihlal anlamına geldiği belirtildi. HPG´lilerin Bakur´dan Başur´a çekilmesine karşı çıkan Irak merkezi hükümeti, yazılı bir açıklama yaptı. Irak Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, “PKK’lı grupların ülkelerine girişin iki ülke çıkarlarına ve komşuluk ilişkilerine zarar verdiği” ifade edildi. Iraqi National News adlı internet sitesinde yayınlanan açıklamada, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikayet edileceği belirtildi.Şikayette, Türkiye ile PKK arasındaki anlaşmaya dikkat çekilerek, anlaşma sonucu PKK’lilerin “Irak’a” çekildiğine vurgu yapıldı. Irak Parlamentosu Kanun Koalisyonu üyesi Kemal Saadi ise, “Irak’ın ülkeye izinsiz giren PKK’lıları tutuklama hakkına sahip olduğu” ileri sürdü. Saadi, Türkiye ve PKK arasındaki anlaşmanın Irak’ın aleyhine olduğunu ve atışmaları kendi topraklarına getirdiğini söyledi.<br />
<br />
DHA´nın kaydettiğine göre, “PKK’lıların çekilmesini apaçık bir ihlal olarak değerlendiren Irak merkezi yönetimi açıklamada, Irak toprakları içinde PKK’nın silahlı güçlerinin varlığını kabul etmediğini vurguladı. Açıklamada, PKK’lıların Irak topraklarına hareketinin iki ülkenin ortak çıkarları ve komşuluk ilişkilerinde ciddi hasara neden olacağı belirtildi. Irak Bakanlar Kurulu’nun bugünkü toplantısında konunun detaylı bir şekilde ele alındığı belirtilirken, toplantıda Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikayet edilmenin kararlaştırıldığı vurgulandı. <br />
<br />
Açıklamada, Irak Dışişleri Bakanlığı’nın Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı’na Irak’ın egemenliğinin savunulması için yazı gönderdiği kaydedildi.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Öcalan ve Mustafa Kemal aynı duvarda buluştu!</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39891</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalan-ve-mustafa-kemal-ayni-duvarda.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/ocalan-ve-mustafa-kemal-ayni-duvarda.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Rizgarî Online/</b> BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Girê Sor´da(“Siverek“te) “çözüm süreci”ne ilişkin toplantıda en önemli rolün Abdullah Öcalan'a ait olduğunu ileri sürdü. Toplantıda Mustafa Kemal ve Öcalan posterleri yan yana asıldı.DHA´nın haberinde şunlara yer verildi:”BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak beraberinde İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Batman Milletvekili Ayla Akat ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ile birlikte Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde düzenlenen; 'Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam' adlı panele katıldı. Siverek Spor Salonu'nda düzenlenen ve yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı panele gelen BDP'liler; PKK ve Öcalan lehine atılan sloganlar ile karşılandı. Türk bayrağı, Atatürk posterinin yanı sıra Öcalan fotoğrafları asılan salonda konuşan Gültan Kışanak, çözüm sürecine ilişkin değerlendirme yaptı. Abdullah Öcalan tarafından başlatılan çözümün birlikte güçlü mücadele ve onurlu siyasetle başarılı olacağını ifade eden Kışanak şunları söyledi: "Geçmişte yaşadıklarımıza, aldığımız cezalara boyun eğseydik, ne diyalog ne de barış olurdu. Sayın dediğimiz için cezalar aldık. Bedeller ödedik ama bugün işte bunu kutluyoruz. Bu sürecin başlamasında en büyük rol Öcalan'ındır. Kendisi topluma karşı tarihi sorumluluğunu yerine getirmek için çözüm sürecini başlattı. Bu mücadelede ağır bedeller ödedik, büyük acılar çektik, zor günler geçirdik, ancak bunların tamamı halkın özgürlük yürüyüşü olmuştur. Halka güvenerek özgürlük yürüyüşümüzü sürdürmeye devam edeceğiz. Yıllarca sordular 'Kürt halkı ne istiyor?' diye ama bugün Kürt halkının ne istediği açıktır. Kendi toprağında dili ve kültürü ile yaşamak istiyor. Sayın Öcalan'ın çağrısı üzerine gerilla tarihi bir karar aldı. Tarihi bir yürüyüş başlattı. Buradan tarihi kararlarını ve yürüyüşünü selamlıyoruz. Güle güle gitsinler, selametle gelsinler. Barış için gittiler, barışın ve özgürlüğün olduğu bir ülkeye gelsinler. Artık savaş bitsin demokrasi ve özgürlük gelsin. Şimdi artık bu ülkede eksik olan ve toplumsal barışımızı bozan demokrasiyi getirmek için sizlerle birlikte kimliğimizi ve demokrasiyi rafa kaldıran herkesle mücadele edeceğiz bunu değiştireceğiz. Urfa'dan bin bir zahmetle emekle baskılara rağmen binlerce Kürt politik tutsak ve cezaevlerinde, şimdi sıra ceza evlerini açmaya geldi. Halka terörist diyen bu yasaları kaldıracağız. Tüm siyasi tutsaklar halkı ile buluşacak. Biz bu yola çıkarken AKP'ye güvenmedik, halkın gücüne güvenerek yola çıktık. Hep beraber başaracağız, engel olmak isterse AKP'yi de aşacağız. Biz artık; 'Türkler ve Kürtler eşittir, hakları da eşittir' diyoruz. Eğer etle tırnak siyasetinden bahsedilecekse bunu barış için söyleyebiliriz. Demokrasinin olmadığı yerde barış olmaz, hakların ve özgürlüklerin olmadığı yerde barış olmaz. Buna can verecek olan reformların ve anayasasının değişmesidir, herkesin haklarının verilmesidir." <br />
<br />
Kışanak'ın ardından panele katılan diğer BDP'li milletvekilleri de çözüm sürecine ilişkin görüşlerini dile getirdi.”<br />
<br />
<i>RO/Ömer Kaçar</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Massimo D'Alema'dan Öcalan açıklaması </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39890</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/massimo-dalema-ocalani-anlatti.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/massimo-dalema-ocalani-anlatti.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Abdullah Öcalan ile birlikte 1998 yılı sonunda Roma'da yaşanan 'Apo krizi'nin diğer kahramanı dönemin İtalya Başbakanı Massimo D'Alema, 15 yıllık suskunluğunu bozdu Hürriyet Gazetesi’nden Reha Erus’a konuşan İtalyan siyasetçi D’Alema özetle şunları söyledi: “Bence bu ‘ziyaret’ bazı güçlerin bilinçli kurgusuydu. Almanya iadesini istemekten vazgeçince elimizde kaldı. Öcalan, Roma’da 66 gün kalmadı. Daha önce terk etti. Yerine villaya dublörünü koyduk. Clinton, ‘Apo’yu Türkiye ’ye verin’ dedi. ‘Hayır’ dedim.”Türkler ona öfkelerinden soyadından benzerlikle “Dallama”yı yakıştırdılar. PKK lideri Abdullah Öcalan yüzünden Türkiye ile yaşadığı büyük krizde çok yıprandı. Belki bu yüzden başbakanlığı bile kısa sürdü. Solcu Demokrat Parti’nin akil adamlarından olan bir ara adı cumhurbaşkanlığı adaylığı için de geçen Massimo D’Alema, 12 Kasım 1998’de başlayan “Apo, Roma’da” vakasını 15 yıl sonra Hürriyet’e anlatmayı kabul etti. <br />
<br />
<b> Sayın Başkan o dönemdeki 66 gün sizin için hiç de kolay geçmedi. Öcalan’ın Roma’ya geleceğinden ne zaman ve nasıl haberiniz oldu? </b><br />
<br />
Öncelikle tam 66 gün değil. Öcalan’ı birkaç gün öncesinde gönderdik. Ama medyanın yoğun ve ısrarlı ilgisini atlatmak için bizim gizli servisler kendisine tıpa tıp benzeyen bir dublörünü buldu. Villaya onu yerleştirdik. Ortalığı biraz daha sakinleştirip zamanı gelince de gidiyor numarasını yaptık. <br />
<br />
<b> Ya gelişi? </b><br />
<br />
Uçağı havadaymış. Koalisyon ortaklarından Yeni Komünist Partisi lideri Fausto Bertinotti telefonla aradı “Bizim Ramon Mantovani, Kürt lideri getiriyor. Etkinliklere katılacakmış” dedi. O dönemde birçok değişik partili Apo’yu İtalya’ya davet etmek ve Kürt sorununa çare aramak için imza topluyordu. Emniyet Müdürünü aradım. Hakkında Almanya’nın Karlsruhe kenti savcılığından cinayetten tutuklama kararı ve iade isteği varmış onu öğrendim. Havalimanı polisini aradım ve gözaltına alınmasını istedim. Alındı da. <br />
<br />
<b> Ama Almanya oyunbozanlık etti. </b><br />
<br />
Tabii ilk tepki Türkiye’den geldi. Öcalan’ın hemen iadesini istedi. Olağanüstü bir durum değerlendirme zirvesi yaptık. Anayasaya göre idam cezasının hâlâ yürürlükte olduğu bir ülkeye iade edemezdik. Sonra Almanya Başbakanı Gerhard Schröder aradı. İade isteğinden vazgeçtiklerini söyledi. Gerekçe olarak “Burada çok Kürt ve milliyetçi Türk var. Apo’yu getirtip yargılarsak ülkemizde duruma hakim olamayız. Büyük olaylar yaşanır” dedi. İşte Almanya’nın bizi yarı yolda bırakmasıyla asıl kriz o an patlak verdi. “Serseri Mayın”ı ne yapacaktık? <br />
<br />
<b> O zaman da “Sanık”, “Konuk” oldu. </b><br />
<br />
Problem büyüktü. Siyasi sığınma hakkı veremezdik. Siyasi sığınma hakkı İtalya’da partiler tarafından değil hakimler kurulunca oy birliği ile verilebilir. Bu karar mekanizması da yıllarca sürebilir. Diğer yandan Türkiye’ye iadesi de söz konusu değildi. Almanya bizi ters yatırmıştı. Böylece Öcalan’ın “sanık” durumu sona eriyordu. Cezaevinden çıkartmak gerekiyordu. Roma ise Öcalan’ın Kürt yandaşları ile dolup taşıyordu. Zor bir durumdu. Komünist Partisi onu Infernetto semtinde bir villaya yerleştirdi. O artık “Sakıncalı” bir konuktu”. <br />
<br />
<b> Türkiye ile ilişkiler çıkmaza girdi. </b><br />
<br />
Türkiye sürekli nota üzerine nota gönderiyor, biz ise çözüm çareleri arıyorduk. Devreye o dönemin ABD Başkanı Bill Clinton girdi. Bana telefon etti. “Öcalan bir teröristtir. Türkiye’ye iade edin” isteğinde bulundu. Ben de kendisine bunun imkânı olmayacağını, geçmişte bir katili sırf idam cezası var diye ABD’ye iade etmediğimizi anımsattım. Sanırım tatmin olmamıştı. <br />
<br />
<b> Öcalan Roma’dan gitmeye nasıl razı edildi. </b><br />
<br />
1999’a girmiştik. Öcalan’ı gitmeye razı etmeye çalışıyorduk. Villasının etrafında bizimkiler dahil her ülkeden gizli servisler cirit atıyordu. Kurmayları ve Komünist Partisi ile görüşmeler sürerken devreye Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos girmiş “Bize gel” demiş. Kimsenin dikkatini çekmeden kendisini Roma’dan uzaklaştıracak uçağa teslim ettik. Birkaç gün daha oyalandıktan sonra gittiğini resmen açıkladık. <br />
<br />
<b> BÖYLE YAKALANMIŞTI </b><br />
<br />
9 Ekim 1998 : Türkiye’nin son bir yıl içinde artan baskıları üzerine Suriye Yönetimi, yıllarca evsahipliği yaptığı Abdullah Öcalan’ı ülkeyi terketmeye zorladı. <br />
<br />
4 Kasım 1998: Yunanistan’ın iltica talebini kabul etmemesi üzerine Rusya’ya geçen Öcalan, burada da iltica talebinde bulundu. <br />
<br />
12 Kasım 1998: Rus parlamentosunun alt kanadı talebi kabul etse de Moskova Yönetimi nihai izni vermeyince Öcalan yine sahte pasaportla bu kez İtalya’nın başkenti Roma’ya gitti. İtalyan yetkililer Öcalan’ı bir villaya yerleştirince Türkiye’de infial oluştu. Ankara iadesini istedi. <br />
<br />
16 Ocak 1999: Gizlice yeniden Rusya’ya giden Öcalan, burada bir kez daha umduğunu bulamadı. <br />
<br />
29 Ocak 1999: Özel uçakla tekrar Yunanistan’a geçti. <br />
<br />
31 Ocak 1999: Hollanda’ya gitmek istedi, izin alamadı. <br />
<br />
1 Şubat 1999: Yunanistan’dan bu kez Belarus’a geçmeye çalıştı, başarısız olup Atina’ya döndü. <br />
<br />
2 Şubat 1999: Kenya’ya hareket etti. Burada Yunanistan’ın Nairobi Büyükelçiliği rezidansına yerleştirildi. <br />
<br />
5-14 Şubat 1999: Türkiye’nin Öcalan’ı gizli operasyonla teslim almak için oluşturduğu 7 kişilik hazırlıkları tamamlayıp Nairobi’ye hareket etti. <br />
<br />
15 Şubat 1999: Büyükelçilikten ayrılması yönündeki baskılara direndi. Hollanda’ya gidebileceği söylenen Öcalan, bu ülkeye gideceğini sanırken akşam yakalandı. <br />
<br />
16 Şubat 1999: 6.5 saatlik uçak yolculuğunun ardından 03.30’da ağzındaki ve gözlerindeki bant açıldığında Öcalan, İmralı’ya götürülmek üzere İstanbul’a inmişti. <br />
<br />
<b> JUVENTUS MAÇI İÇİN FATİH TERİM ARAYA GİRDİ </b><br />
<br />
Türkiye’de İtalya’ya karşı eylemler dışında mallarına da ambargo başlatılmıştı. <br />
<br />
Ankara’dan gelen haberler çok kötüydü. Elçiliğimiz abluka altına alınmıştı. Evet İtalyan malları boykot ediliyordu. En büyük zarar da “Blue Stream” (Mavi Akım) boru hattı için yaşanabilirdi. Rusya’dan doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya getirtilmesi. Bence Blue Stream projesini baltalamak isteyen güçler kurgularında Öcalan silahını kullandılar. <br />
<br />
<b> Bir de o sırada Galatasaray –Juventus şampiyonlar ligi maçı var. </b><br />
<br />
Türkiye’de İtalya’ya karşı yoğun bir öfke yaşanıyor. O sırada bu maç oynanacak. Juventus Kulübü can güvenliğini hem bizden, hem de UEFA’dan istiyor. Araya Galatasaray’ın o dönemdeki antrenörü Fatih Terim girdi, ben de yine o dönemin Dış Ticaret Bakanı Pier Luigi Bersani’yi iki ülke arasında aracı yaptım ve maç kazasız belasız oynandı. <br />
<br />
AB’de Türkiye’nin lobisini yaptım <br />
<br />
<b> Türkler size pek hoş bakmadılar. </b><br />
<br />
Biliyorum. Ama sonradan ben Türkiye’nin AB’ye üye olması için İngiltere, İspanya ve İsveç’le birlikte büyük bir lobi kurdum ve liderliğini üstlendim. Türkiye inanılmaz büyümekte olan bir ülke. Türkiye diğer İslam ülkelerine demokratikleşmede örnek olmuş ve olmaktadır. Türkiye bölgesi olduğu kadar dünyada da artık söz sahibi olabiliyor. <br />
<br />
<b> Neden hâlâ AB kapısında bekletiliyor? </b><br />
<br />
Sorumluları Merkel ve Sarkozy’dir. Bu ülkelerin başında bizim gibi solcular olsaydı iş çabuklaşırdı inanın. <br />
<br />
<b> Kürt açılımına nasıl bakıyorsunuz? </b><br />
<br />
Bu güzel bir değişim. Kürt toplumu bunu yıllardır özlüyordu. PKK’nın çekilmesi de “Barış” için çok önemli. Huzur bir ülke için en önemli unsur. Biz bu süreci İtalyan solcuları olarak candan destekliyor ve Ankara’yı kutluyoruz."<br />
<br />
<i>RO/Zilan Dersim</i> <br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Tayyip Erdoğan, Obama'dan ne beklememeli? </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39889</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg><img src= http://www.rizgari.com/images/cengizcandar190611.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Cengiz Çandar*/</b> Erdoğan'ın Obama'dan Şam rejimine karşı daha aktif bir ABD politikası için bastırması beklenir. Peki ABD buna ne der? Bu haftaya, -haftalar öncesinden beklendiği üzere- Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti ve orada başta Başkan Barack Obama olmak üzere, ABD yetkilileriyle özellikle Suriye konusuna ilişkin temasları damga vuracak. Reyhanlı’da çok büyük can kaybına yol açan Suriye saldırısının kanlı fonu önünde cereyan edecek olan çok dikkat çekici bir ziyaret olacak Tayyip Erdoğan’ın Washington seferi. Gündemin en tepesine Suriye oturacağına ve Reyhanlı’yla birlikte Suriye’deki ‘iç savaş’ın Türkiye’nin istikrarını sarsma potansiyeli öne çıkmış olduğuna göre, Tayyip Erdoğan’ın Obama’dan Şam rejimine karşı daha aktif bir ABD politikası için bastırması beklenir. Ama Obama böyle bir Türk talebine karşılık verecek midir? Obama, yakın geçmişte, ABD için Suriye’deki ‘kırmızı çizgi’nin Başşar Esad rejiminin ‘kimyasal silah kullanması’ olduğunu açıklamıştı. Tayyip Erdoğan için, rejimin bunları kullandığına dair bir kuşku yok. Tıpkı, Reyhanlı’da patlayan ve 50’nin üzerinde vatandaşımızın kanını akıtan, canını alan bombaların üzerinde Suriye rejiminin ‘parmak izleri’nin bulunduğuna dair bir kuşkusu olmadığı gibi. <br />
<br />
Gelgelelim, Obama, ilan ettiği ‘kırmızı çizgiler’ Başşar tarafından geçilmiş olmasına rağmen, harekete geçmedi. Dolayısıyla Başşar’ın Obama’nın ‘blöfü’nü gördüğü ya da Obama’nın ‘kırmızı çizgileri’nin bir ‘ABD blöfü’nden ibaret olduğu söylenebilir. Amerikan dış politikası, 1990’ların ortasından itibaren önce Demokrat Clinton döneminde ortaya koyduğu ‘liberal ve insani amaçlı müdahalecilik’ ve Cumhuriyetçi George W. Bush’un yürüttüğü ‘müdahaleci aktivizm’i, Barack Obama ile birlikte terk etmişe benziyor. <br />
<br />
Bill Clinton, gecikmeli de olsa 1995’te Bosna’ya ve 1999’da Kosova’ya müdahalede bulunarak ‘Müslüman soykırımı’nın önüne geçmişti. Bush, 11 Eylül sonrası 2001’de Afganistan’da Taliban rejimini söken, ardından 2003’te Irak Savaşı ile ‘müdahaleci Amerikan dış politikası’na yeni boyutlar getirmişti. <br />
<br />
Obama, tam tersi bir yol benimsedi. Bu, Obama’ya ait ve onun dönemiyle sınırlı kalacak bir siyaset tercihi mi olacak, yoksa ‘tek süperdevlet’in dünyadaki duruşunda tarihi ve radikal bir dönüş mü yaşıyoruz; bu sorunun doğru cevabını ancak birkaç yıl sonra görebileceğiz. Cevap iki seçenekten hangisi olursa olsun, bugün itibariyle Washington’ın Suriye’ye yaklaşımı bakımından bir şey fark etmiyor. Obama’nın ABD’yi ‘Suriye bataklığı’na bulaştırmaya, daha aktif bir Amerikan rolü üstlenmeye hiç niyeti yok ve daha önemlisi böyle davrandığı için Amerikan toplumundan hiçbir baskı altına girmiyor. <br />
<br />
İngiliz gazetesi The Guardian’da ‘Suriye: Süperdevlet sonrası dönemin ilk ihtilafı’ başlıklı (Syria: the first conflict of the post-superpower era) başlıklı çok çarpıcı ve ilginç bir yazı John Kampfner imzası altında yayımlandı. Yazıda, “Obama için, Suriye’de, (ABD’nin) kayıplarını sınırlamak ve Suriye’den mesafe almak politikası cazibesini kanıtladı. Sorun, ABD hükümetinin bunun bir strateji olduğunu itiraf etmemesinde ve Suriye’nin kerameti kendinden menkul ılımlı muhalefetine ve Türkiye, Katar ve bölgedeki (ABD’nin) Sünni müttefiklerine yanlış umutlar vermesinde” deniyor. <br />
<br />
Yazının daha çarpıcı satırları şöyle: <br />
<br />
“Amerika’nın (Suriye’ye ilişkin) gevşekliği, boşluğu doldurmak üzere İsrail’i işin içine girmeye itti. 5 Mayıs’ta Şam ve çevresindeki hedeflere ağır hava saldırıları sadece Esad’a değil, Hizbullah’a ve hepsinden önemlisi İran’a mesaj vermeyi amaçlıyordu. İsrailliler, ne istemedikleri konusunda gayet açıktılar: Güney Lübnan’da Hizbullah’ın ağır silahlarla donatılması. (Yani, İsrail, kendi jeopolitik alanında statükonun değişmemesini gözetmek istiyordu cç). <br />
<br />
Bununla birlikte, İsrailliler Esad’ın kalmasını mı, gitmesini mi istiyorlar? Beyrut’ta ve bölgenin bir başka yerinde hiç kimse cevabı biliyor görünmüyor. Franklin Roosevelt’in Nikaragua lideri Anastasio Somoza için, ‘O bir orospu çocuğu olabilir ama bizim orospu çocuğumuz’ demiş olduğunu hatırlayalım. İsrail, işgal altındaki Golan Tepeleri’ni gözleyen Esad hanedanından görece olarak memnun; tıpkı Hüsnü Mübarek’in Mısırlıları kontrol altında tutmasından memnun oldukları gibi…” <br />
<br />
Yazıda, İsrailliler ve Amerikalıların İran’ın Suriye üzerindeki nüfuzunun kırılması için yapmayacakları şey olmadığı ve şayet varsa ‘oyun planı’nın Esad’dan kurtulmak, onun yerine hem düzeni sağlayacak ve hem de ılımlı bir muhalefete imkân verecek, Batı’ya daha dostane davranacak, İranlılar ve Hizbullah’a mesafe koyacak birisini onun yerine getirmek olabileceği de ifade ediliyor. Ne var ki, bu pek hayali, ‘too good to be true’ cinsinden bir hesap. <br />
<br />
Hayal kurmayıp gerçeklere baktıklarında ise Obama, Rusya ile haziran başında ‘Cenevre II’ diye nitelenen bir uluslararası konferansı öne çıkarıyor. Bundan bile ‘başarı’ umma hayali görmeyecek kadar gerçekçi bir yandan da. Önceki gün İngiltere Başbakanı David Cameron ile birlikte yaptığı basın toplantısında açık açık söyledi; “(Uluslararası konferansın) başarısı için söz vermiyorum. Bu, önümüzde duran çok zor bir iş. Ama denemeye değer” dedi. <br />
<br />
İngiltere, ABD’nin İsrail’den de önce gelen bir numaralı müttefiki. ‘US-UK hattı’ndan yani ‘Birleşik Amerika-Birleşik Krallık ittifakı’ndan, bunun Washington için her uluslararası ittifakın çekirdeği olmasından söz edilebilir. Obama, Suriye konusunda Washington’dan daha ateşli gözüken Londra’ya bile kendisini bağlamazken, Tayyip Erdoğan’ın ABD politikasını değiştirecek bir etki yapmasını beklemenin pek anlamı yok. <br />
<br />
ABD’nin birlikte hareket etmeyi –söz vermeden ve umut bağlamadan- tasarladığı Rusya’nın Şam’a yönelik bakış açısı ise şu: <br />
<br />
1. Rejimin (yani Başşar’ın) askeri zafer kazanmasından tüm umutlarını henüz kesmiş değil. Hatta, rejim, Şam’da ve yakın çevresinde kaybettiği bazı yerleri geri aldıkça, Rusya’nın askeri çözümden vazgeçmeme umutları da besleniyor. <br />
<br />
2. Rusya, Başşar’ın yıkılması durumunda, onun yerini Suriye’yi Rus çıkarlarının tehlikeyi gireceği bir kaos ortamının alacağını düşünüyor. Kaosu önleyecek bir iktidar değişikliği hazırlığına ikna olmuş değil. <br />
<br />
3. Rusya, ‘Arap Baharı’nı Sünni-İslami güçlerin Ortadoğu’da iktidara gelmesi ve bunun da kendi Kafkasya-Ortaasya ekseninde, başta Çeçenistan ve Dağıstan, birtakım gelişmeleri tetikleyeceğinden korkuyor. <br />
<br />
Obama, Cameron ve Putin’in, üçünün birden el-Kaide bağlantısı An-Nusra gibi örgütlerin Suriye muhalefeti içindeki fiili gücünden rahatsız oldukları ve bu ‘tehlike’ konusunda mutabık oldukları ortada. Bu unsurlara ilişkin olarak, Türkiye’nin net bir tavra sahip olmadığı kanaati bir şekilde Obama tarafından Tayyip Erdoğan’a açıklanacaktır herhalde. <br />
<br />
Bu arada, Suriye direnişinin önemli silahlı güçlerinden (Hz. Ömer) el-Faruk’un komutanlarından birinin, rejimin ordusundan öldürülmüş bir askerin kalbini çiğ çiğ yediği görüntülerinin etkisinin, Tayyip Erdoğan’ın bu konuda sahip olabileceği ikna gücünden çok fazla olduğu açık. <br />
<br />
Kısacası, Tayyip Erdoğan’ın Washington temaslarında beklenti çıtasını, mütevazı bir yükseklikte tutmakta yarar var. <br />
<br />
Not: Bir önceki ve Reyhanlı saldırısına dair siyasi tahlil yazımızdan bir cümle cımbızlanarak, anlamı dışına çıkartılarak sosyal medyada “Vay, Reyhanlı’daki ölülerimize maliyet dedi” ucuz demagojisiyle, şahsıma karşı karalama kampanyası yürütüldü. Koca yazıdan öyle bir anlam çıkartmak için 1) Zekâ özürlü, 2) Kötü niyetli 3) İkisi birden olmak gerekir. Kampanyaya katılanlar, kendilerine uyan seçeneklerden birini işaretleyebilirler. <br />
<br />
<i>*Radikal/15/05/2013</i<<br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Serok Barzanî êrîşa li ser Kurdên Êzdî li Bexda şermezar kir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39888</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img style="WIDTH: 135px; HEIGHT: 99px" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/krp_emblem.jpg" width="135" height="85" alt=""/>Li vê heyvê de eve duyem care ew welatiyên Kurdên Êzdiyên ku li Bexda kar dikin ji aliyê kesên çekdar ve rastî êrîşan tên, ku li encamê da heta niha 14 welatiyên Kurdên Êzdî şehîd bûne.Serokayetiya Herêma Kurdistanê li demek de wan êrîş û tawanên ji aliyê grûpên çekdaran ve ya ser li xelkê bêtawan ve hatine kirin bi tundî şermezar dikîn, heman demî de berpirsiyariya parastina ser û malên xelkê dikevê ser şana dezgehên pêwendîdarên Hikûmeta Federal û pêwîste bi zûtirîn dem rê li geşbûna wan diyardeyên nemirovane bêgirtin û tawanbaran jî radestî yasa bikin ku bigihin sizayên xwe. <br/><br/>Her wiha pêwîste jiyan û mafê hemû pêkhat û ol û mez&#8204;heban jî biparêzê û karên ciddî ji bo dawî anîna vê diyardeya belavbûna kesên çekdarên li Bexda bîne ku bûne tehdîdek li ser jiyan û bexteweriya welatiyan.<br/><br/><strong>Serokayetiya Herêma Kurdistanê<br/></strong>15/05/2013
]]></description>
</item>

<item>
<title>Prof. Gêorgîyê Xudo Mhoyan wefat kir</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39887</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" alt="" align="left" src="http://www.rizgari.com/images/eskere-boyik-bahoz.jpg" width="110" height="100"/><b>Eskerê Boyîk / </b>Ji Ştatên Amêrîkaê yê Yekbûyî cawake nebxêr gihîşte me, 14 ê meha gulanê li bajarê San Dîêgoyê, ji pey nexweşiya giran û dirêj ra, çû li ber dilovaniya Xwedê, doktorê zaniyariya doxtoriyê, profêsor, Ermenistanê da doxtorê zarokayî bi nav û deng Gêorgîyê /Jorayê/ Xudo Mihoyî /Mihoyan/.<div>Prof. Gêorgîyê Xudo sala 1940 li gundê Elegezê, nehiya Aparanê, komara Ermenistanê li malbeteke kurdên êzdî, ya bi nav û deng - mala apê Xudo da hatiye dinê. Ew birayê rehmetî rojhilatzanê mezin prof. Şekroyê Xudo, nivîskar Egîtê Xudo û serokê dibistana gundê Elegezê Tîtalê Xudo  yê biçûk bû. </div><div> </div><div>Ji pey dewî anîna dibistana gund ra ew dikeve înstîtûta bajarê Yêrêvanê ya doxtoriyê û bi qîmetên here bilind xilaz dike.</div><div> </div><div>Piştî temamkirina perwerda xwe, Gêorgîyê Xudo zemanekî kin wek  doxtorê sereke û rêvabirê nexweşxana li nexweşxanên gundê K&#8216;ûçekê nehiya Aparanê, paşê li gundê xwe  Elegezê da kar dike.  </div><div> </div><div><img hspace="8" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/prof-georgio-xudo-mihoyan.jpg" alt=""/>Nexweşxanên gund û goveka karkirinêye teng ne ji bo wî bûn. Tê derdixe ku bêy destanîna zanebûnên doxtoriyêye kûr û bingehîn nikare tam alî nexweşa bike. Cihana zanyaryê ya fire wî berbi xwe dikşînin. Diçe paytextê welatê sovêtê- Moskvayê û li înstîtûta merkezî ya Travmatalogîya û ortopêdya nexweşiyên zaroka da dikeve aspîrantûrayê. Di nava zanyarê welêt yên di wî warîda here pispor, bi serokatî û dersdarya wan têza xweye zanyaryêye ewlin, ya doktorê zanyarya doxtoriyê diparêze. Demeke kin, dîsa li wê merkezê têza doktoriya  duda  di warê nexweşiyên travmatalogîya û ortopêdya zaroka da xweyî dike.</div><div> </div><div>Xebatên Gêorgiyê Xudo yê zanyaryên ji alyê ulmdarên doxtoriyê yê welatê Sovêtê da bilind têne qîmetkirin, wek mêtod û mecalên qenckirina nexweşiyên hestûyaye nû û modêrn. </div><div> </div><div>Ew li înstîtût û nexweşxana Travmatalogîyayê û ortopêdyayê ya bajarê Yêrêvanê da wek serokê para nexweşiyê zaroka derbazî ser xebatê dibe. Ûnîvêrsîtêta doxtorhazirkirinê ya Ermenistanê da dersa dide, navê profêsoriyê distine. Li wê ûnîvêrsîtêtê da tê bijartin wek serokê kafêdira nexweşiyên travmatalogîya û ortopêdya zarokan. Li wezîreta Komara Ermenistanê ya saxlemxweyîkirnê da dibe pêşekzanê komarê yê sereke di warê travmatalogîya û ortopêdya zarokan da.</div><div> </div><div>Sala 1988 a Ermenistanê da erdhejeke pir mezin çê bû. Ew erdhej wek keraseta Spîtakê li bîra evdê Ermenistanê da maye. Ji 20 hezarî zêdetir evd di bin kelefa da hatine qirê, bi deha hezara li nav wanda piranî zarok birîndar û seqet bûn. Xebata here giran para prof. Gêorgîyê Xudo û koma doxtira ki wî serokatî lê dikir ket.</div><div> </div><div>Prof. Gêorgîyê Xudo bîra bi seda zarokên birîndarê erdheja da wek xilazkiryê wan ma. Ewî şev rojê xwe li ber cî-nivînê wan derbas dikir, ku jîyan û saxlemiya  wan vegerîne.</div><div> </div><div>Hedimandina welatê sovêtiyê malbeta rewşenbîrya kurdên Ermenistanê jî hedimand ji hev bela kir. </div><div> </div><div>Sala 2001 ê profêsor Gêorgîyê Xudo jî malêva cîguhestî Ştatên Amêrîkayêye Yekbûyî, bajarê San Dîêgoyê bû. Lê êdî nexweş bû.  Nenihêrî bi dehan xebatê wî yê zanyaryê û mêtodologî li ber destan bûn lê nexweşiya giran gelek xwestin û meremê wî nîvcî hîştin.  </div><div> </div><div>Gêorgiyê Xudo malbeteke rewşenbîr û welatparêz da mezin bûbû. Bîra hevalên wîyê xwedinê da ne dema bi însîyatîva wî u hinek xwendevanên hevalên wî, nîvê salên şêstî li Yêrêvanê komela xwendkarê Kurd hate demezirandin û ew xwe jî kete nava rêvabirîya komelê. Nenihêrî mijûlbûnê ew tim bi aktîvî û xemxurî tevî kar û barê rewşenbîriya Kurd dibû.  </div><div> </div><div>Wî welat û gelê xwe pir hiz dikir .  </div><div> </div>Di xerîbyê, dûr, me stûneke rewşenbîrya Kurdê sovêta berê jî unda kir.
]]></description>
</item>

<item>
<title>Hejmara pêncan ya kovara Dîwar derket</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39886</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/kovara-diwar-hejmara-5-logo.jpg" width="160" height="79" alt=""/>Kovara Dîwar ku ji serê salê ve weşana xwe ya mehane destpêkiribû, hejmara pêncan jî li pey xwe hişt. Mîna hemû hejmarên din, vê carê jî mijareke sereke ya hejmarê hebû. Di bin sernavê <b>&#8222; Li derveyî welat radyo û bernameyên bi kurdî &#8220;</b> de nivîskar û xwediyên ezmûneyên di warê radyovaniyê de ji bo kovarê nivîsandin. <div>Ronî Ardil li ser weşanên radyoyê li Elmanyayê rawestiyaye û bi taybetî rewşa bernameyên kurdî di rdyoya WDR de. Hacî Kardoxî ku yek ji berpirsiyarên radyoya Aşitî ye ku li Ewrupayê weşana xwe dike ji kovarê re behsa radyoya Aşitî dike. Şahînê Soreklî li ser SBS Radyo ya Australyayê nivîsand. Medenî Ferho li ser radyoya Mezopotamyayê ku weku dengî azadî û aşitiyê tê binavkirin nivîsand. Herweha Agirî Soran li ser radyoyên internetê û radyoya Kurdfm nivîsand. Li ser radyoya Rewanê ku bi milyonan kurd hişyarkirin Têmûrê Xelîl ji kovarê re nivîsandiye. Mistefa Xelîl ji Australyayê li ser radyo fm2000 nivîsandiye. Necîb Balayî behsa  serboriyek dûr û dirêj di radyoyên kurdî de dike. Mijar bi nivîsa radyoyên kurdî yên li Turkiyê bi dawî dibe.</div><div> </div><div>Hevpeyvîna hejmarê bi Mîrê stirana klasîkî ya Kurdî Hesen Şerîf re ye.</div><div> </div><div>Di beşê gotaran de Mesûd Serfiraz li ser sedsaliya kovara Rojî Kurd û Omer Dilsoz &#8222;di romanê de detpêk&#8220; nivîsandiye.  Ji bilî wê sê kurteçîrokên Bavê Zozanê û helbesteke Ciwan Nebî bi navê &#8222;di cengê de&#8220; cih girtine.</div><div> </div><div>Ji wêjeya elmanî  Ciwan Qado sê helbestên Gottfried Benn wergerandine kurdî. Cemîl Oguz li ser  belgefimê(Lêgerîna li Zilamekî Şîrîn) ku li Festîvala Fîlman a Navneteweyî ya Stenbolê hatibû nîşandayîn nivîsandiye.</div><div> </div><div>Ji bilî danasîna çend pirtûkên nû, portreya vê mehê ya kovarê nivîskarê kurd, Mulazim Ozcan e, ku niha weku girtiyekî azadiyê di girtîgehên turkiyê de ye. </div><div> </div><div>Ji bo agahiyên berfirehtir li ser kovarê <a href="http://www.kovaradiwar.com">www.kovaradiwar.com</a></div><div></div><div><img src="http://rizgari.com/images/wenenuce/kovara-diwar-hejmara-5.jpg" alt=""/></div>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Reyhanlı katliamı üzerine notlar/2</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39885</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusen-cakir-reyhanli-katliami.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/rusen-cakir-reyhanli-katliami.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Ruşen Çakır*/</b> Reyhanlı katliamını tartışmayı sürdürüyoruz. Önce, dün kısaca değindiğimiz Türkiye&#8217;deki Suriyeli mülteciler konusunu ele alıp ardından diğer başlıklara geçelim.<b> Hassas bir konu: Göçmenler-</b> Hatırlanacaktır, geçen yıl ağustos ayında Suriyeli göçmenlerin en yoğun bulunduğu Hatay, yaşanan bazı sorunlar nedeniyle medyanın ana gündem maddelerinden biri hâline gelmişti. Hataylıların bir kısmı, kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasal, kültürel ve mezhepsel nedenlerle, ama en çok da güvenlik kaygılarıyla göçmenlerden şikâyetçiydi. O günden bu yana yaşananlara baktığımızda mevcut sorunların çözülmek yerine daha derinleştiğini gördük. Bunun en başta gelen nedeni de kuşkusuz Beşar Esad rejiminin, Ankara&#8217;nın tahmin ve ümitlerinden çok daha güçlü ve uzun ömürlü çıkmasıydı. Olay yerinden bildiren meslektaşlarımıza göre Reyhanlılıların çoğu saldırıdan esas olarak Özgür Suriye Ordusu&#8217;nu (ÖSO) ve dolaylı olarak da Suriyeli göçmenleri sorumlu tutuyorlar. Sanmıyorum, ancak Reyhanlı&#8217;nın hedef seçilmesinde, buraya yerli nüfusla neredeyse yarışacak kadar göçmenin yerleşmesine izin verilmesi muhakkak etkili olmuştur. Yine benzer bir şekilde, bu katliamı tezgâhlayanlar yerel halkla göçmenleri birbirlerine düşürmeyi de hesaplamış olmalılar. Nitekim yayın yasağına rağmen (büyük ölçüde de bu yüzden) dolaşıma sokulan bazı dezenformasyon kokan söylentilerin çoğunda Reyhanlılılarla göçmenler arasındaki gerginliğin öne çıkartıldığını görüyoruz.<br />
<br />
Hükümetin Suriye&#8217;den kaçanları misafir etmesini doğru, silahlı muhalefete kucak açıp onlara imkân tanımasını yanlış buluyorum. Hele insani nedenlerle kabul edilen binlerce çaresiz Suriyeli&#8217;yle Baas rejimini devirmek için silahlanan grupların iç içe tutulmasının yanlıştan öte tehlikeli olduğu uyarısını birçok kişi gibi ben de geçen yıl yapmıştım (http://www.rusencakir.com/Yeni-Hatay-sorunumuz-Insani-olanla-siyasi-olan-ic-ice-gecince/1810).<br />
<br />
Hükümetin bu hatayı yapmış olması, kesinlikle Suriyeli göçmenlere karşı düşmanca tavırları haklı gösteremez, meşru kılamaz. Kimilerinde kısmen doğruluk payı olabilir, ama çoğu uydurulmuş hikâyelerle göçmenlerin kendileri için doğrudan tehdit olduğunu söyleyenlere inanmamız asla beklenmemeli. Ortada bir tehdit varsa siyasetçilerden kaynaklanıyordur ve siyasetçilerden hesap sormak yerine çaresiz insanlarla uğraşmak yanlış, ayıp ve utanç vericidir.<br />
<br />
<b> Süreç her şeye rağmen ilerliyor</b><br />
<br />
Düne kadar Erdoğan Esad ile buluşup PKK&#8217;ya karşı ortak strateji geliştirmeye çalışırdı. Bugünse Erdoğan&#8217;ın doğrudan Esad&#8217;ı sorumlu tuttuğu katliam nedeniyle KCK (diğer bir deyişle PKK) ile BDP kınama ve başsağlığı mesajları yayınladılar. KCK&#8217;nın bölgedeki sorunların silahla çözülemeyeceği vurgusu ile BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş&#8217;ın hükümete açık destek vermesi (ki sonradan AKP&#8217;nin Suriye politikalarını eleştirdi ama bu durum ilk mesajın etkisini kırmadı veya kıramadı) özellikle dikkat çekti. Başbakan&#8217;ın da katliam üzerine ilk yaptığı açıklamada &#8220;süreci sabote etmek isteyenler&#8221;e dikkat çekmesi manidardı. Kuşkusuz Reyhanlı katliamının çözüm süreciyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylemek abartılı olacaktır ancak PKK ateşkes ilan edip silahlı güçlerini geri çekme kararı almamış olsa belki bu tür bir saldırı olmayacak veya olsa bile akla ilk olarak, her zaman olduğu gibi PKK gelecekti. Özetle, son katliamla çözüm sürecinin sadece Türkiye&#8217;nin değil Suriye&#8217;nin kaderini de birinci derecede etkileyeceğini bir kez daha görmüş olduk.<br />
<br />
<b> Zamanlamanın anlamı</b><br />
<br />
Özellikle AKP&#8217;nin iktidara gelmesinden sonra yaşanan başta terör eylemleri olmak üzere neredeyse her kritik olayın hemen ardından yapılan ilk &#8220;analizler&#8221;de zamanlamaya dikkat çekilir. Bir parça tembellik, bir parça beceriksizlik ve bir parça da çaresizlik ürünü olan &#8220;zamanlama manidar&#8221; lafının hiçbir olayı sahiden açıkladığı da görülmemiştir. Fakat Türkiye büyük, karmaşık bir coğrafyanın ortasında sorunlara boğulmuş bir ülke olduğu için mutlaka &#8220;zamanlama manidar&#8221; cümlesini haklı gösterebilecek yaşanmış veya yaşanması muhtemel olay ve gelişmeler de vardır. Dolayısıyla bu tamamen işlevsiz klişenin daha çok kullanılacağı da aşikâr. Nitekim Reyhanlı katliamı sonrasında da böyle oldu. Saldırının Erdoğan&#8217;ın Washington ziyareti öncesine ve Amerikan NBC televizyonuna verdiği mülakatın sonrasına denk gelmesi &#8220;manidar&#8221; bulundu. Ama en manidarı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&#8217;nun da ilk iş olarak zamanlamaya dikkat çekmesi oldu. Saldırı bir hafta önce veya sonra yaşansaydı Davutoğlu benzer bir açıklama yapar mıydı bilemiyoruz ancak kendisinin yine saldırı sonrası, saldırıdan hükümeti sorumlu tutanlara yönelik olarak &#8220;twitter hesaplarını biliyoruz&#8221; demiş olmasını da not ediyoruz.<br />
<br />
<i>*VATAN/ 15.05.2013 </i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>TSK'nın görmediği görüntüler</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39884</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/15/fft78_mf1456866.Jpeg><img src= http://i.radikal.com.tr/670x348/2013/05/15/fft78_mf1456866.Jpeg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a><b>Akif Beki*/</b>TSK belki görmüyor, belki ısrarla görmezden geliyor, belki görmek bile istemiyor. Yahut belki de memleketin iyiliği için görmemesi gerek.Genelkurmay açıklamak zorunda kaldı ki “Teröristlerin sınır ötesine çekildiğine dair ellerinde herhangi bir bilgi ya da görüntü yoktur.”Olasılıklar muhtelif. Bir ihtimal, “Her şey de bizden habersiz yapılıyor kardeşim, sonradan öğreniyoruz bunları” diye serzenişte bulunuyorlardır. Resmen pozisyon alıp “Görmedik, duymadık, bilmiyoruz” siperine de yatmış olabilirler.  
“Bize çaktırılmadan olup bitsin hepsi” mealindeki kriptolu bir mesaj olması da muhtemeldir. <br />
<br />
“Bakın görmezden geliyoruz, görürsek sizin için de bizim için de iyi olmaz, ayaklarınızı çabuk tutun” mesajı yolluyor olmaları da mümkün haliyle. <br />
<br />
Basitçe yasak savmak, bela def etmek için de yapmış olabilirler o açıklamayı. <br />
<br />
Komuta kademesinin resmi tutumunu, bir belgeyle savcıya, hâkime karşı kayda geçirme mahiyetinde. <br />
<br />
Yarın gelebilecek bir ‘görevi ihmal’ soruşturmasını, bugünden komutanların başından savuşturmak için yani. <br />
<br />
“Sakın yanlış anlamayın, biz yasal görevlerimizi aynen yerine getiriyoruz ha” diyerek yargının yanında muhalefete de şifreli mesaj göndermeleri olasıdır. <br />
<br />
Her halükârda muhatap Kandil’dir, yargıdır ya da siyasettir. <br />
<br />
Ama ne hikmetse medyamız üzerine alınıyor. <br />
<br />
TSK belki görmüyor, belki ısrarla görmezden geliyor, belki görmek bile istemiyor. Yahut belki de memleketin iyiliği için görmemesi gerek. <br />
<br />
Hayır, medya o görüntüleri göstere göstere basıyor. <br />
<br />
PKK’lıların sigara molası, sırt çantalarıyla dönüp dağlara vurması, dereden atlaması, çaydan geçmesi, ormanda piknikçilerle rastlaşması, sınırın diğer tarafında merasimle karşılanması vesaire. Foto-roman tadında kare kare işliyorlar. <br />
<br />
Ne olur ne olmaz, gözlerden kaçmasın diye, üstüne “TSK’nın görmediği görüntüler” başlığı atmayı da ihmal etmiyorlar. <br />
<br />
Olasılıklar yine muhtelif. <br />
<br />
Ya ‘barış için demokrasi’yi çok şiddetle savunuyorlar -ki tüm bu çabalar, alttan alta nasıl hararetle desteklediklerinin bir göstergesidir- ya “Aman savcı beyler Bahçeli’ye uyup harekete falan geçmesin, süreci baltalamasın, memleket için çok fena olur sonra” demek istiyorlar. <br />
<br />
Ya dertleri, komutanları gammazlamak değil. Aşırı dostane uyarıyorlar, “Sen görmüyorsun paşam ama bak neler oluyor, savcılar görür mörürse başın belaya girmesin” demeye getiriyorlar. <br />
<br />
Ya da yalnızlık korkusundandır. “Bak toplanmış gidiyorlar, biz burada iç düşmansız sıkılmayalım sonra, TSK’ya açık adres verelim de hepsi bir aradayken tepelerinde uçsun, bakarsın geri gelirler” gibisinden bir iyi niyet işi de olabilir. <br />
<br />
Genelkurmay’ı dürtmek, taciz ede ede uyandırıp çekilmekte olan PKK’lıların üzerine saldırtmak gayretleri de olasılık dahilinde. <br />
<br />
Fakat bana göre çok zayıf bir olasılıktır. Çözüm sürecini canı gönülden desteklerken böyle bir kötülüğü çağırmak, akıllarının en ücra köşesinden bile geçmez. <br />
<br />
Sizce hangi ihtimal daha doğrudur? Niye o fotoğrafları inatla TSK’nın gözüne sokmaya çalışıyorlar? Amaçları ne olabilir? <br />
<br />
Bilene, bir hafta dağ bayır geze geze bedava Kandil gezisi var.<br />
<br />
<i>*Radikal/15/05/2013</i><br />

]]></description>
</item>

<item>
<title>Jinên Kurd ji bo Çavdêrîya Vekişîna Hêzên PKK li Bestayê Kon Vedan </title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39883</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/jinen-kurd-kon-vedan-besta.jpg" width="135" height="95" alt=""/>Jinên Tevgera Azad û Demokratîk (JTAD) û jinên BDP&#8217;ê ji bo çavdêrîkirina vekişîna çekdarên PKK&#8217;ê li Bestayê kon vedan. Jinan diyar kir ew ê heta mehekî di van konan de nobeta aştiyê bigrin.Bi qasî 200 jin tevli vê çalakiyê bûn. Kon li Bestaya Şirnexê hate danîn. Li ser navê jinan Zeynep Kayaş axivî. Kayaş, bal kişand di sala 1999&#8217;an de dema hêzên PKK&#8217;ê vekişane rastê bombebaranê hatine û bi qasî 600 PKK&#8217;iyan di van bomberanan de jiyana xwe ji dest dane. Kayaş, got ji bo ku careke din ev êrîş pêk neyên û PKK&#8217;î bikaribin bi saxî û silametî vekişin wan biryara danîna çadiran daye û wiha axivî: &#8220;Em ê weke çavdêr û muzakerevan li van çadiran nobeta aştiyê bigrin. Em ê çavdêriya operasyonên dewletê bikin.&#8221;<br />
<br />
Parlamentera BDP&#8217;ê ya Amedê Nursel Aydogan jî di çadirê de amade bû. Aydogan, da zanîn ew ê weke jinên BDP&#8217;ê gav bi gav vekişîna gerîlayan di cih de bişopînin û wiha berdewam kir: &#8220;Ger di vekişînê de pirsgirêkek, tengasiyek çêbibe, mudaxaleyek çêbibe, dê şer û pevçûneke ji berê mezintir derkeve. Helbet di şer û pevçûneke wiha de herî zêde dê jin bedelên giran bidin. Çimkî di hemû şeran de herî zêde jin êşê dikişînin. Em jin û dayik naxwazin êdî zarokên me di van şeran de jiyana xwe ji dest bidin.&#8221; <br />
<br />
<i>PNA-G.M/S.K</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Daxuyaniya W.Pêşmerge derbarê vekişîna gerîlayên PKK</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39882</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/wezareta-pesmerge-vekesina-pkk-daxuyani.jpg" width="135" height="101" alt=""/>Wezareta Pêşmerge yê Herêma Kurdistanê derbarê vegera gerîlayên PKK`ê bo nava axa Herêma Kurdistan`ê daxuyaniyek belav kir.Di daxuyaniyê de amaje bi wê yekê kir ku helwesta Wezareta Pêşmerge ya Hikûmeta Herêma Kurdistan`ê derbarê proseya aştiyê ya di navbera Hikûmeta Turkiye û Partiya Karkerên Kurdistan`ê de bi awayê giştî heman nêrîn û helwesta serokatiya Herêma Kurdistan û Hikûmeta Herêma Kurdistanê ye.<br />
<br />
Eve navroka daxuyaniyê ye:<br />
<br />
Wezareta Pêşmerge ya Herêma Kurdistanê ragihand ku, Hikûmeta Turkiye û Partiya Karkerên Kurdistanê (PKK) bo çareseriya aştiyane ya pirs Kurd li Turkiye di gotûbêjan de ne ku di qonaxa sereke ya rêkeftina navbera herdu aliyan de itîrafkirina bi mafên netweî ya gelê Kurd li Turkiyê ye, ji ber vê çendê pêngava yekem agirbest û ragirtina şerê di navbera herdu aliyan de ye, lewra PKK dîlên artêşa Turkiye beriya demekê azad kir û çend pêngavên cûre cûr ji aliyê Hikûmeta Turkiyê  û PKK ve hatin avêtin û hîna pêvajoya çareseriya aştiyane berdewame.<br />
<br />
Di daxuyaniyê Wezareta Pêşmerge dibêje: Careke din em têkest dikin ku em wek wezareta Pêşmerge beşek ji Serokatiya Herêma Kurdistan û Hikûmeta Herêma Kurdistanê ne lewra nêrîn û û helwesta me jî ji ya wan ne cuda ye ku em piştevaniya li proseya çareserkirina aştiyane bo çareserkirina pirsa kurd li Turkiye dikin.<br />
<i>Xendan</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>Serok Barzanî Û Emar Elhekîm Civiyan</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39881</link>
<language>kurdish</language>
<description><![CDATA[
<img hspace="4" align="left" src="http://rizgari.com/images/wenenuce/amar-al-hakim-mesud-barzani.jpg" width="145" height="87" alt=""/>Duh li Selahedînê Serokê Kurdistanê birêz Mesûd Barzanî pêşwaziya Serokê civata bilind ya îslamiya Îraqê Emar Elhekîm û heyeteke pê re kir.Di destpêka hevdîtinê de Emar Elhekîm perse û serxweşiyên xwe pêşkêşî Serok Barzanî kir û pişt re her du alî rewşa siyasiya Îraq û peyvendiyên heyî yên di navbera Hikûmeta fedral û Hikûmeta Kurdistanê de nirxandin.<br />
<br />
Di beşeke din ya civînê de meseleya hilbijartinên Parêzgehên Îraqê jî hate şîrovekirin û di vê derbarê de Serokê civata bilind ya îslamiya Îraqê Emar Elhekîm ragihand ku, encamên hilbijartinan ev yek îsbat kirin ku, xelk evro daxwaza ewlekarî û aramî û dabîn kirina xizmetgozariyan dike û piştgîrî li diyalog û bihevre jiyanê dike û her cure xwe feriz kirinek jî red dike.<br />
<br />
Li hember de jî Serokê Kurdistanê birêz Mesûd Barzanî nêrînên xwe yên di derbarê pêşve birina peyvendiyên navbera Hewlêr û Bexdayê anî ziman û behsa encamên hilbijartinan jî kir û got: Evro xelk gehêştiye asteke bilind ya hişiyarî û gelek bi başî dikare biryar li ser çarenûsa xwe bide.<br />
<br />
Di derbarê prosesa siyasiya Îraqê de jî her du alî tekez li ser vê yekê kirin ku, dibe prosesa siyasiya Îraqê were serrastkirin û li gorî pîwanên hevbeşî û hevsengî were birêvebirin.<br />
<i>Ktv</i>
]]></description>
</item>

<item>
<title>FT: Türkiye ABD'ye başkaldırıyor</title>
<link>http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=39880</link>
<language>turkish</language>
<description><![CDATA[
<a href=http://rizgari.com/images/wenenuce/tc-abd-ye-baskaldiriyor.jpg><img src=http://rizgari.com/images/wenenuce/tc-abd-ye-baskaldiriyor.jpg align=left width=125 hspace=5 vspace=5 border=0></a> <b>Rizgarî Online/</b> Financial Times gazetesi yazarlarından Daniel Dombey'nin kaleme aldığı bir makalede, Türkiye'nin Washington ve Bağdat'a kulak asmayıp Federe Kürdistan Bölgesiyle  bir enerji anlaşması imzaladığı belirtiliyor.BBC Türkçe servisinin internet sitesinden aktardığına göre Financial Times gazetesinde yer alan ve 'Irak'ın daha da bölünmesine yol açma ihtimalinden dolayı Amerika'yı korkutan anlaşmanın Ankara tarafından kilit önemde görüldüğünü' öne süren makale şöyle: Türk devlet enerji şirketlerinin Kuzey Irak'ta bulunan petrol ve doğalgaz yataklarında pay sahibi olabilmesi için Ankara'yla Bölgesel Kürt Yönetimi arasında bu yılın başlarında bir anlaşmaya varıldığını birkaç Türk yetkili doğruluyor. Bu yetkililer anlaşmanın hâlâ oldukça hassas olduğunu ve bu yüzden de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Washington'a bu hafta gerçekleştireceği bir ziyaretten önce açıklanmasının olası olmadığını da ekliyor. <br />
<br />
Erdoğan'ın ziyareti, Irak'ta ortamın gerildiği bir döneme denk geliyor. <br />
<br />
Türkiye'nin kendi Kürt toplumuna yönelik açılımlar yaptığı bir dönemde hazırlanan anlaşma, Ankara'nın enerji zengini Kuzey Irak'taki nüfuzunu arttırırken ülkenin büyük büyüme hedeflerine ulaşmasına da yardımcı olabilir. <br />
<br />
Erdoğan geçmişte anlaşmayı iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir mutabakat olarak tasvir etmişti. <br />
<br />
Kürt yetkililer de yakın ilişkilerden memnun. Biri, Kürt Yönetimi'nin diğer komşularla sorunlarına dikkat çekercesine 'Doğru konuşalım: Türkiye dış dünyaya açılan penceremiz. İran, Suriye ve Irak'ın diğer bölgeleriyle sorunlu ilişkilerimize bir bakın. Türkiye bölgede büyük bir kuvvet ve şimdi yaptığı gibi iyi bir politika seyredecekse neden müttefiki olmayalım?' diyor. <br />
<br />
Ama Bağdat'taki Merkezi Irak Hükümeti, izni olmadan bir enerji anlaşmasının imzalanmasının anayasaya aykırı olduğunu söylüyor. <br />
<br />
Washington da Kürtler ve Türkler arasında bir anlaşma imzalanmasını engellemek için çok çaba sarf etmişti. O kadar ki, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry, Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'yi Mart ayında arayıp Bağdat'ın onayı olmadan Türkiye veya herhangi bir tarafla bir anlaşmaya imza atılmaması yönünde uyarmıştı. <br />
<br />
Konuştuğumuz Türk yetkili ise 'Belli konularda ABD'den farklı düşünüyoruz. Stratejik ve milli çıkarlarımızın söz konusu olduğu bir mesele hakkında bu kadar sert konuşamazlar' dedi. <br />
<br />
Amerikalı yetkililer Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin daha da dışlanması durumunda Irak'ın İran saflarına yaklaşacağı; bu sırada Kürt Yönetimi'yle ilişkilerinse daha fazla yıpranacağından endişe ediyor." <br />
<br />
<i>RO/Cemil Süphan</i> <br />

]]></description>
</item>

</channel>
</rss>